MŞ FACEBOOK PAYLAŞIMLARI-2

GERÇEK ŞOKU

Hayal dünyasında kurgulanan ve yüceltilen bir kişi, kurum veya iş ile ilk karşı karşıya gelindiğinde, o kişi, kurum veya işi çok yakından tanıma durumunda kalındığında uğranılan ilk olağanüstü hayal kırıklığına “Gerçek Şoku” denir.

Kişi, çocukluğundan beri hayal ettiği, mutluluk hayalleri kurduğu, hayalinde yücelttiği bir işteki ilk gününde, amirlerinden veya kıdemli meslektaşlarından ilk fırçayı yediği, ilk anlayışsızlığı gördüğü an, gerçek şokuna girer, dünyası kararır, sevinci mateme dönüşür, akşam evine, ailesine bitmiş tükenmiş olarak döner.

Lise mezunu genç, çok olumlu hayaller kurduğu ve bin bir engeli aşarak kazandığı üniversitedeki ilk gününde, üniversite güvenlik görevlilerinden veya öğrenci ileri görevlilerinden ya da daha ilk dersine girdiği hocadan okkalı bir fırça yediği, aşağılandığı, küçümsendiği, kişiliğine hakaret edildiği anda gerçek şokuna girer, dünyası yıkılır, kendisini yapayalnız çaresiz hisseder.

İki sevgili birlikteliği evliliğe götürebilmek için, birbirlerinden zayıf, eksik, kusurlu ve yetersiz yönlerini gizler, üstün yönlerini ön planda çıkartırlar. Birbirlerini yüceltmede başarılı olurlarsa nikah gerçekleşir. Eğer yeni evli çift, ertesi gün yüzleri bir karış asık olarak güne başlamışlarsa, çok büyük bir olasılıkla gerçek şokuyla karşılaşmışlar. Geleceklerinin karardığını hissetmişlerdir.

Daha yüzlerce benzer örnek geliştirilebilir. Yönetim, organizasyon, beşeri ilişkiler, insan kaynakları ve diğer ilgili bilimleri özümsemiş ve hayata geçirmiş ülkelerde, işe yeni girenlerin gerçek şokuyla karşılaşmaması için, onlara günlerce, güler yüzlü, tatlı dilli uzmanlar tarafından “İşe Alıştırma Eğitimi” verilir, çalışacakları iş tanıtılır ve çalışacakları ortamlar sevdirilmeye çalışılır.

YA TÜRKİYE’DE? Türkiye’de hangi uygulama bilim ışığında yapılıyor ki? Özellikle girişimciler, amirler ve kıdemli memurlar, her uygulamanın en iyisini, bilimsel kaynaklardan ve gelişmiş ülkelerin uzmanlarından çok daha iyi bilirler!

******

Türkiye’mizde her kişi, her kurum, her yapı, her işleyiş, her uygulama ve her amir stres (gerilim) faktörüdür. Cinnetlerin çoğalmasının nedeni başka yerde aranmamalıdır.

******

Lisedeki masamda Y. Kemal’in İnce Mehmet romanını gören Askerlik hocamız, beni komünist suçlaması ile disipline vermişti ve ihtar almıştım.

******

POLİTİKACI-BÜROKRAT ÇATIŞMASI ÖRNEĞİ

Türkiye’nin ilk 5 yıllık Kalkınma Planını hazırlayan eski Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı rahmetli Osman Nuri Torun hocamdan dinlemiştim.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra DPT kurulmuştu. Darbeden sonra Osman Nuri Torun DPT müsteşarı, rahmetli İsmet İnönü de başbakan olmuştu. Her yıl %5 kalkınma hızının hedeflendiği, hem DPT müsteşarı hem de başbakan tarafından Türk halkına ilan edilmişti.

Başbakan İnönü, bir seçim propagandası konuşmasında mevcut vergilerde bir artırıma gidilmeyeceğini söyleyince, ertesi gün DPT müsteşarı O. N. Torun, mevcut vergi oranlarında bir artırıma gidilmeyecekse, kalkınma hızı %5 değil %3 olur demişti.

Bunun üzerine başbakan İnönü, Torun’u huzuruna çağırıp, “Ben halka kalkınma hızının %5 olacağı ve vergi oranlarının da artmayacağı konusunda söz verdim” demiştir. Müsteşar ise başbakana yanıt olarak, “Sayın başbakanım,bir bürokrat olarak iktisat bilimi açısından yaptığım bütün hesaplar, vergi oranları artırılmazsa kalkınma hızının en çok %3 olacağını gösteriyor” demiştir. Başbakan ise, “Ben halka söz verdim, sözümden asla dönmem” demiştir.

Ertesi gün radyoda ve basında, DPT müsteşarının görevinden istifa ettiği haberi yayınlanmıştır.

Dönemin sonunda, kalkınma hızının %5 değil, %3 olduğu resmen açıklanmıştır.

******

Büyüklük; makam, unvan, şöhret ve varlık açısından yükselirken doğaya, sanata,halka,  güçsüze, yoksula ve adalete karşı küçülmekle kazanılır.

******

Tanrının özenle yapılandırdığı ve dünyaya gönderirken işletim sistemini yüklediği  insanı anlamak ve anlatmaktan daha büyük üstünlük yoktur.

******

Bırakılan eserlerle sonsuza kadar yaşamak ölümsüzlük, bir b.k makinesi olarak yaşayıp toprağa gitmek ise, fiziki ölümdür. Toprak, sonsuzluk?

******

AZ BİLME-ÇOK BİLME-DOLAR VE LİRA FİYATI

Cumhuriyetin ilk 15 yılında devleti, öğrenmek isteyen bir kadro yönetmiş ve 1 dolar hep 1 lira olarak kalmıştır.

Daha sonraki dönemlerde, üç askeri darbe olmuş ve asker zihniyeti ile devlet yönetimi,1 doların 1.410.000 liraya satılmasına yol açmıştır.

Son 15 yılın ilk başlarında liradan 6 sıfır atılarak 1 dolar 1,4 lira yapılmıştır. Ancak devlet yönetiminde, öğrenmek isteyen, bilgiye aç kadro yerini, giderek artan oranda, iktisat dahil her konuyu bildiğini düşünen kadroya bırakınca, 1 dolar 2,5 liranın da üstüne çıkmaya başlamıştır.

SÖZÜN ÖZÜ: “İş ehline bırakılmalıdır.”

********

YAŞAR KEMAL YAŞIYOR

Hiçbir ırkın, dinin, milletin kulu, kölesi, adamı olmaksızın yaşayan; eserleri, fikirleri, idealleri, düşünceleri ve eylemleriyle ayrım gözetmeksizin tüm insanlığın, yoksulların, çocukların, barışın, doğanın daha da güzelleşmesi için çalışan gerçek insanlar ölmez ki!

******

MURPHY YASASI: Ekmeğin yağlı tarafına düşmesi, halının değeri ile doğru orantılıdır.

*****

YÖNETİM LABİRENTİ (MANAGEMENT MAZE)

Labirent: Onlarca, yüzlerce karışık yol ve geçitler nedeniyle içinden onlarca, yüzlerce, binlerce denemeden sonra çıkılabilen yer.

Yöneticinin aile çevresi, yöneticinin dış çevresi, yöneticinin örgüt çevresi ve söz konusu çevrelerin kendine özgü yapıları, işleyişleri, karmaşıklıkları, yönetim alanını içinden kolay kolay çıkılamayacak bir labirente dönüştürür.

Yöneticilerin çok büyük bir kısmı, daha labirentin özelliklerini bile kavrayamadan labirentin içinde kaybolurlar, serseme dönerler, ne yapacaklarını, hangi yöne gideceklerini bilemezler. Sorunlar giderek içinden çıkılmaz bir hale dönüşür, kartopu gibi büyür, başarısızlıklar herkes tarafından açıkça görünmeye başlar. Labirentte yolunu kaybeden zavallı yöneticiler, ya emekliliklerini istemek ya yöneticilikten çekilmek ya da başka bir kuruma geçmek zorunda kalırlar.

*****

“Güzele bakmak sevaptır.” YANLIŞ

“Güzel bakmak sevaptır.” DOĞRU

“İyi niyet korunur.” Hukuk kuralı.

“Kötü niyet korunmaz.” Hukuk kuralı.

******

Yöneticiler aptal oldukları için, yönetilenleri aptal sanırlar. Yöneticilerin üstünlüğü, akıllarından değil ellerindeki güçten kaynaklanır.

******

Kısım 1 CANDİDE

Kısım 2  

Kısım 3  

Candide veya L’Optimism (İyimserlik) Aydınlanma Çağının ünlü Fransız filozofu Voltaire’in 1759 yılında yazdığı en önemli eserlerinden birisidir.  

Alman filozofu Leibniz, evrendeki varlıkların en iyisinin dünyamız ve dünyamızın içindekiler olduğu tezini savunmuş ve iyimserliği sistemleştirerek bir felsefe haline getirmiştir.

Voltaire ise, bu teze karşı çıkar ve Candide ya da diğer adıyla İyimserlik adlı eserini yazar.

Saf ve temiz anlamına gelen Candide adlı eserinde Voltaire, eserin kahramanına bütün dünyayı gezdirir. Arkadaşları Pangloss ve Martin’le birlikte Almanya’dan Hollanda‘ya, İtalya‘ya, diğer ülkelere ve en sonunda da Türkiye‘ye kadar giden Candide, bu gezileri sırasında bin bir felaketle, acıyla ve kötülükle karşılaşır.

Başından geçen onca acı ve çok kötü olaylara rağmen, dünyanın içindekilerin tümünün “iyi”  olduğu inancında ısrar eden Candide, bu katı fikrinden ancak, Türkiye’ye geldikten sonra vazgeçer. Türkiye’de bir derviş Candide’ye “Bahçemizi iyileştirelim” der. Demek ki, insanlar iyileştirmedikçe, dünyada iyi, iyilik ve iyimserlik yoktur.

Türkiye, her olay, olgu ve gelişmenin sürpriz olduğu ve hiç kimsenin yarın ne olacağını tahmin edemediği bir belirsizlik ortamına girmiştir.

******

GENÇLER DAHA ÇALIŞKAN VE DAHAVATANSEVERDİR

Mustafa kemal, 35 yaşında Çanakkale Geçilmez Destanını yazdı, 38 yaşında Samsun’a çıkmış, 39 yaşında TBMM’sini kurmuş, 40 yaşında Sakarya Savaşını kazanmış, 41 yaşında Dumlupınar zaferiyle düşmanı denize dökmüş, 42 yaşında da Türkiye Cumhuriyetini kurmuş ve 57 yaşında ölmüştür.

ÖNERİ: İç Güvenlik Yasası tasarısına derhal şöyle bir madde konulmalıdır: TBMM’inde 57 yaşına giren millet vekilinin vekilliği son bulur.

******

KADIN

Postmodern değerlendirmede, kadın biyolojik ve duygusal olarak erkekten üstündür. Bu nedenle, erkeğe henüz “tamamlanmamış kadın” olarak bakmak daha gerçekçi bir yaklaşımdır.

Bu kesin gerçek ışığında postmodern bir insan, kadınların haklarını tanıyarak bu hakların korunması amacıyla eşitsizliklerin ortadan kaldırılması için mücadele etmelidir.

Kadınlar gününü tüm içtenliğimle kutlar, kadın haklarının her alanda ortadan kaldırılmasını dilerim.

MURPHY YASASI: Eğer bazı işlerin ters gitme olasılığı varsa, bunların en çok zarar vereni gerçekleşir.

******

PARADİGMA FELCİ

Her çağın kendine özgü yazılı ve yazılı olmayan genel kabulleri, kuralları, varsayımları, değerleri, olaylara bakış açıları, kavrayış ve anlayış biçimleri vardır. Bunların tümüne birden paradigma denir.

Çağlar değiştikçe eski paradigma giderek başarısız olmaya ve yeni bir paradigma devreye girmeye başlar. Başka deyişle yeni paradigma, eskisini geçersiz kılacak şekilde tüm kalıpları yıkar ve kendi kurallarını yürürlüğe koyar. Bu duruma paradigma değişimi denir. Örneğin, bir zamanlar dünya saat pazarının en büyük payına sahip Swiss firması, tüketicinin artık tıklama sesi duyulmayan saatleri tercih etmeye başladığını algılayamamış ve paradigma felci geçirerek, pazarını Japon elektronik saat firmalarına kaptırmıştır.

Aynı şekilde, Osmanlı İmparatorluğu, dünyadaki Rönesans, reform ve 1789 Fransa İhtilalinin değiştirdiği yeni paradigmaları algılayamamış ve en sonunda paradigma felci geçirerek yıkılmıştır.

Bugün itibariyle Türkiye halkının yaklaşık yarısı, 2000’li postmodern yılların paradigmasını algılayamamakta ve ülkenin giderek tansiyonu yükselmektedir. İster inanın isterse inanmayın. Türkiye’nin tıpkı  Afganistan, Tunus, Libya, Mısır veya Suriye gibi bir paradigma felci geçireceğinden korkulmaktadır.

ATASÖZÜ: Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı.

********

Padişah Deli İbrahim, havuzdaki balıklara para atmaya başlamıştı. Bazıları da çılgın mantıkla Türkiye’deki alıklara nara atmaya başlamıştır.

*******

BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ BİR YANIT

Mustafa Kemal Atatürk’e bir basın mensubu şu soruyu sorar:

“Sizinle birlikte yola çıkanlar, silah arkadaşlarınız, en samimi dostlarınız, makam ve mevki verdiğiniz insanlar, sizi yarı yolda bıraktılar, öyle değil mi?”

“Hayır, beni hiç kimse yolda bırakmadı. Hepsinin beni anlama sınırı vardı. O sınıra geldiler ve daha ötesine geçemediler.”

Acaba insanlık tarihinde böyle bir soruya, böyle bir yanıt verebilen bir lider olmuş mudur?

Güncel Türkiye üst yönetiminde makam ve mevki sahibi olanların Atatürk’ü azıcık bile anlayamamalarının gerçek nedeni, dahinin mükemmel yanıtında gizlidir.

*******

So far so good: İşler yolunda, bu güne kadar hepsi iyi, buraya kadar çok iyi.

Öyle mi? Ben de “Başlayan biter” diyorum. Bekle ve sonunu gör.

******

MŞ ŞİİR DENEMESİ


Aldıkça alır, verdikçe alır;

Bininciyi verir,

Bin birinciyi veremezsin;

Ne arkadaşlık, ne dostluk ne de vefa kalır;

Yine de ver, yine ver,  bir daha ver, hep ver;

Veren mutluluğu, alan bilmem neyini bulur.

*******

YÖNRTİMDE KOORDİNASYON=UYUMLAŞTIRMA=DÜZENLEŞTİRME=EŞGÜDÜM

Koordinasyon,  belirli bir amaca ulaşmak için tüm farklı bileşenler (unsurlar=öğeler) arasında bağlantı, ilişki, ahenk, düzen, uyum ve eşgüdüm sağlamaktır.

Koordinasyonu gerçekleştiren kişiye koordinatör denir. Örneğin, bir orkestrada birbirinden farklı sesler çıkaran çok çeşitli enstrüman (çalgı) vardır. Orkestranın çok güzel bir müzik eseri sunabilmesi için, orkestra bileşenlerinin  (çalgıların) eserin bütününü ya da müzik sanatını çok iyi bilen bir orkestra şefi tarafından koordine edilmesi gerekir. Değilse, çalgıların her birisi ayrı telden çalacağı için, ortaya güzellik değil, tam tersine bir çirkinlik, bir curcuna, bir başarısızlık çıkar.

Aynı şekilde, devleti çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma amacı için, birbirinden çok farklı tüm devlet bileşenleri (unsurları) arasında sağlam bağlantılar, anlamlı ilişkiler, ahenk, düzen, eşgüdüm ve uyum sağlanmalıdır.

Çağdaş devlet yönetiminde koordinasyon görevi, Cumhurbaşkanlarına verilmiştir. Görevinin gereğini çok iyi bilen bir Cumhurbaşkanı, başta siyasi partiler olmak üzere tüm devlet bileşenleri (unsurları) arasında tarafsız bir bütünlük, bir bağlantı, bir ilişki, bir ahenk, bir düzen ve bir uyum gerçekleştirmeye çalışır.

Cumhurbaşkanları, tarafsız bir yaklaşımla devlet bileşenleri arasında bütünlüğü, uyumu, ilişkiyi, bağlantıyı, ahengi, eşgüdümü ve düzeni gerçekleştiremezse, her bileşen farklı amaçların peşine düşmeye başlar ve devlet giderek çelişkili eylemlerin içinde bocalar durur.

******

AŞK-SEVGİ VE SEVGİ TÜRLERİ

Aşk, bir başka varlığa karşı duyulan bağımlılık, derin tutku, aktif içsel güç.

Sevgi: İnsandaki yaratıcı gücün kaynağı olan hormonsal enerji.

Sevme: Sevgi uygulamasında insanlık, bilgi birikimi, kültür, olgunluk ve özveri gerektiren çok ince, gizemli ve mükemmel sanat dalı.

Kardeşçe sevgisi: Sorumluluksaygı ve başka insanların iyiliğini düşünme davranışları içeren sevgi.

Ana sevgisi: Annenin çocuğuna duyduğu koşulsuz ve karşılıksız sevgi.

Cinsel sevgi: Karşılıklı koruyuculuk, onaylama ve verme davranışlarını içeren sevgi.

Öz sevgi: Diğer bütün sevgi türlerin ön koşulu olan ve “Kendini sevmeyen başkasını sevemez” özdeyişiyle ifade edilen sevgi.

Tanrı sevgisi: Bütün insanları yaratan, rızıklarını veren, esirgeyen, yargılayan ve olumlu davranışları ödüllendiren, olumsuz davranışları cezalandıran, ayrılıkları ve izolasyonları birleştiren yüce yaratıcı güce duyulan sevgi.

*******

TRAFİKTE İNSANLAR ÇOK YOĞUN SİSTE ÖNÜNÜ GÖREMEZLERSE NE YAPARLAR?

YANIT: Arabalarını yolun güvenli bir sağına çekerler ve sis dağılıncaya kadar beklerler.

Türkiye’de bir saat, bir gün, bir ay, bir yıl sonra ne olacağını göremeyen insanlar, kazanımlarını daha da kaybetmemek için güvenli bir liman aramakta ve orada sis dağılıncaya kadar beklemeyi tercih etmektedirler.

*******

DOĞAL DENGE

Evrendeki tüm olaylar gibi, ekonomik olaylar da bir doğal dengede karar kılarlar. Şu veya bu nedenle bozulan denge, çelişen güçlerin savaşıyla tekrar yeni koşullarda tekrar dengeye gelir.

Türkiye’de döviz arzı ve döviz talebi dengesi bozulmuştur. Bu dengeyi yapay müdahalelerle tekrar dengelemeye çalışmak boşunadır. İktisat biliminin kendi doğal yasalarına göre yeniden bir döviz dengesi oluşuncaya kadar, halk fakirleşmeye devam edecektir.

******

OSMANLI DIŞ BORÇLARI İLK NE ZAMAN BAŞLADI VE NE ZAMAN ÖDENDİ?

Osmanlı İmparatorluğu, Kırım Savaşının finansmanı için, 1854 yılında İngiltere’den 200.000 Sterlin alarak ilk dış borcuna imza atmıştır. Borçlanmanın tadına ve kolaycılığına alışan Osmanlı, biriken borçlarını ödeyemez duruma düşünce, 1881’de kendi vergi kaynaklarının tümünde vergilerin toplanmasını yabancılara bırakan Düyun-u Umumiye anlaşmasını imzalamıştır.

1914 yılında Osmanlı Devletinin dış borcu, kısa vadeli borçlar hariç 142 milyon sterlin olarak tespit edilmiştir.

Osmanlı Devleti yıkılınca dış borçları, Osmanlı topraklarında yeni kurulan devletler arasında paylaştırılmış ve en büyük borç da yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetine yüklenmiştir.

Türkiye Düyun-u Umumiye’ ye olan borcunun son taksitini, ilk dış borcun alınmasından tam bir yüzyıl sonra, 25 Mayıs 1954′ te ödemiştir.

NOT: Osmanlı Yönetimi, dış borçlarının önemli bir kısmını yeni görkemli bir saray yapımında ve eski sarayların iyileştirilmesinde kullanmıştır

******

MUSAİT SÖZCÜĞÜNÜN KULLANILDIĞI  CÜMLE ÖRNEKLERİ

Bu sözlük yazarı müsait. Bu gazeteci müsait. Bu yargıç müsait. Bu savcı müsait, Bu avukat müsait. Bu baba müsait. Bu gümrük memuru müsait. Bu polis memuru müsait. Bu öğretim üyesi müsait. Bu bakan müsait. Bu müdür müsait. Bu müsteşar müsait. Bu imam müsait. Bu muhtar müsait……….

Oooooohhhhhh be herkes müsait!

*******

1963’de İstanbul Üniversitesindeki felsefe hocam. “Arkadaşlar ben 40 bin liralık namusluyum.”

“Ya 41 bin? dedim.

“Daha teklif eden olmadı.”

*******

Kalite, müşteriye verilen namus sözüdür. Sözünde durmayan işletme namussuzdur, sahtekardır, kumarbazdır, düzenbazdır, yalancıdır, hırsızdır.

******

MURPHY YASASI: Firmaların taahhüt ettiği servis şartları abartılıdır.

******

İngiltereli bir STK’nın raporuna göre, dünyanın en zengin 85 kişisi, en fakir 3.5 milyar insandan daha fazla servete sahiptir. Ali Akdemir.

******

En bağımsız, en adil, en şaşmaz ve en acımasız yargıç, insanın kendi vicdanıdır. Yargıçlar hafifletici nedenler bulabilir, ama vicdan asla.

******

Anlatım, konuyu ayrıntılarıyla bilmeyi gerektirir. İyi bilmeyen, yanilerle açıklamaya çalıştıkça anlaşılmaz hale getirir, kafayı karıştırır.

******

Bilimsel gerçekleri bulmanın anahtarı sorgulamadır. Örneğin Newton, “Elma niçin göğe düşmüyor?” sorgulamasıyla yer çekimi yasasını bulmuştur.

******

KADER

Doğal veya yapay tüm yasalar,  önceden yazılmış ve kader olmuştur. Ancak, tüm varlıklar içinde yalnızca insanlar, yasalar karşısında kendi kaderini kendisi yazsın diye özgür bırakılmıştır. Bu nedenle, insanların başına önceden yazılanlar gelmiyor, insanın kendi iradesiyle gerçekleştirdiği olaylar yazılıyor.

“İnsanların başına önceden yazılanlar gelmiyor, insanın kendi iradesiyle gerçekleştirdiği olaylar yazılıyor.” Örneğin, adam öldürene katil olacağı, önceden yazılmamıştır. Ancak, kişinin kendi iradesi ile bir insanı öldürme olayı yazılıyor.

*******

İNSANIN ÇAĞDAŞ OLUP OLMADIĞI DÖRT SÖYLEVİNDEN ANLAŞILIR

  1. İnsanın sanat hakkındaki söylevi
  2.  İnsanın bilim hakkındaki söylevi
  3. İnsanın politika hakkındaki söylevi
  4. İnsanın aşk hakkındaki söylevi

İnsanın sanat, bilim, politika ve aşk kavramları hakkındaki konuşmaları çağdaş evrensel değerlere uygunluk gösteriyorsa, o insan bu çağın insanıdır. Göstermiyorsa, zavallı insan eski çağlarda kalmış demektir.

*****

BÜTÜN UYGARLIĞA İHANET ÖRNEĞİ

“Bir insan, yerde bir iğne görüp de eğilip yerden almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanette bulunmuş olur. Nedeni, o bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru, el emeği vardır.” Alain Badiou.

ANI: Rahmetli Annem, pirincin taşını ayıklarken yere düşen bir pirinç tanesini bulmam için bana dakikalarca arama yaptırtmıştı.

******

Benim sağla, solla, iktidarla, muhalefetle ve diğer yapay yapı ve işleyişlerle hiçbir bağım yoktur. Kadim aşkım, doğal yapı ve işleyişlerdir.

******

KIYASLAMA (BENCHMARKİNG)

Kıyaslama, kendi sınıfındaki en iyi yapıyı, işleyişi, ürünü  veya üretim sürecini arayıp bulmayı; kendi yapısını, işleyişini, ürününü veya hizmetini sınıfının en iyisiyle karşılaştırıp mukayese etmeyi; yapı, işleyiş, ürün veya üretim sürecinde iyileştirmeler yapma konusunda tavsiye almayı veya örnek almayı içeren bir yönetim kavramıdır.

Anadolu Üniversitesindeki PİNO işletmesi, dünyaca ünlü McDonald’s işletmesini kıyaslamış ve tüm tasarımlarında onu örnek almış ve başarılı olmuştur.

YANLIŞ KIYASLAMA

Devletin bir anonim şirket gibi yönetilmesini istemek, yanlış kıyaslama örneğidir. Nedeni, anonim şirketin amacı kâr maksimizasyonudur. Devletin amacı ise, kesinlikle kâr maksimizasyonu (ençoklaması) değildir. Devletin amacı; halkın iç ve dış güvenliğini sağlamak, ülkede adaleti, bütünlüğü ve sosyal barışı gerçekleştirmektir. Eğer devletin amacı sosyal fayda değil de anonim şirketlerdeki gibi kâr maksimizasyonu olsaydı, dış borçlardan kaynaklanan hacizden kurtulmak için, tüm vatanı satıp sonra aynı vatanı kiralama yoluna  (Finansal Kiralama) bile gidilebilirdi.

Dünya tarihinde bir anonim şirket gibi yönetilmiş veya yönetilmekte olan bir devlet yoktur, hiç olmamıştır ve olmayacaktır. Nedeni, sosyal fayda amacı yerine kâr amacı geçerse ne güvenlik, ne adalet, ne bütünlük ne barış kalır.

******

ÖĞRENMEYİ ÖĞRETME

İlk, orta, lise, üniversite, yüksek lisans ve doktora olmak üzere tam 22 yıl yalnızca öğretildim, ama hiç eğitilmedim. Sonra çıkış yolunu, birbirinden bütünüyle farklı çok çeşitli kitap ve makaleleri okuyarak, kendi kendimi eğitmekte ve kendi kendime öğrenmekte buldum. O zaman bana 22 yıl boyunca öğretilenlerin de yanlış olduğunu gördüm.

Öğretimde doğru olan şudur: Kendisi öğrenmeyi iyi bilen gerçek öğretmenlerin öğrencilere, “Öğrenmeyi Öğretmesi.”

Dünyada en mükemmel eğitim ve öğretim sistemine sahip Finlandiya, öğrencilerine öğrenmeyi öğretiyor, o kadar. Asla hiç ama hiç ezber yaptırtmıyor.

******

“ŞEY” VE “NOKTA” BOŞ KÜMELERİ

“Şey ve “Nokta”, boş küme örnekleridir. İçeriği olmayan bu boş kümeleri cümlelerinde kullananlar, derinlemesine bilgi sahibi olmayan boş insan olduklarını, farkında olmadan itiraf etmiş olmaktadırlar.

Şey ve nokta kolaycılığına kaçmayınız. Fikirlerinizi ifade ederken kurduğunuz cümlelerde “şey            “ boş lafı yerine en azından “varlık” sözcüğünü ve “nokta” boş lafı yerine de en azından “konu” sözcüğünü kullanınız.

Ben ilke olarak, fikirlerini açıklarken  “şey” ve “nokta” boş kümelerini kullanan insanlara bilgi açısından eksik not vererek, kendilerini asla dinlemiyorum.

******

MURPHY YASASI: Ne zaman bir iş yapmaya kalkışsanız, ondan önce yapılması gereken başka bir iş çıkar.

*******

YA TUTARSA


1900’lü yılların başında Avrupa’nın büyük güçleri olan Alman İmparatorluğuAvusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğuRusya İmparatorluğuBirleşik Krallık (İngiltere), İtalya Krallığı ve Fransa Cumhuriyeti, amansız bir emperyalist devlet politikası sürdürmekteydiler.

Söz konusu güçlü devletler, iki gruba ayrılmış ve 1.Dünya savaşı adı verilen felaket bir savaşa girişmişlerdi. İtilaf grubu Birleşik KrallıkFransa Cumhuriyeti ve Rusya İmparatorluğu; İttifak grubu ise Alman İmparatorluğuAvusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı’ndan oluşmaktaydı. Anacak İtalya Krallığı, sonradan savaşa girmemeyi tercih etmiştir. ABD ise, savaşın bitimine yakın  6 Nisan 1917’de Almanya’ya savaş ilan ederek 1.Dünya savaşına katılmıştır.

Bu dönemde Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakki Partisi tarafından yönetilmekteydi ve partide Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa ne derse o oluyordu. Özellikle Enver Paşa, bütün Türk dünyasını tek bayrak altında toplama gibi bir hayal (Turancılık) taşımaktaydı. Çok koyu bir Alman hayranı olan Enver Paşa, savaşı Almanya’nın kazanacağına kesin olarak inanmış ve kaybedilen Osmanlı topraklarını geri almak umuduyla Almanya’nın yanında savaşa girmeye tek başına karar vererek Osmanlı İmparatorluğunu savaşa sokmuştur.

Göle yoğurt mayası karıştıran Nasrettin Hoca’nın “Ya tutarsa” umudu gibi, Tek adam Enver Paşanın “Ya Almanya galip gelirse” umudu da boşa gitmiş ve Emsali görünmemiş bir Çanakkale Savunmasına gelinmiştir.

Çanakkale destanının komutanı Mustafa Kemal’in, Osmanlı İmparatorluğunun 1.Dünya savaşına girmemesi gerektiği yönündeki fikirleri ve çabaları, o günkü yönetim tarafından dikkate bile alınmamıştır.

DEVLET YÖNETİMİNDE ASLA KUMAR OYNANMAZ. ÇAĞDAŞ DEVLET ASLA TEK ADAMIN KARARLARIYLA YÖNETİLMEZ. ÇAĞDAŞ DEVLET VİZYONLA VE MEŞVERETLE (DANIŞMA KURULLARIYLA) YÖNETİLİR.

********

Bugün kendi çocuklarını askere göndermemenin bir yolunu bulanlar, o günlerde yaşasalardı kendi çocuklarını Çanakkale’ye gönderirler miydi?

******

MUSTAFA KEMAL 7 DÜVEL (DEVLET) İLE SAVAŞTI VE GALİP GELDİ

Çok büyük Türk komutanları olan Alpaslan, Osman Gazi, I. Murat, II. Murat, II.Mehmet (Fatih), I.Süleyman (Kanuni) yalnızca tek bir devletle savaşarak zafer kazanmışlardır. Nur içinde yatsınlar!

Mustafa kemal ise Çanakkale’de, 7 muazzam devletle savaşarak zafer kazanmıştır. Aynı şekilde Kurtuluş savaşını da Lozan Antlaşmasına imza koyan 7 muazzam devlete yokluk içinde yapmış ve zafer kazanmıştır. Nur içinde yatsın.

*******

MOTİVE EDİLECEK (GÜDÜLENECEK) İNSANIN ÖNÜNE KONULAN ÖDÜLLERİN VEYA CEZALARIN ETKİSİ

İnsanları üretken davranışlara yöneltmeye motivasyon denir. Yöneticiler motive edecekleri insanlara, ödüllendirme vaadinde veya cezalandırma tehdidinde bulunurlar.

Eğer motive edilecek insanlara, bir süre belirli davranışları gösterirler ve başarılı olurlarsa kendilerine para, varlık, makam mevki, unvan ve benzerlerinin verileceği söylenirse, o insanlar dönemin sonunda verileceği belirtilen ödülleri almak için üretken davranışlarda bulunurlar.

Eğer motive edilecek insanlara, yasaklanmasına rağmen belirli davranışlarda bulunurlarsa kendilerinin para, varlık, makam mevki, unvan ve benzerlerinden mahrum bırakılacakları, hatta para cezasına veya hapis cezasına çarptırılacakları söylenirse, o insanlar ceza almamak için kurallara uygun üretken davranışlarda bulunurlar.

Ödüllendirme ve cezalandırmanın her ikisi de kısa dönemde başarı sağlar. Ancak, cezalandırma tehdidi ile motivasyon seçeneğini uygulayan yöneticiler, uzun dönemde cezalandırma uygulamalarının acı faturalarının çok acı bedellerini mutlaka ödemek durumunda kalırlar.

*******

MURPHY YASASI: Sıkışmışsa zorlayın, eğer kırılırsa zaten değiştirilmesi gerekiyordu.

******

Zeki bakışlarında, ne debdebeden, ne gösterişten, ne aşağılık duygusundan ve ne de kendini beğenmişlikten bir iz vardı. O’nu, öyle sevdim.ki!

*******

. QUANTUM MEKANİĞİ

Sözlük anlamıyla “Quantum”, enerjinin bölünemez en küçük parçasıdır.

Sözlük anlamıyla “Mekanik”, kuvvetlerin maddeler ve hareketler üzerine etkisini inceleyen fizik dalıdır.

Postmodern fizikte “Quantum mekaniği”; madde ve ışığın, atom ve atom altı düzeylerdeki davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır. Bu bilim dalı, moleküllerin, atomların ve bunları meydana getiren elektron, proton, nötron, quark, gluon gibi parçacıkların özelliklerini açıklamaya çalışır.

Quantum kuramı, fizik bilimine “belirsizlik ilkesi”, “anti madde”, “Planck sabiti”, “kara cisim ışınımı” “dalga” gibi postmodern kavramlar getirerek, geleneksel fizik bilgisini temelinden sarsmış ve geleneksel fizikte bilinenlerin değiştirilmesine sebep olmuştur.

SONUÇ: GELECEK “QUANTUM”DUR. BAŞKA DEĞİŞLE, OLABİLECEKLERİN TÜMÜNÜN ŞU ANDA OLMA İHTİMALİ BİRBİRİNE EŞİTTİR.

********

Varlıkları ve olayları göründükleri gibi görme alışkanlığını terk etmedikçe yeni fikir, kavram, tanım, tasarım geliştirme olasılığı sıfırdır.

*******

MURPHY YASASI: Kredi alabilmek için önce krediye ihtiyacınız olmadığını kanıtlamanız gerekir.

*******

Yapay sistemler kendilerine ait değildir. Kendilerini tasarlayıp yaratanlara aittir. Biz de bize ait değiliz. Bizi tasarlayıp yaratana aitiz

********

Her başlayışın bir oluş süresi vardır. Oluş anından önce harekete geçmeye sabırsız davranış, oluş anını beklemeye ise sabırlı davranış denir

*******

DOĞUMDAN SONRA HAYAT OLDUĞUNA İNANIYOR MUSUN?

Ana rahminde iki ikiz kardeşten biri diğer kardeşine soruyor;

“- Doğundan sonra hayat olduğuna inanıyor musun?”

“- Hayır inanmıyorum, ya sen, sen doğumdan sonra hayat olduğuna inanıyor musun?”

“- Evet. Ben doğumdan sonra hayat olduğuna bütün kalbimle inanıyorum.”

“- Saçma. Buradan başka bir yerde, yani öte dünya dediğin bir yerde bir hayat yoktur.”

“- Var mıdır yok mudur doğunca görürsün ama, iş işten geçmiş olur.”

*******

Bir problemin temel çözüm yolunu sezinlemek, problemi diğer insanlara anlatabilmekten ve çözüm yolunu göstermekten çok daha kolaydır.

********

Ülkeleri, palavralarıyla ilginç görünen yazarlar ve politikacılar değil, gerçek sanat ve bilim insanları çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırır.

*******

Türkiye’nin sorunu, sayısı çok az bilge insanları hep kuşku içinde kıvranırken, sıradan insanlarının kendi vizyonlarından emin olmalarıdır.

******

İHTİYARLIĞIN NEDENİ

İnsanların çok büyük bir kısmı, her geçen yıl daha da yaşlandıklarını sanıp üzülürler. Oysa yaşamadıkça yaşlandıklarını bilip üzülmelidirler.

*******

Pati başkanlarının millet vekillerini seçtiği göstermelik parlamenter sistemlerde hiç kimsenin yaşamı, özgürlüğü, mülkiyeti güvende değildir

********

KOCA RAGIP PAŞA (1698-1763)

III. Osman ve III. Mustafa döneminde yaklaşık 6 yıl sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamı, diplomat, şair, kütüphaneci ve çevirmendir. Şu şiiri atasözü gibi hale söylenir:

“Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler.”

Merd: Özü sözü doğru

Kıpti: Çingene

Sirkat: Hırsızlık

Şecaat: Yiğitlik

“Özü ve sözü doğru olan çingene, yiğitlik taslarken hırsızlığını sayar döker.”

SÖRU: ŞİMDİ DURUP DURURKEN BEN BU SÖZÜ NİÇİN SÖYLEDİM Kİ?

YANIT: BİLMEM Kİ! İÇİMDEN BÖYLE SÖYLEMEK GELDİ İŞTE.

“İşte kazandıkları (günahları)ndan ötürü zâlimlerden bir kısmını diğer bir kısmının peşine böyle takarız.” (6/Enâm, 129)

******

MURPHY YASASI: Lağım kapağı biraz aralanırsa, havaya pis kokular fışkırır , insanlar ne yapacağını şaşırır ve kusma isteği duyarlar.

——-

HAZCILIK VEYA HEDONİZM

Kıvrım kıvrım biçimlerin, dalların, çiçeklerin, ırmakların, derelerin ve vücutların meydana getirdiği şaşırtıcı dolambaçların içinde insanın kendine bir yol açabilmesi ve birbirine geçmiş varlıkların sarmallarını izlemesi ne kadar da haz verici!

******

KOKUŞMA (CORRUPTİON)

Hangi sistem olursa olsun, işlemeye başladığı andan itibaren bozulma da başlar. Bu kaçınılmaz olguya yönetim biliminde “Entropi” denir. Eğer önlem alınmazsa, bozulma kokuşmaya başlar ve sistemin adı da Kokuşmuş Siteme dönüşür.

******

EN KISA FIKRA

“- Annem anneni genel evde görmüş.”

*****

HANGİSİ DOĞRU?

“ – Partimin iyiliği için elimdeki yolsuzluk belgelerini, ancak ilk seçim tarihinden sonra Cumhuriyet Savcılarına veririm.”

“ – Milletimin iyiliği,  hukuka saygı ve saçı bitmemiş yetim haklarını koruyup gözetme ilkesi açısından elimdeki yolsuzluk belgelerini derhal Cumhuriyet Savcılarına veririm.”

YANIT-1: Kabile kültürüne göre davranan insanlar açısından 1.seçenek doğrudur.

YANIT-2: Evrensel uygar standartlara göre ve evrensel çağdaş ahlak kurallarına göre davranan insanlar açısından 2.seçenek doğrudur.

YANIT-3: Çıkarlarını ön planda tutan ve kabile çıkarları için her yol mubahtır kültürüne göre davranan insanlar açısından her iki seçenek de doğrudur.

*******

İNANDIRICILIĞINI YİTİREN İNSANLAR, NOTER SENEDİ İLE GÜVENİLİR OLMAYA ÇALIŞIRLAR

CHP lideri K. Kılıçtaroğlu, iktidara gelirse emeklilere ikramiye vereceğini noter senedi ile garanti ederek inandırıcı olmaya çalışıyorsa, halkın kendisine ve söylevlerine hiç inanmadığını peşinen kabul ediyor demektir.

*******

MURPHY YASASI: Devletlerin, işletmelerin, organizasyonların, derneklerin ve partilerin içinde neler olup bittiğini aslında hiç kimse bilmez.

******

GAZİ DEVLETİN İÇİNE GİREN FİLERİN KENDİ EKSENLERİ ETREFINDA BİR KEZ DÖNMELERİ

Mustafa Kemal, içinden 23 ayrı devlet çıkarılan bir İmparatorluktan kurtarabildiği toprağın üzerinde tam 13 yıl gece gündüz çalışarak,  T.C markası taşıyan bir devlet kurmuştu. Yeni devletin her kurumunu bir züccaciye dükkânını döşer gibi yerli yerine oturtmuştu. Devlet çağdaş uygarlık düzeyine doğru şahlanmış gidiyordu.

Bu pırıl pırıl parlayan güzel züccaciye dükkânına, 13’er yıl arayla çeşitli filler girdi ve kendi eksenleri etrafında bir kere dönüp çıktılar. T.C markalı gazi devlette kırılmadık yapı, bozulmadık işleyiş kalmadı.

********

MURPHY YASASI: Kolay görünüyorsa zordur. Zor görünüyorsa feci şekilde imkânsızdır.

*******

“Mülkiyet hırsızlıktır.” Fransız kuramcı Proudhon. “Mülk Allah’ındır.” Kur’an. “Parsel parsel eylemişler dünyayı” Aişık Mahsuni.

*******

Doğayı en iyi taklit eden kişi en iyi sanatçı, tasarımcı, mühendis ve yöneticidir. Örneğin, kuşu en iyi taklit eden en iyi uçak mühendisidir

*******

SEÇİM PROPAGANDALARI OY VERECEKLERİN İHTİYAÇLARI GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULARAK HAZIRLANIR

(1) Seçmenlerin yaklaşık %51’i fizyolojik ihtiyaç düzeyinde ise, seçmenlerin gelirlerinin artırılacağı, örneğin her bayram emeklilere birer maaş ikramiye verileceği noter senedi ile temin edilir, herkese aş ve iş verileceği çokca söylenir.
(2) Seçmenlerin yaklaşık %51’i güvenlik ihtiyacı düzeyinde ise, seçmenlerin tümünün sigortalı yapılacağı, hepsinin ev sahibi yapılacağı, hepsinin can ve mal güvenliğinin sağlanacağı çokça vurgulanır.
(3) Seçmenlerin yaklaşık %51’i ait olma ve sevgi ihtiyacında ise, seçmenlerin halkın hizmetkârı olan güçlü ve şefkatli bir devlete ait olduğu ve bundan sonra da hep olacağı, ailelerin ve çocuk sahibi çalışan kadınların korunup gözetileceği vurgulanır. Özellikle, seçmenlerin ait olduğu dinin yüceliği, inançlı seçmene hoş gelen ayetlerle, dini sözlerle, dini jargonla ve benzeri konuşmalarla çok coşkulu bir sesle sürekli olarak haykırılır.
(4) Seçmenlerin yaklaşık %51’i saygınlık ihtiyacı düzeyinde ise, seçmenlere mensubu oldukları devletlerinin çok güçlü olduğu, çevresindeki devletler içinde en itibarlı devlet olduğu, güçlü bir ekonomisinin ve ordusunun olduğu, dış güçlerin bu güçlü devletten korktukları için ülke içinde karışıklıklar çıkardığı ve benzeri söylevlere ağırlık verilir. 
(5) Seçmenlerin yaklaşık %51’i kendi idealini gerçekleştirme ihtiyacı düzeyinde ise, seçmenlere sanatın ve sanatkârların, sanatseverlerin, sinemacıların, aktör ve artistlerin, yazarların, çizerlerin, mucitlerin, kütüphanelerin, sanat galerilerinin, tiyatroların ve benzerlerinin destekleneceği çokça vurgulanır.

SONUÇ: Siyasi partilerin söylemlerine bakarsanız, Türkiye seçmeninin yaklaşık yüzde kaçının hangi ihtiyaç düzeyinde olduğunu kolayca anlayabilirsiniz.

*******

MUHALEFET HİÇ İNANDIRICI DEĞİL

Yaklaşık 1,5 ay önce, “Bu yasa asla çıkmayacaktır. Ne pahasına olursa olsun direneceğiz. İç tüzüğün bütün imkanlarını kullanacağız. Falan filan……..” gibi efelenmelerle mangalda kül bırakmayan tüm muhalefet, yine sözünde duramadı. Dün muhalefetten çok az milletvekilinin katıldığı oturumda yasa kabul edildi.

*******

NEYZEN TEVFİK (18791953)

Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla, sansür tanımaz küfürlü şiirleriyle, taksimleriyle, besteleriyle ve saz semaileriyle tanınan çok büyük bir eleştirmen ve ney üstadıdır.

Bir Neyzen Tevfik kıtası:

İhtiyarlık ile gençlik diyerek,
Şu hayâtı ikiye böldürme!
Ey büyükten de büyük Allâhım,
Benden evvel s..imi öldürme

MŞ: Amin

*******

MİLLETVEKİLİ=MEB’US

Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler.
Künyeni almak için partiye ettim telefon,
Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us dediler!

NEYZEN TEVFİK

*****

MURPHY YASASI: Komünizm ve sosyalizm, kârsız ve zararsız yaşanabileceği varsayımı üzerine kurulmuştur.

*******

MUTSUZ ANLAR

İnsanın kendisini mutsuz hissettiği anların tümü yönetimden kaynaklanır.

  1. İnsan trafikte mutsuz ise, trafik çok kötü yönetiliyordur.
  2. İnsan ailede mutsuz ise, aile çok kötü yönetiliyordur.
  3. İnsan ilişkide mutsuz ise, ilişki çok kötü yönetiliyordur
  4. İnsan işte iş çok kötü yönetiliyordur.
  5. İnsan devlet dairlerinde mutsuz ise, devlet daireleri çok kötü yönetiliyordur.
  6. İnsan belediye hizmetlerinde mutsuz ise, belediye hizmetleri çok kötü yönetiliyordur.
  7. İnsan geçinirken mutsuz ise, ekonomi çok kötü yönetiliyordur.
  8. İnsan adalet ararken mutsuz ise, adalet sistemi çok kötü yönetiliyordur.
  9. İnsan ülkesinde mutsuz ise, ülkesi çok kötü yönetiliyordur.
  10. İnsan nerede mutsuz ise, orası çok kötü yönetiliyordur.

YUKARIDA SIRALANANLARIN KANITI: Uluslararası tarafsız güncel bir araştırmaya göre, Türkiye mutsuz insanlar sıralamasında en aşağıdan üçüncü olmuştur.

*******

İNSAN HAKLARI EVRENSEL SÖZLEŞMESİNİN ÖNEMİ

Eğer bir ülkenin insanlarının yaklaşık yarısı kendilerini mutsuz hissediyorsa bunun nedeni, o ülkeyi yönetenlerin “İNSAN HAKLARI EVRENSEL SÖZLEŞMESİNE” inanmadığında ve ülkede o sözleşme hükümlerini uygulamadığında aranmalıdır.

******

İçimizde hala “ilkel” (sonradan toplumun yüklemediği) birtakım doğallıklar kalmışsa, az da olsa mutlu olabilmenin bir yolunu bulabiliriz.

******

PLAN TÜRLERİ

  1. Planlamada zaman temel alınırsa, adı program olur.
  2. Planlamada para temel alınırsa, adı bütçe olur.
  3. Planlamada teknik temel alınırsa, adı yöntem olur.

PLANLAR İKİYE ATRILIR

  • SÜREKLİ KULLANILAN PLANLAR
  • Prosedür
  • Usul
  • Yöntem
  • Strateji
  •  
  • BİR KEZ KULLANILAN PLANLAR
  • Bütçe
  • Program
  • Proje
  • Taktik
  •  

**********

MURPHY YASASI: Çok büyük hayranlık ve saygı duyduğun birisi derin düşüncelere dalmış görünüyorsa büyük olasılıkla öyle yemeğini düşünüyordur.

Büyük bir sanat eserinde, sanatçının iletmek istediği gizi algılayamayan kişi, sanattan anlamadığı halde anlarmış gibi rol yapmaya çalışır.

*******

HİÇLİK MAKAMI

Büyük bir bilgeye, kendini beğenmiş bir adam yukarıdan bakarak sorar;

“- Kimsin?”

“-Hiç.”

Bu kez bilge, kendisini küçümseyen makam sahibine sorar;

“-Ya sen kimsin?”

“- Belediye başkanı”

“- Sonra ne olacaksın?”

“- Büyükşehir Belediye başkanı olacağım”

“- Daha sonra ne olacaksın?”

“- Başbakan.”

“- Peki, daha sonra ne olacaksın?”

“- Daha sonra Cumhurbaşkanı olacağım.”

“- Peki, ondan sonra ne olacaksın?”

Artık makam kalmadığı için mağrur adam boynunu büküp;

“-Hiç.” Demiş.

Bilge kişi;

“- O halde bana niçin küçümseyerek bakıyorsun ki? Ben senden çok önce senin yıllar sonra gelebileceğin makam olan HİÇLİK MAKAMINA gelmiş bulunuyorum.”

******

ÇAĞ ATLAMA ÖNERİSİ

ÇAĞ ATLAMA ÖNERİSİ

19.yüzyılı 20 yüzyılda yaşayacaklar gibi yaşayıp ölenler nasıl bir sonraki çağı yaşayabilmişlerse, siz de 21.yüzyılı 22.yüzyılda yaşayacaklar gibi yaşayarak çağ atlayabilen ileri görüşlü insanlardan olunuz.

Sakın 21.yüzyılı 19.yüzyılda yaşamak isteyenlere özenmeyin. Onlar, hala 21.yüzyılda binecek atlar varken binmeyip  lüks otomobillere binmeyi tercih eden gericilik tüccarı yalancılardır.

*******

SIGMUND FREUD SANKİ HAKLI GİBİ

  • Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirirseniz, ilk vazgeçeceği insan siz olursunuz.
  • Bir insanı unutabilirsin; bir insanın sana neler yaptığını da unutabilirsin; ama o insanın sana ne hissettirdiğini asla unutamazsın.

******

EYYY A. EDISON ALLAH SENDEN RAZI OLSUN!

1881 yılında A. Edison, New York’ta ilk elektrik dağıtım şebekesini kurdu. Böylece elektrik enerjisinin sanayide, evlerde, ulaşım sistemlerinde ve diğer alanlarda kullanılması gerçekleşmiş oldu.

31 Mart 2015 öğleden önce Türkiye genelinde elektrik kesildi. A. Edison Müslüman olmadığı için Cennete gidemeyecek diyenler bile çok madur oldular, adeta isyan eder duruma geldiler.

Allah A. Edison’dan razı olsun. Cennet mekanı olsun.  Nur içinde yatsın. Yalnız kendisine değil, bunun yanında tüm insanlığa yararlı olduğu için, kendisine Cehennem cezası hiç yakışmıyor.

******

 “Söylediklerinizin hiçbirine katılmıyorum; fakat bunları söyleme hakkınızı ölünceye kadar savunacağım.” Fransız Filozofu Voltaire.

******

ADALET

“Adalet evrenin ruhudur.” Ömer Hayyam. Yer küre, yörüngesi Ay’a karşı çekim gücünü adaletsizce azaltmış olsa, evrende düzen ve ruh mu kalır?

******

Kanuni Sultan Süleyman, sadrazamı İbrahim Paşayı istediği gibi kullanamaz olunca, kitabına uydurup idam etmişti. Tarihten ders alınmalı.

********

Türkiye’nin tüm liderleri, amirleri, memurları ve halkı, çağdaş uygarlık değerleriyle hareket edeceklerine yemin ettiler. İnanmayın NİSAN-1.

*******

31 MART VAKASI (OLAYI)

31 Mart Vakası, II. Meşrutiyet‘in ilanından sonra İstanbul‘da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadırRumî Takvim‘e göre 31 Mart 1325’te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır.

******

TÜRKİYE’NİN SİSTEMLERİ

Halkının çoğunluğu Hıristiyan ve ateist olan Avrupa ülkelerine çok sık aralıklarla geziler yapıyorum ve kendi gözlerimle görüyorum. Ayrıca söz konusu ülkeleri basından, TV’den ve makalelerden izliyorum. Tüm sistemleri çağdaş uygarlık standartlarında kusursuz işliyor.

Halkının % 99’unun Müslüman olduğu sık sık tekrarlanan Türkiye’de gayri meşru kartel sistemi, mafya sistemi ve rüşvet sistemi dışındaki tüm sistemleri, standartların çok ama çok altında çok kötü ve çok sinir bozucu şekilde işliyor. Neden?

YANIT: Türkiye’de insan malzemesi bozuktur. Bu kumaştan kusursuz bir elbise çıkmaz, çıkamaz.

******

MURPHY YASASI: Para çekme makinasına geldiğinizde önünüzde mutlaka kuyruk olur, ama sizden sonra hiç kuyruk olmaz.

******

ALLAH RAHMET EYLESİN ŞAİR VE BESTECİ KAYAHAN

Seni versinler ebediyete bizi vursunlar
Sana Cennetin yolları bize kurşunlar

MŞ ŞİİR DENEMESİ

Geçici hazları tattıkça tatmak ister,

Yedikçe yer doymazdım;

Eğer dünyada bana da ölüm olduğunu bilseydim;

Yalnızca vermeyi, kim olursa olsun vermeyi sever;

Taş üstüne taş koymazdım.

******

KILIK VE KIYAFETİN BAŞARIYA KATKISI

“Yalova Valisi’nin giysisini (kıyafetini) beğenmeyerek sınıftan kovduğu öğretmen Halil Serkan Öz, ‘Öğretmene Saygı Yürüyüşü’nde fenalaşarak hayatını kaybetti.” Radikal 03/04/2015 23:29.

ABD Devlet Başkanı Barack Obama’nın ve diğer ABD devlet büyüklerinin, kot pantolon ile halkın arasında gezdiğini hemen herkes, TV’de görmüştür.  Bizim Cumhurbaşkanlarımızı, başbakanlarımızı ve valilerimizi de kot pantolon ile görebildiğimiz gün, Türkiye’de de başarının kılık ve kıyafet ile hiçbir ilgisinin olmadığını anlayacağız.

******

Türkiye’deki herhangi bir insan, herhangi bir makama atandığı an, kendisine şeytandan bir vahiy gelir ve her konuyu en iyi bildiğini sanır.

********

Devletin değişmemesini isteyen politikacılar, ateşli değişiklik taraftarı olurlar ve iktidara gelirler, sonra da düzeni asla değiştirmezler.

********

HİPOTEZ

Cumhurbaşkanlarımız, başbakanlarımız, siyasi parti liderlerimiz, valilerimiz, diğer bürokratlarımız, kısacası hepimiz, eğitim ve öğretimlerimizin her aşamasında, bir de yeteneğimize uygun sanat dalında eğitilip, öğretilip yetiştirilseydik ve boş zamanlarımızda resim, heykel, beste ve diğer güzel sanatlardan birisi ile meşgul olup doyuma ulaşmanın tadını tatsaydık, Türkiye daha güzel yaşanılır bir ülke olurdu.

*******

Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;
Halden anlar bir dost gelip falı görünce;
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.

Ömer HAYYAM

*****

HİPOYEZ

Hipotez, bilimsel araştırma yöntemlerinde olaylar arasında ilişkiler kurmak ve olayları bir nedene bağlamak yönünde tasarlanan bir önermedir. Bilimsel bir ifadenin hipotez kabul edilebilmesi için sınanabilmesi gerekir. Deney ve testler sonucunda sürekli olarak aynı sonucu veren hipotezlere “teori” (kuram) denir.

*********

RÜYAMDA ŞEYTANI GÖRDÜM BANA ŞUNLARI SÖYLEDİ

“Türkiye’de rüşvet, yolsuzluk, yalan, iftira, baskı, zulüm, kıyım, torpil ve kayırma-yandaş olmayanı dışlama, israf, saltanat, hukuksuzluk, anti-demokratik düzen yoktur.”

*********

LAKAYDİLİK

Lakaydilik: Değer ve önem vermeme, aldırış etmeme.

Şu an; toplum tam anlamı ile bir lakaydilik örneğidir. Dejenere olmayan bir yapı ve işleyiş yok gibidir. Toplumun milli ve manevi değerleri yozlaşmış gibidir. Fuhuş, kumar, alkol, kaçakçılık, sapıklık, uyuşturucu, rüşvet, torpil, yolsuzluk, zulüm, kıyım, iftira, baskı, kul hakkına tecavüz rutinleşmiş gibidir.

Kamu malına el uzatma, kaynağını sormadan yeme, haram severlik, lüks, israf, saltanat, görgüsüzlük, gasp, hırsızlık, cinayet, kadına şiddet ve benzeri kötülükler, ahlaksızlıklar, çirkinlikler tavan yapmış gibidir.

KORKUYORUM!

******

Gül bahçesinde ararken seni,

Gülden gelen kokun sarhoş etti beni;

Seni anlatmaya başlayınca güle

Baktım kuşlar da dinliyor beni.

Ö. HAYYAM

******

Köprü halatı koptu kimse ölmedi. Sorumlu Japon mühendis intihar etti. Vali hakaret etti. Ödüllü öğretmen kahrından öldü. Karşılaştırın! Pes.

******

İnsan haram yemeye alışınca, bala düşmüş sinek gibi battıkça batar, Bal bataklığında teneşiri boylar, musalla taşında içten helallik alamaz.

*******

2015-1945 YANİ SON 70 YIL İÇİNDE SONLARI FELAKET OLAN TEK ADAMLAR

Tek Adam: Diğerlerini iradesine boyun eğdiren insan.

Kenan evren, Kaddafi, Saddam Hüseyin, Zeynelabidin Bin Ali, Enver Sedat, Hüsnü Mübarek, Adolf Hitler, Çavuşesku, Milosoviç, Salazer, Ferdinand Marcos, Mabulu Sese Seko, Alfredo Stressner, Haile Selasiye.

O gül endam bir al şale bürünsün yürüsün,

Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün.

(Enderunlu Osman Vasfi)

Açıklaması:

*Boyu bir gül fidanına benzeyen o güzel, bir kırmızı şala bürünüp yürüsün de, şalının ucu arkasından gönlüm gibi sürünsün…

*******

EŞ SEÇMEK

Eş seçmek kuruluş yeri seçmeye benzer.  Yanlış seçilen kuruluş yerini doğrusuyla değiştirmek nasıl maddi ve manevi kayıplar yaratırsa, yanlış seçilen eşi doğrusuyla değiştirmek de aynı şekilde çok büyük maddi ve manevi kayıplar yaratır.

*******

İLETİŞİM YASAKLARI: Lidersen  işler emir verilmeden de yürür. Değil isen emir versen de seni kimse dinlemez. (2500 yıl önce Konfüçyüs demiş)

********

İktidarların ömrünü uzatma amaçlı kural ve yasakların sayısı, iktidarların sona ermesine yakın büyük oranda artar. Yeni iktidarla da kalkar.

*****

M. Kemal (1923-1919) 4 yılda, halkı bütün vatanı da tek yaptı. Eserini küçümseyenler ise, halkı paramparça,vatanı da parsel parsel yaptılar.

******

İlerde makam ve mevki sahibi oldukları zaman, haksız kişisel çıkarlarına karşı çıktığınızda sizi düşman belleyeceklerle arkadaş olmayınız. Çok üzülürsünüz.

*******

YAŞAMIN DENKLEMİ

Matematiğin denklemi, her maksimumdan sonra minimum, her minimumdan sonra maksimum gelmesidir.

Yaşamın denklemi ise, her hayırdan sonra şer, her şerden sonra hayır gelmesidir.

İnsana yakışan ise ne fazla sevinmek ve fazla üzülmek, yalnızca oluşu beklemek, başka değişle sabretmektir.

******

HZ. ÖMER’İN ADALETİ VE TBMM’SİNİN ADALETİ

Yalnızca 1000 TL’ye kadar maaşı olan emekliye seçimden sonra verileceği söylenen 100 TL zam ve bunun tam 7 katı miktarında emekli milletvekillerine meclis kapanırken kimse fark etmesin diye hile ile peşin olarak verilen 740 TL zam, hiç ama hiç orantılı değildir.

Emekli milletvekilleri, şu anda bu zamla birlikte her ay 15.240 TL maaş alıyorlar. Bugün Türkiye’deki mutsuzluklar, huzursuzluklar, sıkıntılar, dün onların aldıkları kararların sonucudur.

KIYASLAMA-1) Bugün Türkiye’nin başında GERÇEK ADALET ÖRNEĞİ OLAN Hz. Ömer olsaydı, bu adaletsizlik olur muydu?

KIYASLAMA-2) Yüce Tanrı’nın 99 isminden birisi de “ADALET”TİR. Benim inanıp iman ettiğim Allah ile o hile ile çaktırmadan adaletsizlik yapanların Allah’ı aynı olabilir mi?

KIYASLAMA-3) Türk halkının mide büyüklükleri, sindirim sistemleri ve dışkı delikleri aynı iken, bu 14 kat fazla emekli maaşı alanlarınki niçin farklıdır?

KIYASLAMA-4) “İnsanoğlunun iki vadi altını olsa bir üçüncüsünü ister, insanoğlunun midesini ancak toprak doyurur” hadisi bu TBMM üyeleri için söylenmiş olabilir mi?

KIYASLAMA-5) ”Balık baştan kokar” öz değişinin en güzel kanıtı, bu aç gözlü TBMM üyeleri olabilir mi?

KIYASLAMA-5):Bu gönlü geniş saf  halk, bu her hileyi meşru gören ve hileli zam yapıp keyifle yiyen, yalnızca kendi çıkarlarını görüp gözeten, milleti boş verenlere haklarını helal edebilir mi?

ADALETİN BU MU TBMM?

********

Meraklılarla bilim, felsefe, matematik, sanat, kültür edebiyat ve yönetim tartışmayı çok severim. Özellikle karşıt görüşlüleri daha çok severim.

Türkiye halkındaki ve devlet kurumlarındaki kutuplaşma, nefret, birbirleriyle hesaplaşma, tedirginlik ve korku sizce acaba neyin alametidir?

Yârin dudağından getirilmiş 
Bir katre alevdir bu karanfil, 
Gönlüm acısından bunu bildi!

Düştükçe vurulmuş gibi, yer yer 
Kızgın kokusundan kelebekler; 
Gönlüm ona pervane kesildi.
Ahmet Haşim

AÇIKLAMA:

Yârin dudağıyla öpüp gönderdiği bu karanfilin aslında gönlümü yakan bir ateş parçası olduğunu, daha önceki çok acı yakışlarından gönlüm hemen tanıdı.


Öyle bir ateş ki etrafında dönen kelebeklerin daha koklar koklamaz keskin kokusundan vurulmuş gibi yerlere düştüklerini görünce, ben de aynı kelebekler gibi koklayıp kelebekler gibi yerlere düşmek için etrafında dönmeye başladım.

******

GÖZLEM

08.04.2015 saat 22 gibi İstanbul Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin önünden geçerken, Şeytan “Hadi bir gözlem yap, zehirlenmiş bir hasta olarak ACİL SERVİSE başvur, bakalım neler olacak” dedi.

Hastaneden içeri girince tüm koridorların tıka basa hasta ve hasta yakınlarıyla dolu olduğunu gördüm. Hasta kabul tezgahının arkasında oturan görevliye kimliğimi vererek, “Biraz önce kefir içmiştim, midem bulanıyor, başım dönüyor, sanırım zehirlendim” dedim. Görevli sol yanında tezgahın yaklaşık 2 metre uzağında oturan bayana, “Hemşire hanım, şu hasta zehirlendim diyor” diye seslendi. Hemşire hanım oturduğu yerden bana, “kustun mu” diye sordu. Ben de “Biraz kustum” deyince görevli memura “Yeşil hatta sevk et” dedi. Görevli üzerinde görevlini el yazısı ile “Tavuk eti yediğini söylüyor” yazan bir sarı sayfa ile bir de üstünde 495 yazan bir küçük kağıt verdi.

Yeşil hat denilen uzun bir koridora gelince şaşkınlıktan şok geçirdim. Acil servis odasının üzerinde kırmızı yazı ile 405 yazıyordu. 90 kişi muayene olduktan sonra bana sıra gelecekti. 406, 407, 408, 409.kişiler içeri girince saat tuttum her muayene en az 3 dakika sürüyordu. Bu hesaba göre bana sıra 261 dakika sonra, yani 4,5 saat sonra gelecekti. Koridorda oturacak bir yer yoktu. Hastaların bazıları yere oturmuş, bazıları koridorun duvarlarına dayanmış, bazıları ayakta, bazıları da kucaklarında çocukları ayakta sıra bekliyorlardı. Gözleme devam etmek için bu koşullarda 4,5 saat bekleyemezdim. Üzerinde kırmızı 410 yazan kapıdaki görevliye, “Ben zehirlendiğimi sanıyorum, acele beni içeri alabilir misiniz” deyince o kişi bana, “Zehirlenmiş olsaydınız sizi kırmızı hatta sevk ederlerdi, demek ki zehirlenmemişsiniz, sıranızı bekleyeceksiniz” dedi.

Hemen bana sarı kağıt ile 495 numarayı veren görevliye gittim, “Ya arkadaşım ben zehirlendim diyorum, bana sıra 4,5 saat sonra gelecek gibi görünüyor, beni kırmızı hatta sevk eder misiniz lütfen” dedim. Görevli, “Size hemşire hanım baktı ya, eğer zehirlenmiş olsaydınız, o sizi kırmızı hatta yollamamı söylerdi” dedi. Ben “Ya arkadaşım, hemşire doktor mu ki 2 metre uzaktan benim zehirlenmediğimi anlasın?” deyince, “Orasını ben bilmem, ben bana söyleneni yaparım” dedi. Ben de elimdeki sarı kağıdı ve numarayı tezgaha bırakıp hastaneden çıktım ve evime geldim.

Bana inanmıyorsanız herhangi bir gün, saat 22 gibi aynı hastanede siz de bir gözlem yapınız lütfen. Hatta en iyisi, Sayın Sağlık Bakanı kendisi bir zahmet geceleri hastanelerinde kimliğini gizleyerek benim gibi acil hasta rolleri yapsın da eserini kendi gözleriyle görsün.

BİLGİ=UZAY=İLETİŞİM=POSTMODERN ÇAĞDA TÜRKİYE SAĞLIK SİSTEMİ BÖYLE Mİ OLMALIYDI?

******

Ülkenin güncel sorunlarını ve güncel dertlerini söylemek ve yazmak, muhalefet etmek değil,  tersine ülkenin daha da iyi olmasını istemektir.

*******

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? 
Dudaklar gülerken, insan ağlamaz mı? 
Sevmek için yüzü güzel olana mı bakmalı? 
Çirkin bir tende güzel bir ruh, 
Kalbi bağlamaz mı? 
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? 
Özlenen yakındayken ayrılık olmaz mı? 
Hırsızlık, para ya da mal mı çalmaktır? 
Mutluluk çalmak, hırsızlık olmaz mı? 
Solması için gülü dalından mı koparmalı? 
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? 
Öldürmek için silah ya da bıçak mı olmalı? 
Saçlar bağ, gözler silah ya da bir gülüş,
Kurşun olamaz mı?

Victor Hugo

*********

Sayın Cumhurbaşkanının damadının seçilebilecek iyi bir yerden milletvekili aday gösterilmesi TORPİL sayılır mı? Sayılırsa günah değil midir?

*******

GÜNEY KORE VE TÜRKİYE YATIRIMLARI

25 Haziran 1950’de Güney Kore, Kuzey Kore’nin askeri güçleri tarafından işgal edilmiştir. İki Kore arasında çıkan savaşta, Türkiye Güney Kore’ye asker göndererek yardım yapmış ve bu yardım Türkiye’ye çok sayıda şehit ve gaziye mal olmuştur.

Savaştan sonra, sıfırın altında bir ekonomiye sahip olan Güney Kore, bulabildiği tüm kaynaklarını yaratıcı, buluşçu, icatçı ve yenilikçi beyinlere sahip çocuklarının ve gençlerinin yetiştirilmesine harcamıştır. Bugün Güney Kore ekonomisi, uluslararası değerlendirmelerde AA notuyla gelişmiş ülke statüsüne sahiptir. Ülke Asya’nın en büyük dördüncü ekonomisi ve dünyanın en büyük 15’inci ekonomisidir.

Güney Kore ekonomisi özellikle elektronik endüstrisi, otomotiv endüstrisi, gemi yapımı, makine endüstrisi, petrokimya ve robotik endüstrisi gibi sektörlerde ihracata dayalıdır. Dünyanın ünlü ekonomistleri, Güney Kore ekonomisinin son yıllarda uçuşa geçtiği konusunda görüş birliğine sahiptirler.

Türkiye, bulabildiği kaynaklarını israfa, lükse, mezunları iş bulamayan üniversitelere, ilahiyat kurumlarına ve imam maaşlarına, gökdelenlere, AVM’lere, arpa-buğday üretimine, montaj endüstrisine ve benzeri ne kadar ihracatı zor alan varsa oralara yatırmıştır. Bugün 1950 başlarında Kuzey Kore işgalinden kurtulmasına yardım ettiği Güney Kore’den yardım bekler duruma düşmüştür..

KESİN ÇÖZÜM:: Türkiye, en küçük kırsal yerleşimlerden en gelişmiş şehirlerine kadar Tanrının eşit olarak dağıttığı yaratıcı, buluşçu, icatçı ve yenilikçi beyinlere sahip çocuklarının ve gençlerinin keşfedilmesine, bulunmasına ve onların yetiştirilmesine harcamadıkça, kısır döngüden asla çıkamayacak, verimsizliğin ve başarısızlığın etrafında dönüp duracaktır.

*******

AVANTA

Özel veya tüzel bir kişinin emek vermeden sağladığı kazanca avanta denir.

SORU: Türkiye’de özel veya tüzel bazı kişilere avanta kazanç dağıtılır mı? Dağıtılırsa, avantacıların hangi özelliklerinden dolayı kendilerine avanta kazanç sağlanır? Avanta dağıtan özel veya tüzel kişilerde  ve avanta alan özel veya tüzel kişilerde namus, şeref veya ahlak vardır denebilir mi?

*******

İç savaş, ülke insanlarının çeşitli politik veya dini kutuplar altında organize olarak birbirleriyle yaptıkları silahlı çatışmalara verilen genel isimdir.

*******

Bazı iç savaşlar:

Amerikan İç Savaşı (1861-1865)

Lübnan İç Savaşı (1975-1991)

İspanya İç Savaşı (1936-1939)

Suriye İç Savaşı (2010-devam)

********

BEN MELAMET HIRKASINI  

 Melamet: Kınama, rezillik

Eğin: Sırt

Sofular: tasavvuf yolcuları

Meygede: Meyhane

 Ben melamet hırkasını   
  Kendim giydim eğnime   
  Ar ü namus şişesini   
  Taşa çaldım kime ne   
  Haydar Haydar taşa çaldım kime ne  

  Sofular haram demişler   
  Aşkımın şarabına   
  Ben doldurur ben içerim   
  Günah benim kime ne   
  Haydar Haydar günah benim kime ne  

  Gah çıkarım gökyüzüne   
  Seyrederim alemi   
  Gah inerim yeryüzüne   
  Seyreder alem beni   
  Haydar Haydar seyreder alem beni  

  Gah giderim medreseye   
  Ders okurum Hak için   
  Gah giderim meygedeye   
  Dem çekerim aşk için   
  Haydar Haydar dem çekerim aşk için  

  Nesimi’yi sorsalar kim   
  Yarin ile hoş musun   
  Hoş olam ya olmayayım   
  O yar benim kime ne   
  Haydar Haydar o yar benim kime ne   
 

                              Aşık Nesimi 

*********

Alıcı fatura tutarının tümünü ödediği anada, satıcının verdiği o çok kapsamlı olarak hazırlanmış garanti hükümleri hemen ortadan kalkıverir..

**********

MURPHY YASASI: Bilimin gelişimi kitapların, dergilerin, makalelerin ve diğer tüm yayınların sayısıyla ters orantılıdır.

*********

m

DÜNYA KAPSAMINDA İÇ SAVAŞ NEDENLERİ

1)        Vahşi kapitalizmin acımasız kazanç hırsı

2)        İktidarda kalma ve iktidarı ele geçirme mücadelelerinin yozlaşması

3)        Devletin güvenlik güçlerinin yan tutar duruma gelmesi

4)        Adalet sistemine güvenin azalması

5)        Rant kapma yarışlarının meşru duruma gelmesi ve yaygınlaşması

6)        Dinin siyasete alet edilmesi

7)        Bölünme isteklerinin ve tartışmalarının yaygınlaşması ve gündemde tutulması

8)        Etnik yapıların bilinçlenmesi ve özel ayrıcalık talepleri

9)        Etnik temelli partilerin güç gösterilerinin artması

10)      Yolsuzluk, rüşvet, haksız kazanç, yandaşlık avantaları ve diğer gayri meşru   uygulamaların açıkça görünür duruma gelmesi

11)      Gelir dağılımının giderek daha da dengesiz duruma gelmesi

12)      Özgürlük felsefesinin ve özgürlük arayışlarının gündemde tutulması

13)      Halkın konulan yasaklar karşısında hareket edemez duruma gelmesi

14)      Devlet yönetiminin ve bürokrasinin sorunlara çözüm üretemez duruma gelmesi

15)      Elde ettikleri çıkarı artırmak ve korumak için direnenler  karşısında, hiçbir varlığı ve özgürlüğü kalmayanların direnme hakkını kullanmaya karar vermeleri

16)      Diğer benzer nedenler.

********

VERİMLİLİK VE KÂR İLİŞKİSİ İLE TÜRK İŞÇİLERİNİN ÇIKMAZI

Verimlilik=Çıktı/girdi=(Ürün X Fiyat)/(Ham madde giderleri + İşçilik giderleri + Genel giderler)=Gelir/Gider

Kâr=Gelir-Gider

DİKKAT:  Hem verimlilik artırmada hem de kâr artırmada, bir taraftan belirli bir dönemdeki ürün miktarını ve ürün fiyatını artırmaya çalışırken; diğer taraftan da ham madde giderlerini, işçilik giderlerini ve genel giderleri azaltmaya çalışınız.

EN KOLAY YOL: işçilik giderlerini minimum yapmaktır. Nedeni, diğer değişkenler kontrolünüz altına almak çok zordur.

ŞİMDİ ANLADINIZ MI TÜRKİYE’DE İŞÇİLERİN PERİŞAN DURUMUNU?

*******

MURPHY YASASI: Eğer kendinizi iyi hissediyorsanız sakın sevinmeyiniz, çok sürmez hemen geçer.

******

TC vatandaşını; birbiriyle çelişen sayısız ata sözü, gelenek, görenek, töre, düşünce, fikir ve ideoloji arasından yönünü bulması çok zordur.

*****

İNSAN DEĞİLSİN

Viran olsun otlar düşsün hanene,
İnme insin kurtlar düşsün sinene…
Kıran girsin yayı düşmüş çenene,
Geldin girdin güzelliğin kanına…

Kalmaz elbet yaptıkların yanına.

MAHMUT CANTEKİN

*******

REEL SEKTÖRÜN AKIL ÖLÇÜSÜYLE DEĞERLENDİRİLMESİ

Reel sektörün dolar cinsinden toplam borcu 183 milyardır. Reel sektör, dolar olarak aldığı kredisini, döviz getirici alanlara değil de büyük oranda inşaat sektörüne yatırmıştır. Şimdi, dolar borcunu nasıl öderim diye kara kara düşünmektedir?

SORU: Türk girişimcileri kendilerini çok ama çok akıllı sanıyorlardı. Halk, eğer varsa parasını dolara yatırdı ve yaklaşık 3 ayda hiç borçsuz %20 kazandı. Sizce kim daha akıllıdır?

******

GELENEĞİN PARÇALANMASI

Dijital teknoloji devrimi, hemen her alanda geleneğin parçalanması olgusunu yaratmıştır. Yaşam ve çalışma koşulları temelinden değişmiştir. Bu değişime direnenin hali, rüzgârın önünde başını taştan taşa vuran kuru diken gibidir.

******

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı?

FUZULİ

AÇIKLAMASI:

Ben canımdan usandım da cefa (eziyet) etmekten yâr hala usanmadı (bıkmadı).

Ağlamalarımdan, ah çekmelerimden tüm evren yandı (üzüldü) de yârdan ümide ederek beklediğim yeşil ışık hala yanmadı.

******

MURPHY YASASI: İyi başlayan kötü biter, kötü başlayan ise daha da kötü biter.

*****

KARAR ORTAMLARI

(1)       BELİRLİLİK ORTAMI: Kısa, orta ve uzun dönemde ne olacağının %100 olasılıkla bilinmesidir.

(2)       RİSK ORTAMI: Kısa, orta ve uzun dönemde ne olacağının olasılıklarla (100’deli tahminlerle) bilinmesidir.

(3)       BELİRSİZLİK ORTAMI: Kısa, orta ve uzun dönemde ne olacağının hiçbir şekilde tahmin edilememesidir.

SORU: Türk insanı hangi karar ortamı içindedir?

********

KURŞUN SIKMANIN SONUÇLARI

Her yerde her gün kurşun sıkılırsa, canlar güvenli bir yer arar ve mümkünse oradan çıkmaz; bir ülkede her gün hukuka kurşun sıkılırsa, yabancı sermaye kaçar ve asla geri gelmez. Ekonomi tepetaklak olur. Büyüme durur, işsizlik artar, döviz fiyatları yükselir, borsa düşer daha neler olur neler……

******

Sayın Cumhurbaşkanımızı tanıdığım ilk günden bu tarafa her gün bir kişi veya kurumla kavga ettiğine şahit oldum. BARIŞ KAVGADAN İYİDİR.

*******

MURPHY YASASI: Yüksek makamdaki bir megaloman (büyüklük kuruntulu adam), dağın tepesinde duran bir adama benzer; tüm insanlar ona küçük görünür. Tıpkı kendisinin de orada iken tüm insanlara küçük göründüğü gibi.

*******

YÖNETİŞİM=KURUMSAL YÖNETİM (CORPORATE GOVERNANCE)

İşletme dahil tüm kurumların paydaşlarla, hissedarlarla, çalışanlarla, devletle, kamuoyuyla, finansal kuruluşlarla ve benzerleriyle karşılıklı iletişim ve etkileşim yaparak şeffaf kararlar almasına ve tüm kararlarında toplumun çıkarlarını gözetmesine yönetişim veya kurumsal yönetim denir.

OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği = Organisation for Economic Co-operation and Development OECD),çok önemli kurumsal yönetim ilkeleri hazırlamış ve kurumların hizmetine sunmuştur.

*******

Sen gülersin gül gibi ben bülbül-i nalanınam

Mest-i medhuş-i temaşa-yi leb-i handanınam.

NEDİM

AÇIKLAMASI:

Sen gül gibi gülüyorsun, ben senin inleyen bülbülünüm;

Gülen dudağına bakınca başı dönüveren bir sarhoşunum.

RAST GELE SÖZCÜKLERİ BİRBİRİNE BAĞLAMA DENEYİ

Elma, radyo, kalem, kedi, masa, çanta, güneş, politikacı sözcüklerini iki gruba ayırınız lütfen. Örneğin,

  • Fabrikada üretilen varlıklar grubu: radyo, kalem, masa, çanta,
  • Fabrikada üretilmeyen varlıklar grubu: Elma, kedi, güneş, politikacı

Ya da;

  • Elle tutulabilen varlıklar grubu: Elma, radyo, kalem, kedi, masa, çanta
  • Elle tutulamayan varlıklar grubu: Güneş

NOT: Ne kadar çok gruplama yapabilirseniz o kadar yaratıcı bir zekaya sahipsiniz demektir.

********

TOPLU ULAŞIM ARACINDA

Belediye otobüsü tıka basa doluydu. Gençlerin büyük bir kısmı, yaşlılara ve çocuklu kadınlara yer vermemek için koltuklarında uyur numarası yapıyordu. Aracın ani durup kalkmalarından birbirimize tutunmak zorunda kalıyorduk. Yanımdaki kılık kıyafeti düzgün bir yaşlı adam, gözlerimin ta içine hayretle bakarak bana, “Ne günlere kaldık, gençler oturuyor, yaşlılar ve kucağında çocuğu olanlar ayakta durmakta zorlanıyor. Biz gençliğimizde utanırdık” dedi. Ben de O adama, biraz diğerleri de duysun diye yüksek sesle,

“- Biz gençlere ne verdik ve vermekteyiz ki onlardan iyilik bekleyelim?”

deyince, hemen herkes kendi fikrini yüksek sesle söylemeye başladı. Kimisi yaşlıları, kimisi gençleri, kimisi belediyeyi, kimisi politikacıları, kimisi eğitim sistemini, kimisi iktidarı, kimisi  muhalefeti, kimisi gazeteleri ve televizyonları suçluyordu. Tartışmalar giderek artınca ben ilk durakta araçtan indim.

******

BAŞARILI VE UYGAR ŞEHİRCİLİĞİN VE BELEDİYECİLİĞİN BİR ÖLÇÜSÜ DE ŞEHİR YOLLARINDA YAPAY TÜMSEKLERİN (KÜÇÜK TEPECİK, KABARIKLIK, ŞİŞKİNLİK) OLUP OLMAMASIDIR

Pek çok gelişmiş ülkenin şehir sokaklarında ve caddelerinde araçlarla gezdim. Hiç birisinde araçları zorunlu olarak yavaşlatacak herhangi bir engel ya da yapay tümsekler görmedim. Yalnızca azami hız levhaları vardı ve tüm sürücüler hız kurallarına istisnasız uyuyordu.

Zavallı Türkiye devlet ve belediye yöneticileri, hız kuralları koyarlar, ancak sürücülerin bu kurallara uyup uymadıklarını denetlemede aciz kaldıkları için, sorunu çirkin, yapay ve uygarlık dışı tümseklerle çözmeyi akıllık sanırlar. Oysa bu uygulama düpedüz “aptallıktır” da salak olduklarının farkında değiller.

Ya kural koymayınız ya da koyduğunuz kuralların istisnasız olarak uygulanmasını sağlayınız. Ya da şehir sokak ve caddelerinizin çok ama çok çirkin olmasından kendinizi sorumlu tutarak yerlerinizi, bu işi gelişmiş ülkeler gibi yapabilme yeteneğine sahip olan Türk gençlerine veriniz.

TÜMSEKLERLE TRAFİK AKIŞI KONTROLÜ; ACİZLİĞİN, BECERİKSİZLİĞİN, SALAKLIĞIN SU GÖTÜRMEZ BELGESİDİR. UTANIN BİRAZ. BU ÇAĞDA BU İLKEL UYGULAMA, ASLINDA SİZİN UYGARLIK DÜZEYİNİZİ GÖSTERİR.

******

MURPHY YASASI: Bir olay olmuşsa, başka türlü olamayacağı için olmuştur. Tıpkı 1915 doğu Anadolu olayları gibi.

*******

Sakın koyma kafese beni,

Özgür bırak

Sal ağaçlara, rüzgâra…

Sana mayıs papatyasından

Çiğ tanesi getireyim;

Bırak da

Senin göremediğin güneşi göreyim;

Güneşten bir parça çalıp

Sana selam getireyim.

ŞEBNEM GÜNGEÇİREN

*****

SEÇMENİN HAYAL İLE GERÇEĞİ AYIRABİLME YETENEĞİ

Propaganda: Seçmenlerin düşünce ve davranışlarını etkileyerek oy vermelerini sağlama amacını taşıyan önceden planlanmış mesajlar bütünü.

İmge: Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen varlık, olay, düş, hayal, hülya.

Seçmenler, imge ile gerçeklik arasındaki ayrımı yapabilecek yeterlikte değilse, propagandayı en iyi yapan parti,  oyun en çoğunu alır.

SORU-1: Türkiye seçmeninin yapısı, hayal ile gerçeği kesin sınırlarıyla ayırabilecek yeterlilikte midir?

SORU-2: İngiltere seçmeninin yapısı, hayal ile gerçeği kesin sınırlarıyla ayırabilecek yeterlilikte midir?

MŞ KANISI: Türkiye seçmenini imgelem sanatı ile avutup oyunu almak, gelişmiş ülkelere göre daha kolaydır. Örneğin, seçmene bu dünyada bir cennet ya da öteki dünyada bir cennet hayal ettirerek oyunu alabilirsiniz. Gelişmiş ülkelerin gerçek anlamda eğitilmiş akılcı seçmenine ise, duygusal propaganda biraz zor yapılır.

******

Verdiği akılla arayıp bulduğum ve yürekten İnandığım Allah, içinde insana saygı ve muhtaç insana yardım olmayan bir ibadeti kabul etmez.

Çok zor bebeğim çok,

Kalbin benimle olmasa,

Resmin başucumda durmasa,

Senden uzakta olmak çok zor.

ZİYA KOÇ

******

Bugün pazar. 
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. 
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün 
Bu kadar benden uzak 
Bu kadar mavi

Bu kadar geniş olduğuna şaşarak 
Kımıldamadan durdum. 
Sonra saygıyla toprağa oturdum, 
Dayadım sırtımı duvara. 
Bu anda ne düşmek dalgalara, 
Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. 
Toprak, güneş ve ben… 
Bahtiyarım…

NAZIM HİKMET

*******

MURPHY YASASI: Bir uygulama faydalıysa, değiştirilmelidir. Örneğin, Köy Enstitüleri, mezunlarına en az 5 meslek kazandırıyordu. Kaldırıldı.

*******

GERÇEKÜSTÜCÜLÜK (SÜRREALİZM)

Gerçeküstücülük ( sürrealizm),  birinci ve ikinci dünya savaşları arasında Avrupa‘da gelişen bir sanat akımıdır. Sürrealizm bildirisini hazırlayan şair Andre Breton, gerçeküstücülüğü bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yol olarak tanımlamıştır. Gerçeküstücülük, gerçek dışı olarak değil, tersine gerçeğin insandaki iz düşümü olarak nitelenen bir sanat akımıdır.

Andre Breton, düş gücünün temel kaynağına bilinçdışılık, bu bilinçdışı dünyaya girebilme yeteneğine de deha demiştir.

Louis Aragon ile Benjamen Peret, gerçeküstü dünyanın düşsel, cinsel, sapkın imgelerini geliştirmeye yönünde çalışmalar yapmışlardır.

Gerçeküstücülük, insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduğunu vurgulular. Bu sanat akımı resim, sinema, tiyatro ve diğer sanat dalını derinden etkilemiştir.

Gerçeküstücü sanat özgür hayal gücünü arttırmak ve bilincin etkisini azaltmak üzerine kurulmuştur  Başka değişle bilinç dışı kurgulama, gerçeküstücülüğün temelini oluşturur.

******

OKTAY SİNANOĞLU

Oktay Sinanoğlu (1934– 2015) Uygar ülkelerde birçok unvan ve ödül almış bir kimya kuramcısı, bir Türk kuantum kimyacısı ve bir moleküler biyoloğudur.

1957’de. “Alfred Sloan” ödülünü almış, 1959’da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’de kuramsal kimya doktorasını tamamlamış ve 1960’ta Yale Üniversitesi‘nde öğretim olmuştur.

1960-1961 yıllarında “Atom ve Moleküllerin çok-Elektronlu Kuramı” ile doçent,1963’te 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırarak 28 yaşında profesör unvanını alarak 20. yüzyılda Yale Üniversitesi’nde bu unvanı kazanan en genç öğretim üyesi olarak ün salmıştır.

1973’de Almanya‘nın en yüksek “Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü”nü ilk kazanan kişi olmuştur. 1975’de Japonya‘nın “Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü”nü kazanmış, 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu’na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü unvanı verilmiştir. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Meksika hükümeti tarafından da yüksek Bilim Ödülü “Elena Moshinsky” ile ödüllendirilmiştir.

Dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri olmuş, DNA sarmalının çözelti içinde nasıl durduğuna açıklama getirmiştir. Dünyanın pek çok yerinde, buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar vermiştir.

Sinanoğlu, eğitim dilinin resmi dil olması gerektiğini önermiş, Türkçenin matematik yapısının en iyi bilim dili olduğunu savunmuştur.

Türkiye bilim çevrelerinde ve YÖK gözünde  kıskanılmış ve horlanmış, ancak uygar dünyanın bilim çevrelerinde ödül ve unvanlarla taçlandırılmış önemli bir Türk bilim adamıdır.

Ünlü sanatçı Esin Afşar‘ın ağabeyi olan Oktay Sinanoğlui, 19 Nisan 2015 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

Allah Rahmet eylesin.

******

MATEMATİK BİLENLER HESAPLASIN VE BENİ DOĞRULASIN LÜTFEN

Bir akrabamın devlet memuru olan kızının 14 Nisan 2014’de net maaşı bordrosunda 1977,05 lira olarak yazıyor.15 Nisan 2015’deki net maaşı ise yine aynı bordrosunda 2045.74 lira olarak yazıyor.

BİR YILLIK NET MAAŞ ARTIŞ HESABI= (2045,74-1977,05)/1977.05=  % 3,5

14 Nisan 2014’de  dolar fiyatı devletin resmi kayıtlarında 1,65 lira olarak yazıyor.15 Nisan 2015’de ise dolar fiyatı yine devletin resmi kayıtlarında 2,67  lira olarak yazıyor.

DOLAR FİYATI ARTIŞ HESABI= (2,67-1,65)/1,65= % 61

BİR YILDA DEVLET MEMURU OLAN AKRABAMIN SATIN ALMA GÜCÜ AZALIŞI HESABI= %61-% 3,5 = %57,5

SORU: Şimdi ben akrabamım bir yılda % 57,5 oranında fakirleştiğini hesapladım ve sizlerle paylaştım diye, başka deyişle tarafsız olarak gerçeğin hesabını yapıp paylaştım diye siyasi propaganda mı yapmış oluyorum?

********

“Taşıma su ile değirmen döndürülemez” atasözünün ekonomiye uygulaması, “Taşıma dış döviz ile ekonomi döndürülemez” olarak değiştirilmelidir.

*******

Ya arkadaşlar, 2014 nisanında emekli maaşımın satın alma gücü 100 iken 2015 nisanında 47’ye düştü. Allah’ım ben nerde hata yaptım?

******

Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen çözersin ne de ben
Perde ardında sen ben var amma…
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben

ÖMER HAYYAM

******

Akıllı ve şefkatli insanların gözünde kadınlar çok üstündür. Aptal, vahşi yapılı, bencil ve kaba insanların gözünde ise, erkek çok üstündür.

******

Gerçek Allah bilinci olan insanlar için tüm doğumlar kutludur. Nedeni, bir yaratıcılık mucizesi daha tecelli etmiştir. Basit icatlar sırıtır

*****

GERÇEK AYDIN, BİLİM İNSANI VE SANATÇI OLMANIN KOŞULU

Yalnızca iki veya üç fikri, felsefeyi,  ideolojiyi, rengi, biçimi veya beğeniyi uyumlaştırarak aydın ya da bilim insanı ya da sanatçı olunmaz.  Gerçek aydın, bilim insanı veya sanatçı olmak için, önce tüm klasik, neoklasik ve postmodern eserleri incelemek, sonra da sayısız öğeler arasında kendi yönünü bulmak gerekir.

******

Ey Necâti yürî sabreyle elünden ne gelür

Hüblar cevr ü cefâyı kime öğretmediler

NECÂTİ

AÇIKLAMASI:

Ey Necâti! yürü, sabret; elinden başka ne gelir? Güzeller, eziyeti ve cefayı kime öğretmediler ki.

SAADET ASRINDA Hz. MUHAMMET UYGULAMALARI

Noel=Doğuş bayramı=Kutsal Doğuş = Milat Yortusu, her yıl 25 Aralıkta başlayan ve 1 ocak yılbaşı ile birleştirilen Christmas,  Hristiyan kesiminde İsa Peygamberin doğum haftası olarak kutlanır.

Hz. Muhammet, gerçek saadet asrında (yaşadığı dönemde), yozlaşmış hiçbir Hristiyan adetine ya da uygulamasına yer vermemiş ve bunlara asla özenmemiştir. Örneğin, Çan’ın yerine daha anlamlı ve daha güzel seslerle okunması gereken Ezanı ikame etmiştir.

Türkiye’de sözüm ona din hizmeti üretiminden maaş alanlar ve maaşları yanında mevlit okuyarak, ilahi söyleyerek, vaaz vererek ve benzeri eylemlerde bulunarak ek gelir bekleyenler, çeşitli etkinliklerle ceplerini daha da doldurabilmek için, Noel anlamında kullanılan Christmas haftasına özenerek son yıllarda bir de “KUTLU DOĞUM HAFTASI” icat etmişlerdir.

Daha dur, daha dur bakalım, para nelere kadirdir! Gelecek nesiller, bu dinden ekmek yiyenlerin güzel dinimize eklediği daha ne yoz ve daha ne kadar Hristiyan özentisi eklentilere şahit olacaklardır.

Allah güzel dinimizi, bu çıkarcıların eklentilerinden ve şerrinden korusun.

Allah’ım, bana Sevgili Peygamberim Hz. Muhammet’in sana ibadet ettiği kadar bir ibadeti nasip et, daha fazlasından beni koru. Amin!

******

DEMAGOJİ

Dindarlık, milliyetçilik, ırkçılık ve benzeri kavramları kullanarak ve halkın bu kavramlara duyarlılığını sömürerek yapılan siyasete ve destek arayışına DEMAGOJİ, bunu ustalıkla yapan kişilere de DEMAGOG denir.

SORU: Türkiye’de bu tür sömürgenler var mıdır?

YANIT: Siyasi partiler, diyanet teşkilatı, camiler, televizyonlar, basın kuruluşları, üniversiteler, girişimler,  kısacası hemen her yer bu türlerle doludur.

********

VAHDET-İ VÜCUD = VARLIK BİRLİĞİ = SUFİ METAFİZİĞİ

İslam felsefesinde, yaratanla yaratılanın tek kaynaktan geldiğini ve “bir” olduğunu savunan görüşe, varlık birliği (Vahdet-i Vücud) denir. Bu görüşe göre varlık, mutlak varlık ile onun evren aynasında yansımalarından oluşur.

Ezeli olan mutlak varlık asla çoğalmaz, bölünmez, değişmez ve yenilenmez. Ancak, tüm evren ve evrenin içindeki tüm değişebilir farklı varlıklar, söz konusu mutlak varlık sayesinde ayakta dururlar. Başka deyişle, tüm evren ve içindeki bütün varlıklar, aslında Tanrı’nın yansımalarıdır.

*******

“OL SALTANATIN YELLER ESER ŞİMDİ YERİNDE”

Adnan Menderes saltanatını, Cemal Gürsel saltanatını, Süleyman Demirel saltanatını, Kenan Evren saltanatını, Turgut Özal saltanatını gördüm. Şimdilerde de Tayyip Erdoğan saltanatını görmekteyim.

MŞ Dörtlüğü:

Hiçbir işe yaramadı korkuları, tedbirleri;

Bir kaçınılmaz son yerle bir etti muktedirleri;

Makamları ve koltukları devrildi gitti,

 Ne benzerleri tükendi ne soyları bitti.

*******

Bir işi murâd etme, 

Olduysa inâd etme,

Hak’tandır o reddetme,

Mevla görelim neyler,

Neylerse güzel eyler. 

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI

*****

TBMM’NİN 95.KURULUŞ YILI KUTLU OLSUN

Başta ezeli Türk düşmanı İngiltere’nin ve diğer yandaşlarının taşeronu Yunanistan, 1919 yılında Türklerin tek vatanı Anadolu’yu işgal etme bağnazlığında bulunmuştur. Büyük Türk Milleti, yurdu işgalden kurtarmak ve çağdaş bir Türk devleti kurmak için, Mustafa Kemal’in önderliğinde teşkilatlanmış ve 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisini açmıştır.

Yaklaşık 30 yıldır Yurdumuzun Güney Doğusu aynı düşmanların taşeronu olan PKK işgali altındadır. Bugün hemen her türlü maddi imkanı olmasına rağmen,  şimdiki TBMM üyeleri, yurdumuzun bir kesimini PKK işgalinden kurtarmakta her yolu denemişler ve aciz kalmışlardır.

23 Nisan 1920, hiçbir maddi imkanı olmayan Türk milletinin düşman işgallerine son vermek için, nasıl teşkilatlanılacağını ve nasıl başarılı olunacağını göstermesi açısından örnek alınacak benzersiz bir tarih kesitidir.

23 NİSAN BAYRAMI KUTLU OLSUN!

******

V. KARL (ŞARLKEN1500 –1558)

Şarlken, Avrupa’nın Osmanlı Devleti karşısında en çok yenilgiye uğrayan, en şöhretli ve en kudretli Alman İmparatorudur. 1532’de 100 bin kişilik ordusu ile Viyana önlerine gelen Kanuni Sultan Süleyman, Şarlken’i savaşa zorlamak için kendisine çok aşağılayıcı ve çok kışkırtıcı bir mektup göndermesine rağmen Şarlken, Kanuni’nin karşısına çıkma cesaretini gösterememiştir.

Bugün Almanya nerede Türkiye nerede? Bu bağnazlıkla yarın Almanya nerede olacak Türkiye nerede olacak?  Nedeni belli: Türkiye hala “En gerçek yol gösterici bilimdir.” diyemiyor.

******

BEYNİMDEKİ HARDDİSKİME, İŞLETİM SİSTEMİME, TÜM BÜYÜK TÜRKİYE YAZILIMLARIMA VE BELLEĞİME BERLİN VİRÜS GİRDİ

Kahrolası virüs, zihnimde sürekli olarak Berlin ile İstanbul’u karşılaştırıyor ve Berlin’e her yönden100 puan verirken, İstanbul’a sıfır puan veriyor ve bana hiç durmaksızın devamlı olarak “Neden 100’e karşı sıfır?” sorusunu soruyor.

Berlin’de dar bir yaya kaldırımı, bisiklet yolu, sokak, cadde, bulvar, alan, meydan, park ve çarpık yapı aradım ve ne yazık ki bulamadım. Berlin’deki genişlikten, sınırsız büyüklükten, sonsuzluk duygusundan ve yeşil bolluğundan çıldıracak gibi oldum.

3,5 milyon insanın yaşadığı Berlin’in kaldırımlarına, sokaklarına, caddelerine, bulvarlarına, alanlarına ve meydanlarına 17 milyon insanın yaşadığı İstanbul’u getirip yerleştirseniz bile, daha bir o kadar insanı içine alır ve yine de darlık duygusu duymazsınız.

Mühendislik, şehircilik, müzecilik, trafik, metro, yaşam kalitesi, kısacası bir insanı maddi açıdan mutlu edecek ne varsa hepsi mükemmeldir.

Beynimdeki kahrolası virüs, “Türkiye’yi adam oluncaya kadar bir süre Almanlar yönetmeli” diyor.

İSTEK: Beynimin işletim sistemini ve yazılımlarını felç eden kahrolası virüsü temizleyerek, bana Türk yöneticilerimin ve eğitimcilerimin özenle yüklediği o Büyük Türkiye yazılımımı yeniden kazandıracak bir Anti-Virüs programı öneriniz lütfen.

*******

Zaman içinde bütün makam ve mevkilerin, görevinin gereğini yapma konusunda yetersiz kalan kurnaz insanlar tarafından işgal edildiği görülür.

*********

MURPHY YASASI: Bir şekilde makam sahibi olmuş boş insanın çalışma masası, hiç okunmamış ve açık olarak ters çevrilmiş kitaplarla dolu olur.

********

Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Büyük denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.

ÖZDEMİR ASAF

*****

KAVGACI İNSAN TİPLERİ

(1) Uzlaşıcı tip: Yapıcı ve uzlaşmacıdır. Tartışma anında fikirlerinden sapma göstermez ve kendi sabit kurallarına bağlı kalır. 

(2) Kararsız tip: Kavga sırasında kendini ifade etmede problem yaşar. Kendi görüşünü savunurken ciddi bir direnç ile karşılaştığında yarı yoldan döner. Haksız çıktığında ise, küser ve tartışmayı bırakır.

(3) Çekingen tip:  Kendisini kavgayı başlatan ilk adam olmamakla savunur. Hırssız ve mütevazı bir tavır içinde görünür. Genellikle tartışma ortamından uzak durmaya çalışır. Tartışma başlamışsa, barışma ve uzlaşma yolunu seçmeye çalışır.

(4) Kışkırtıcı tip: Tek haklı kendisidir.  Tartışmayı başlatan taraftır. Kendisi gibi düşünmeyen her insan, her kurum ve her devlet adamı ile kavga eder. Savunduğu konuyu bilmese bile “çok iyi biliyormuş” rolünü ustalıkla oynama yeteneği vardır. Tartışmada kendisinin haksız olduğunu söyleyenlere karşı intikam yemini eder,  kin tutar, karşı çıkanları asla affetmez.

******

EMEKLİLERİN YANITI

 “Emekliye ikramiye verirsek Türkiye batar.” diyenlere, emeklilerin yanıtı: “Ya öyle mi? Biz zaten şu anda batmış durumdayız. O hal de Türkiye de ve içinde siz de batsın da adalet yerine gelsin! Biraz da hep birlikte batalım.” Olabilir mi?

******

İnsanlığa yararlı yeni fikir ve yaklaşımların benimsenip uygulamaya konulmasında, alışkanlıklardan ve önyargılardan daha kötü engel yoktur. 

******

Yalansız, abartısız dürüst bir kişiliğin ve klasik eserlerin tümünü okumuş aydın bir insanın bende uyandırdığı derin heyecanın ölçüsü yoktur.

Güzellik için geçerli olan, güzelliğin ifade için de geçerlidir. Örneğin, bir kadının kendini makyajı, giyinişi ve yürüyüşüyle ifadesi gibi

********

Öğretmenler, öğrencilere, başka hiç kimsenin görmediği gibi görmeyi ve düşüncelerini görünür kılmayı öğretmedikçe, yarar üretmiş sayılmazlar.

Baş yöneticilerin insanları geçmişte yaşatma çabaları mı yoksa gelecekte yaşatma çabaları mı doğrudur? Atatürk ikincisini yapmaya çalışmıştı.

******

“İşkembe-i Kübradan Atmak”: Gücünü midesinden alarak, bir konu hakkında bilgisizce yalan yanlış yorumlar yapmak, büyük palavralar sallamak.

*******

EMEK KURAMI VE İŞÇİ BAYRAMI

Karl Marks’a göre kapitalistin kâr adını verdiği değer, aslında işçiye verilmemiş ücretlerin birikimidir. Başka değişle kâr, ürünün değeri ile işçiye verilen ücret arasındaki farktır.

Marks bu fazlalığa “Artık Değer” adını verir. Artık değer, kapitalistin emeği sömürmesinin göstergesidir. İşçi kesiminin yoksullaşmasının ve sefaletinin nedeni, ekonomideki söz konusu artık değerlerin işçi ile eşit olarak paylaşılmaması, tam tersine,  giderek az sayıda kapitalistin elinde toplanmış olmasıdır.

Marksa göre, yoksulluk ve sefalet dayanılmaz hale gelince, işçiler bilinçlenecekler ve kendilerini sömürenlere karşı birleşeceklerdir. Böyle bir mücadele sonunda da sınıfsız bir toplum ortaya çıkacak, kapitalist sömürü son bulacaktır.

TESPİT: Hz. Muhammet, kendi dönemindeki kapitalistlere karşı borçluları, yoksulları ve köleleri Kur’an rehberliğinde bilinçlendirmiş, birleştirmiş, savaşlar vermiş ve sınıfsız bir toplum yaratmayı başarmıştır. Başka değişle, İslamiyet’in temelinin, insanın insanı sömürmemesi olduğunu göstermiştir.

1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI KUTLU OLSUN!

******

KORKU

Servetin, yaşamın, sevgilinin, özgürlüğün, vatanın, makamın, iktidarın ve benzerlerinin yitirileceği gibi belirsizlikler karşısında tetiklenen tehdit algısına, rahatsız edici olumsuz duyguya korku denir. Ancak, “Korkunun ecele faydası yoktur.” özdeyişine rağmen korkanlar, saçma sapan önlemler alarak, kendi sonlarını daha da hızlandırmış olurlar.

İşinize gelen adaletsiz düzenin sürmesini istiyorsanız, değişiklik taraftarı olunuz. Sizi iktidara getiriler; düzeni değiştirmemiş olursunuz.

ÇOK ÖZLEDİM. NERELERDESİN? GEL ARTIK. LÜTFEN GEL ARTIK

Matild ManukyanLI, Abdullah Yücelli, Said-i Nursili, Kani karacalı, Aziz Nesilli, Müzeyyen Senarlı, Çetin Altanlı, Bülent Ersoylu, Hafız Burhanlı, Adnan Şensesli, Can Yücelli, Neyzen Tevfikli, Sülün Osmanlı, Zeki Mürenli, Neşat Ertaşlı, Safiye Aylalı, Tecavve Coşkunlu  vedaha ne kadar renkli/renksiz, dinl,/dinsiz, köle/özgür, zengin/fakir, alevi/sunni, tövbesini bozmuş/bozmamuış insan varsa hepsinin hiç kimseden korkmadan özgürce yaşadığı güzel ülkemi, güzel vatanımı, güzel Türkiyemi özledim. Bir daha göremeyecek miyim?

******

TÜREV

Sütün birincil türevleri(Sütten türeyenler): Yoğurt, peynir, sütlaç…………

İnsanın birincil türevleri (İnsandan türeyenler): Dürüst, kalleş, yalancı, hırsız……..

Siz de sütten ve insandan türeyen yeni türevler yazınız.

******

GÜZELLİK

Güzellik, güzelliğin konusunun güzelliğinden gelmez. Güzellik, güzelliği belirleyen farklılıkların, insanlardaki güncel güzellik ölçü ve beğenilerine göre ince ve alımlı şekilde sunulmasından doğar. Örneğin, bir kadın sırf kadın olduğu için güzel değildir. Kadın, fiziki ve ruhi özelliklerini, günün modasına göre ince ve alımlı gösterebildiği için güzeldir. Bir kadın, kendine özgü farklılıkları, hemen her insanın kavrayıvereceği sade ve yalın bir üslupla sunabilirse, o kadını gören hemen herkesin içinden “ ne güzel kadın” deme isteği doğar.

*******

Ya “Aç insanın dini olmaz” veya “Aç insan kendi dinini yer.” özdeyişleri yanlış ya da gerçekten aç insan yoktur.

******

MURPHY YASASI: “Artık bir işe yaramaz” diye çöpe atılan bir varlığı bulma şansı kalkınca, ona çok acilen ve çok şiddetli bir ihtiyaç duyulur.

******

LİDERLİĞİN KOŞULLARI (OLMAZSA OLMAZLARI)

(1)       Vizyon (ileriyi görme) sahibi olma

(2)       Karizmatik olma

(3)       Yakışıklı veya güzel olma

(4)       Güzel giyinme

(5)       Başkalarından farklı olma

(6)       Güzel konuşma (kekelemeden) konuşma

(7)       Zeki olma

(8)       Kavrayıcı, algılayıcı, derin bilgili ve geniş kültürlü olma

(9)       Kişilerle sıcak ilişki kurma yeteneği olma

(10)     Liderliğe uygun yaşta olma

(11)     İnisiyatif (öncecilik) sahibi olma

(12)     Dürüst olma

(13)     Samimi olma

(14)     Doğru olma

(15)     Yalan söylememe

(16)     Açıksözlü olma

(17)     Kendine güvenme

(18)     Kararlı olma

(19)     İş başarma yeteneği olma

(20)     Duygusal olgunlukta olma

(21)     İzleyenlere güven verme

(22)     Gücünü başkasından değil kendine özgü özelliklerden alma

(23)     İnce ve nazik sözlü, anlamlı ve düşündürücü sözlü, şakacı, nükteli ve esprili olma

(24)     Uygun boyda olma

(25)     Davranışlarıyla, sözleriyle, esprileriyle alay konusu olmama

******

MAKYAVELİZM, PRAGMATİZM VE CİHATÇILIK

MAKYAVELİZM: “Amaca ulaşmak için her türlü araca başvurmanın uygun olduğu.” görüşüdür. Örneğin amaca ulaşmak için, gerektiğinde yalan söylenebilir, insan öldürülebilir, halkın dini duyguları sömürülebilir ve benzeri her türlü çirkin davranış ve ahlaksızlık yapılabilir.

PRAGMATİZM: “Eğer bir bilgi teoriye aykırı da olsa günlük hayatta işe yarıyorsa; çıkar ve kâr sağlıyorsa o bilgi doğrudur.” görüşüdür. Örneğin propaganda amaçlı bilgi, reklama dayalı bilgi, iç ve dış savaş çıkarma amaçlı bilgi, halkı sömürme amaçlı bilgi ve benzeri bilgiler doğrudur.

CİHATÇILIK: “İslam uğruna savaşırken veya yeryüzünde İslamiyet’i geçerli kılmaya çalışırken, meşru veya gayrimeşru bütün güçlerin ve araçların kullanılması caizdir.” görüşüdür. Örneğin İslami hedefler için yalan söylenebilir, haksız kazanç elde edilebilir, insanlara iftira atılabilir, insanlar öldürülebilir, fetva verdirilebilir, halk kışkırtılabilir, yandaşlara haksız çıkar sağlanabilir, vakıflar kurulabilir, dini kurumlar harekete geçirilebilir, cuma hutbeleri hazırlatılabilir ve benzerleri yapılabilir.

********

Dünyada ister bilim, ister politika, ister din, ister sanat ya da kısaca hangi yoldan gidilirse gidilsin, tehlikesiz hiçbir yol yoktur.

******

“EL İÇİN YANMA NARE, YAK ÇUBUĞUN KEYFİN ARE.”

Atalarım demiş ki, hiç kimse için üzülüp ateşlerde yanma ve sakın kendini başkaları için tehlikeye atma: yak sigaramı, yudumla rakını, çek nargileni, dinle müziğini keyfine bak, sefanı sür, rahatına bak.

MŞ’NİN ATASÖZÜNDEN ALDIĞI DERS: Bugünlerde bütün siyasi partileri ve boş vaatlerini boş ver. Hepsi bir komedi oynuyor. Gerçekler umurlarında bile değil. Hepsine gül geç. Keyfine bak. 7 hazirandan sonra hiç de iyi güzel günler gelmeyecek diye üzülme. “Elle gelen düğün bayram.”

*******

SIFFÎN SAVAŞI (Hz. ALİ VE MUÂVİYE SAVAŞI / Mayıs-Temmuz 657)

Gerçekte İslam dinine inanıp inanmadığı tartışmalı olan çok kurnaz Şam valisi Muaviye, Sıffin Savaşında yenileceğini anlayınca, askerlerinin mızraklarına Mushafları (Kur’anları) takınca, Hz. Alinin askerleri Kur’ana karşı savaşmak istememiş ve Hz. Ali mütareke yapmak zorunda kalmıştır.

SORU: ŞİMDİ BEN BU OLAYI NİÇİN ANIMSADIM?

YANIT: Sayın Cumhurbaşkanımı miting meydanında elindeki Kur’anı kaldırıp halka karşı salladığını görünce, ister istemez aklıma SIFFÎN SAVAŞI geldi.

******

TÜRKİYE HANE HALKININ % 22,4 ‘Ü, BAŞKA DEĞİŞLE TÜRKİYE’DEKİ YAKLAŞIK 18 MİLYON TÜRK VATANDAŞI YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA (846 TL’nin altında) YAŞIYOR

Kaynak: Türkiye İstatistik kurumu Raporu 5 Mayıs 2015

*******

Kuantum teorisine göre doğa, Öklid geometrisi ve Newton fiziği tanımlarıyla anlaşılmayacak kadar karmaşık bir yapı ve işleyişe sahiptir.

******

Dönüştürücü lider, halkın gereksinmelerini, inançlarını, değerlerini ve yaşam biçimini akıl ve mantık yoluyla ikna ederek değiştiren kişidir

*****

Kurumlar, çalışanlarının yaratıcılıklarını özgürce ortaya koyabilecekleri yeni bir çalışma ortamı ve yapılanma gerçekleştirmek zorundadırlar

*****

İşte geldim kalk anam
Ne haldeyim bak anam
Bana pek zor geliyor
Sensiz yaşamak anam

Hasan TURAN

******

HIDIRELLEZ

Hıdırellez, 6 ay süren kış Kasım günlerinin bittiğini ve 6 ay sürecek yaz Hızır günlerinin başladığını gösteren bir Türk dünyası bayramdır.

Harlı ateş üzerinden atlamalı zıplamalı coşkulu hıdrellez kutlamaları genellikle yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında ya da kutsal sayılan yerlerde yapılır.

5 mayısı 6 mayısa bağlayan gece, Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu varlıklara kısmet, feyiz ve bereket vereceği inancıyla çeşitli uygulamalar yapılır. Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır, gül ağacının altına istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar. Aynı zamanda dileklerini kırmızı kurdeleye bağlayıp gül ağacına asarlar. Bir yıl boyunca dileklerinin yerine gelmesini beklerler

*****

Mazi; çağdaşlıktan, değişimden, yeni teknolojilerden ve yeni yaklaşımlardan korkanların yaşadığı yerdir. Bu korkaklar hep eskiyi savunurlar.

*******

Özgür Türk düşünürleri, yoz kültürün dar kalıplarını kırarak, yaşama sıkı sıkıya bağlı yeni bir üsluba dönüştürerek, mutluluğa büyük katkıda bulunmaktadırlar.

******

Mustafa Kemal, Türk halkının üstüne karabasan gibi çöken saltanata bir son vermeyi başarmıştı. Atatürk, padişahlar gibi ahirete malla gitmedi

******

MURPHY YASASI: AVM, gümrük ve benzerlerinde girdiğiniz kuyrukta mutlaka bir aksaklık olur yanlardaki kuyruklar hızla akarken siz beklersiniz.

******

Davranışlarıyla bir birimi doğrudan etkileyen diğer birimlere YAKIN ÇEVRE, dolaylı olarak etkileyen birimlere UZAK ÇEVRE denir.

******

Çevresi değiştiği halde kendisi değişemeyenlerin ya da çevresine uyum sağlayamayanların  girdikleri çatışmada yenik düşecekleri kesindir.

*****

YÖNETİM VE ORGANİZASYON YAKLAŞIMLARI

KLASİK YAKLAŞIM: “Komuta ve kontrol (command and control)” esasına dayanır. Türkiye’de, genellikle bu tür bir yönetim ve organizasyon uygulaması görülür.

NEOKLASİK (DAVRANIŞSAL) YAKLAŞIM: Yönetim ve organizasyon uygulamalarında insan davranışlarını (hüman behaviour) da göz önünde bulundurma esasına dayanır. Gelişmiş ülkelerde, genellikle bu tür bir yönetim ve organizasyon uygulaması görülür.

MODERN YAKLAŞIM: “Dünyanın her yerinde aynı verimliliği gösteren tek bir yönetim biçimi yoktur, bazı durumlarda bazı biçimler başarılı olurken, bazı durumlarda da diğer bazı biçimler başarılı olur” esasına dayanır. Çok gelişmiş ülkelerde, genellikle bu tür bir yönetim ve organizasyon uygulaması görülür.

MODERN SONRASI YAKLAŞIMLAR: Yönetim ve organizasyon uygulamalarında iletişimi, bilgi işleme teknolojisini, uluslararası rekabet ilişkilerini, küreselleşmeyi ve insan haklarını göz önünde bulundurma esasına dayanır. Süper gelişmiş ülkelerde genellikle bu tür bir yönetim ve organizasyon uygulaması görülür.

SORU: Türkiye’deki yönetim ve organizasyon anlayışının ne kadar geri ya da ilkel olduğunu anlayabildiniz mi?

******

JEAN-PAUL SARTRE (19051980), ünlü Fransız düşünürü, roman yazarı ve Varoluşçu Felsefenin  geliştiricisidir.

Varoluşçu felsefe düşüncesi, aslında Sokrates’le başlar, Blaise Pascal‘la da biçimlenir. Daha sonraları da, Friedrich Nietzsche, DostoyevskiMartin Heidegger ve Albert Camus, varoluşçuluğu sistemli bir felsefe haline gelirler.  Ancak Sartre, varoluşçu felsefenin hem geliştiricisi, hem kendi yaşamında uygulayıcısı, hem de siyasi alana taşıyıcısı olmuştur. Sartre’a, gerçek aydınlar tarafından “çağının tanığı ve vicdanı” denilmiştir.

Sartre insanı, önceden tanımlanmamış bir varlık olarak ele alır. İnsan, özgürce aldığı kendi kararlarıyla, kendi kendisini ve kendi yaşamını tanımlar. İnsanın, içinde bulunduğu koşullara göre yaptığı tercihleri, onun kim ve ne olacağını belirler. Sartre açısından, “varoluş özden önce gelir.” Dolayısıyla insan, önceden belirlenmiş bir öze sahip olmadığı için, kendi özünü kendi eylemleriyle gerçekleştirerek, kendi varoluşunu ve kendi özünü ortaya koyar.

Sartre, varoluşçuluğu iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Özgürlük ve bağımlılık arasında bir ilişki kurarak, “insan kendi özgürlüğüne mecbur edilmiştir. Bu nedenle insan, kendi karar ve tercihleriyle kendi özgürlüğünü gerçekleştirmek zorundadır.” der.

*******

İnsan üretimin hem amacı hem de aracıdır.

SORU: İnsan niçin tüketirken mutlu edilmeye çalışılıyor da, üretirken mutlu edilmeye çalışılmıyor?

******

TÜM ANNELERİN ANNELER GÜNÜNÜ KUTLAR, HAYATTA OLMAYAN ANNELERE ALLAH’TAN RAHMET DİLERİM

Adamın birisi karısına çok düşkünmüş. Karısı ne isterse hiç koşulsuz hemen yerine getirirmiş. Ancak, karısı o kadar doyumsuzmuş ki, istedikçe ister istedikçe istermiş. En sonunda kocasından, annesinin ciğerini yemeği istemiş ve kocasına annesinin ciğerini en hızlı bir şekilde getirmesini istemiş.

Aşık hayırsız evlat, hiçbir an bile düşünmeden gitmiş annesini boğazlayıp ciğerini çıkartmış ve eline alıp hızla karısına doğru koşmaya başlamış. Ancak koşarken, ayağı bir taşa takılarak acı içinde yüzükoyun yere kapaklanmış ve can havliyle,

“Vay anam” demiş.

Yere savrulan ciğer ise dile gelip,

“Vah yavrum, kıyamam!” demiş.

********

TÜRKİYE  SİYASETİNDE NE OLMASAYDI NE OLMAZDI?

  • İsmet İnönü ve Celal Bayar kıyasıya kavga etmeselerdi, 27 Mayıs 1960 ihtilali olmazdı.
  • Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit kıyasıya kavga etmeselerdi, 12 Eylül 1980 ihtilali olmazdı.
  • 28 Şubat 1997  post-modern darbesi olmasaydı, bugünkü Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelemezdi.
  • Kenan Evren olmasaydı, Türkiye Avrupa birliğine çoktan girmiş olurdu.
  • Yaşlanma ve ölüm olmasaydı Türkiye, kafalarında kuyrukları birbirine değmeyen kırk tilki barındıran siyasi parti liderlerinden ve kerameti kendinden makul ünlü tek adam davranışlı diktatörlerinden asla kutulamazdı.

**********

ANNELİK

Tıpkı  “Tabiat Ana” gibi doğurgan olan insan annesi, almadan verir ve bu duyguyu tüm yaşamı boyunca taşır.

Kitaba sahip dört dinde de Adem’in eşi “Havva Ana” bütün insanların ilk annesi kabul edilir.

Hukuk açısından anne, bir çocuğu doğuran, bakımını üstlenen veya kendi doğurmadığı bir çocuğu evlat edinen kadındır.

Annelik, kadının yavrusuna karşı gösterdiği karşılıksız sevgi, şefkat, fedakarlık, bitmez tükenmez ilgi ve koruma duygusuna verilen addır. Anne, yavrusu kaç yaşında olursa olsun, ona her zaman ilk günkü gibi şefkat ve korumacı duygularla yaklaşır.

*******

ZITLAR AYNI ANDA OLAMAZ

Gece ve gündüz, aynı anda olamaz. Bir insan, aynı anda dişi ve erkek olamaz. Bir insan, aynı anda ateist ve Müslüman olamaz. Bir sivri biber, aynı anda acı ve tatlı olamaz. Bir ülke, aynı anda az gelişmiş ve gelişmiş olamaz. Bu gerçek bütün zıtlar için geçerlidir.

Türkiye halkının yarısının aynı anda çok zengin ve yarısının da çok yoksul olduğunu açıklamak felsefe açısından mümkün değildir.

*******

Bir güzellikten haz ve tat almayı, insanın ön yargıları engeller. Dağı konu alan bir tablodan, dağcılığa karşı olan insan hemen uzaklaşır.

*******

Tıpkı mal, hizmet ve bilgi üretimi gibi, çirkinlik ve güzellik üretimi de vardır.

MŞ TEZİ: Türk yöneticileri çirkinlik üretmede harikadırlar

*******

Huzurlu yaşamda, çağdaş sistem ve kurallar önemlidir. Bir ülkede sistemsizlik ve kuralsızlık kural haline gelirse, o ülkede mutluluk olamaz.

*******

HIRİSTİYANLIKTAN SONRA NİÇİN MÜSLÜMANLIK GELDİ?

Hıristiyanlık adına Hıristiyanlığı tanınmaz hale getirdikleri için, kur’an inmiş ve Müslümanlık gelmiştir.

Yaklaşık1400 yıl önce kandil, mevlit, muska, kehanet, din hizmeti mesleği ve diğer eklemelerin hiç birisi yoktu. 90 yıl önce Vatikan alternatifi diyanet işleri başkanlığı ve Papa alternatifi diyanet işleri başkanı yoktu. 70 yıl önce İmam Hatip okulları yoktu. Yoktu, yoktu, yoktu…….Yalnızca Kur’an ve mükemmel ahlakı ile Kur’anın nasıl hayata geçirileceğini gösteren Hz. Muhammet uygulamaları vardı.

MŞ KARAR: Eklemelere iman ederek daha fazla günaha girmekten korktuğum için, ben artık bundan sonra Hz. Muhammet’in sade bir sahabesinin ibadet ettiği gibi ibadet edeceğim. İslam dinine Hz. Muhammet’ten sonra eklenenlerin hiç birine riayet etmeyeceğim.

NOT: Bu kararımdan ve açık beyanımdan sonra, cenaze namazımı kılmayarak, biraz daha günaha girmekte özgürsünüz.

********

BİR BAŞKA AÇIDAN KENAN EVREN

12 Eylül 1979-12 Eylül 1980 tarihleri arasında Türkiye’deki durumun önemli başlıklarla özeti:

1.        Süleyman Demirel ve Alparslan Türkeş, Türkiye’deki sağcı eylem gruplarının, Bülent Ecevit de solcu eylem gruplarının arkasında durmuşlar ve onların anarşist eylemlerini desteklemişlerdi.

2.        Sağ ve sol grupların çatışmasında hemen her gün ortalama 10-15 kişi ölürdü.

3.        Akademi ve fakültelere sağ ve sol görüşlü öğrenciler, arka arkaya kuyruklar halinde ve polis korumasında giderlerdi.

4.        Amfi ve sınıfların sağ tarafına sağcı, sol tarafına solcu öğrenciler oturur ve en ufak bir nedenle birbirine saldırır kıyasıya kavga ederlerdi.

5.        Akademi ve üniversite asistanları ve öğretim üyeleri sağcı ve solcu olarak tam ortadan ikiye ayrılmışlardı ve sağcılar sağcı öğrencilere, solcular da solcu öğrencilere ayrıcalıklı davranırlar, kendi görüşünde olanları maddi ve manevi olarak koruyup gözetirlerdi.

6.        Hemen her gece bir sokakta, bir caddede, bir köşede veya topluma açık bir yerde bombalar patlardı.

7.        Polis teşkilatı, sağcı polisler ve solcu polisler olarak tam ortadan ikiye ayrılmışlardı ve Sağcı olanlar sağcıların kanun dışı eylemlerini, solcular da solcuların kanun dışı eylemlerini görmezden gelirdi.

8.        Türkiye’deki aileler, evler, okullar, fakülteler, devlet daireleri, kahveler ve diğer küçük büyük bütün kurumlar sağcı ve solcu olarak nitelendirilir olmuştu.

9.        İlkokul, ortaokul, lise öğretmenleri ve öğrencileri de sağcı ve solcu olarak ikiye ayrılarak ölümlü çatışmalar yapmaya başlamışlardı.

10.      Tarafsız kalmayı tercih eden insanlara, gruplar iyi gözle bakmazlar ve bir grubu desteklerlerse ancak o zaman kendilerinin korunacakları söylenir olmuştu.

11.      Hemen her ilde ilan edilen askeri sıkıyönetim, olayları önlemekte yetersiz kalmıştı

12.      Başta iş adamları olmak üzere bütün hali vakti iyi halk, bürokratlar ve basın mensupları, açıktan veya gizliden askeri göreve çağırır olmuştu.

13.      Sağcı ve solcu parti ve sendika liderleri, yüksek rütbeli askerlerin “anlaşın, uzlaşın, yoksa bu gidişin sonu çok kötü olacak” şeklindeki önerilerini duymaz olmuşlardı.

14.      Güneşin batışından doğuşuna kadar  tüm gece herkes evine çekilir ve gece süresince cadde ve sokaklar sağ ve sol grupların kontrolünde olurdu.

15.      Tüm şehirlerin mahalleri “Kurtarılmış Bölge” olarak nitelendirilir ve solcu mahallere giriş çıkışları solcu gruplar, sağcı mahallere giriş çıkışları sağcı gruplar kontrol ederdi.

16.      Sağ ve sol gruplar arasında mahalle ele geçirme savaşları olur, bazen mahallelerde bombalar patlatılırdı. Halk, hangi mahallenin hangi grubun kontrolünde olduğunu bilir ve ona göre davranmak zorunda kalırdı. Nedeni, mahalleyi bekleyen grup üyeleri, mahalle sınırlarından geçmek zorunda kalan halkı durdurur ve “sağcı mısın yoksa solcu musun?” diye sorardı. “Tarafsızım” yanıtını verenleri bir güzel dövülür ve kendilerinden haraç alınırdı.

17.      Ben lise öğrencisi olan oğlumu, taraf sız kaldığı için dövülür veya öldürülür korkusuyla artık evden çıkarmaz ve lisesine göndermez olmuştum.

12 Eylül 1979-12 Eylül 1980 tarihleri arasında yukarıda sıralananlara benzer daha yüzlerce tespit yapılabilir.

SONUÇ: 12 EYLÜL 1980 SABAHI SAĞ VE SOL EYLEMLERE KATILANLAR VE EYLEMLERİ MADDİ VE MANEVİ DESTEKLEYENLER DIŞINDA TÜM TÜRK HALKI, DERİN BİR NEFES ALMIŞ, “NE OLACAK BU ÜLKENİN HALİ” ŞEKLİNDEKİ KORKULAR BİR ANDA ORTADAN KALKMIŞ VE ASKERİN SAĞLADIĞI HUZUR HEMEN HERKES TARAFINDAN BÜYÜK DESTEK GÖRMÜŞTÜ.

MŞ GÖRÜŞÜ: Yönetime el koymasından sonra halkın içten ve koşulsuz desteğini gören Kenan Evren, eğer bu büyük halk sevgisi ve desteği karşısında kendisini Atatürk kadar çok büyük ve çok akıllı sanıp şımarmayıp olsaydı (megaloman davranışlar göstermeseydi)  haddini bilseydi, A’dan Z’ye Türkiye’nin her yapı ve işleyişini kökünden değiştirmeye kalkmasaydı, kanımca bugün geniş katılımlı güzel bir cenaze törenine sahip olurdu.

********

SOMA FACİASI

M. Kemal Atatürk’ün İlkesi: “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz içindir.”

Doyumsuz Kapitalistin İlkesi: “İktidarlar, işçiler, madenler, tüm üretim faktörleri, daha ne varsa hepsi benim içindir, daha da çok kâr elde etmem içindir.”

MŞ İlkesi: “Ben ezelden beridir yoksulla oldum yoksulla yaşarım, hangi kapitalist bana susmam için para verecekmiş, şaşarım.”

Soma Faciasında şehit olan 301 yoksullar yoksulu işçi kardeşlerim, mekânınız cennet olsun!

*******

REKLAM VE PROPAGANDA YAPARKEN YALNIZCA İKİ GÜDÜYE (MOTİFE) HİTAP EDİLİR:

(1)       AKILCI (RASYONEL) GÜDÜLERE HİTAP ETME: Kitlelere, gerçekleşme ihtimali akla aykırı gelmeyen ve kaynağı iyi hesaplanmış somut projeler, kaliteli bayındırlık ürünleri, gelir ve refah artırıcı diğer çıkarlar vaat edilir.

(2)       DUYGUSAL GÜDÜLERE HİTAP ETME: Kitlelere bayrak, vatan, millet, Sakarya, büyüklük edebiyatları yapılır; tarihteki kahramanlar, kahramanlıklar ve din adına savaş verenler anımsatılır, kitlenin kendi özel vicdanında saklı kalması gereken temiz din duyguları harekete geçirilmeye çalışılır.

NOT: Bir ülkenin resmi ve resmi olmayan eğitimi ve kültürü,  akılcılık üzerine değil de duygusallık üzerine oturtulmuş ise, o ülkede reklam ve propaganda programları duygusal güdülere hitap edecek şekilde hazırlanır

Bazı bilim insanları ve gösteriş budalaları bilgisizliklerini gizlemek için, açıklamalarında  yabancı sözcükler kullanarak hava atarlar.

*******

Hiçbir dil, yapısı gereği, şu veya bu bilim dalının anlatımında ve açıklanmasında yetersiz değildir. Kolaycılığa kaçmak, o dile ihanettir.

*******

İFTİRA

İftira; dedi kodu iletişim kanallarını çalıştırarak, basın ve yayın organlarını kullanarak, yetkili makamlara ihbar ve şikayette bulunarak, bir kişi veya kurumu küçük düşürmek, aşağılatmak, yıpratmak, hakkında adli ve idari soruşturma açtırmak için, aslında yapılmadığını bildiği halde bir eylemi yapılmış gibi gösterme edepsizliği, ahlaksızlığı, hukuksuzluğu ve namussuzluğudur.

DİKKAT: Bütün insanlık, müspet hukuk, bütün dinler ve bütün peygamberler, iftirayı yasaklamış, yapanlara da büyük ceza yaptırımları koymuştur.

*******

Nedür bu tâli’ ile derdi Nef’î-i zârun
Ne şûhı sevse mülâyim dedükçe âfet olur

NEFİ

AÇIKLAMASI: Bu talihsiz ve zavallı Nef’î’nin çektiği çile nedir? Hangi güzeli sevse, ona yumuşak huylu ve uysal dese o bir afet kesiliyor.

******

SİSTEM DEĞİŞTİRME SÜRECİ

  • Eski sistemin bütün değerleri ve kurumları eleştirilir, sulandırılır, gevşetilir, çözülür ve işlemez hale getirilir (Unfreezing)
  • Eleştirilen, sulandırılan, gevşetilen, çözülen ve işlemz hale getirilen değer ve kurumlara yeni bir şekil verilir (Change)
  • Yeniden şekillendirilen değer ve kurumların dondurulması ve katılaştırılması yapılır (Refreezing)

TARİHİTEN ÖRNEKLER: 1215 İngiltere Manga Charta devrimi; 1789 Fransa devrimi, 1787 Amerikan devrimi, 1876  Birinci Meşrutiyet devrimi ve anayasası, 1917 Rus devrimi, 1923 Cumhuriyet devrimi ve 1924 anayasası, 27 Mayıs 1960 devrimi ve 1961 Anayasası, 12 Eylül 1980 devrimi ve 1981 Anayasası, Eğer bir siyasi parti 400 millet vekili çıkarabilirse Başkanlık dönemi ve yeni anayasa.

******

Ben senin en çok davranışlarını sevdim

Güçsüze merhametini, zalime direnişini

Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında

Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

ÜMİY YAŞAR OĞUZCAN

********

Halka ve yoksullara yararlı sistemlerin kurucuları ölür ölmez, sinsi halk sömürücüleri, sistemi işlemez hale getirmenin bir yolunu bulurlar.

*******

YÖNETİM LABİRENTİ

Labirent: Çok sayıda karışık ve karmaşık yol nedeniyle, içinden kolay kolay çıkılamayan yere denir.

Başarılı olmak isteyen bir yönetici; birbirinden kişilik, bilgi, eğitim, deneyim, dil, inanç, kültür, çevre ve diğer benzer özellikler açısından farklı astlarıyla olumlu ilişkiler kurmak zorundadır. Bu durumda, yönetici, başarılı bir sonuca (çıkışa) giderken kendisini bir yönetim labirenti içinde bulur ve kolay kolay dengeleri kuramaz. Örneğin, bir müdüre doğrudan 5 ast bağlıysa, müdür 5! (5!=120) başka değişle 120 ilişkiyi göz önünde bulundurmak durumundadır. Eğer bir başbakana 10 bakan bağlıysa (10!) başbakan, 3.628.800 ilişkiyi çok iyi bilerek hareket etmek zorunda kalır.

ABD devlet başkanına ve başkan yardımcısına aşağıda sıralanan 15 bakan bağlıdır:

  • Tarım Bakanlığı (USDA)
  • Ticaret Bakanlığı (DOC)
  • Savunma Bakanlığı (DOD)
  • Eğitim Bakanlığı (ED)
  • Enerji Bakanlığı (DOE)
  • Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı (HHS)
  • İç Güvenlik Bakanlığı (DHS)
  • İskân ve Kentsel Kalkınma Bakanlığı (HUD)
  • İç İşleri Bakanlığı (DOI)
  • Adalet Bakanlığı (DOJ)
  • Çalışma Bakanlığı (DOL)
  • Dış İşleri Bakanlığı (DOS)
  • Ulaştırma Bakanlığı (DOT)
  • Maliye Bakanlığı
  • Gaziler Bakanlığı (VA)

LİDERLİK FONKSİYONU

Liderlik = (Lider, izleyenler, koşullar)

Ne olmazsa liderlik olmaz?

(1)       Her yönüyle başkalarından farklı belirgin ve karizmatik bir lider

(2)       Liderin dürüstlüğünden, namusundan, bilgisinden, güvenilirliğinden, kişiliğinden ve karizmasından etkilenen izleyiciler

(3)       Lideri ortaya çıkaran koşullar

*******

MURPHY YASASI: Ne kadar sıkı bir pazarlıkla satın almış olsanız olun, aynı eşyanın başka bir yede daha ucuza satıldığını görüp üzülürsünüz.

********

HÜLLE

Hülle, Medenî Kanunun kabulünden önce, kocasından üç kez “boş ol, boş ol, boş ol” söylemiyle boşanan kadının, yine eski kocasıyla evlenebilmesi için yabancı bir erkeğe bir günlüğüne nikâh edilmesidir. Hülle yapılan erkek genellikle üreme yeteneğini yitirmişler arasından seçilir. Hülle uygulamasıyla, sahte dinciler akıllarınca Allah’ı aldattıklarını sanırlar.

Tarafsız kalması beklenen Sayın Cumhurbaşkanımızın, hemen her gün bir yerde bir açılış töreni yaparak, güncel konulara değinmesi ve Cumhura sanki taraf tutarmış izlenimini vermesi, kesinlikle hülle sayılmaz.

******

BEKLENEN ROL-ALGILANAN ROL-OYNANAN ROL VE ROL ÇATIŞMASI

Siyasi parti liderinin grup üyelerinin tek tek her birinden oynamasını beklediği işlev ve davranışa BEKLENEN ROL (Expected Role) denir.

Tek tek her siyasi parti grubu üyesinin hangi işlev ve davranışı nasıl göstermesi gerektiği konusundaki algı ve anlayışına, ALGILANAN ROL (Perceived Role) denir.

Tek tek her siyasi parti grubu üyesinin kendisine liderin oynaması için verdiği rolü  oynarken gösterdiği işlev ve davranışa, OYNANAN ROL (Enacted Role) denir.

Yukarıda belirtilen üç tür rol arasında önemli farklılıklar olmamışsa, grup üyeleri rol çatışmasına (Role Conflict) düşmeden kendilerine verilen rolü başarıyla oynamışlardır. Tersi durumda grup üyeleri rol çatışmasına düşmüştür.

Rol çatışması, seçim yarışındaki başarıyı olumsuz yönde etkiler.

SORU: Sizce Sayın Cumhur başbakanımız ile Sayın Başbakanımız ve diğer siyasi parti liderleri arasında ROL ÇATIŞMASI var mıdır? Başka deyişle, seçim ortamında her rol sahibi, rolünü başarıyla oynayabilmekte midir?

******

96 YIL ÖNCE

Roma imparatorluğundan sonra en uzun süren ve en büyük olan anlı ve şanlı Osmanlı imparatorluğu, 19 Mayıs 1919’da çökmüş, İstanbul İngilizler tarafından ele geçirilmiş, Anadolu’yu değişik düşmanlar dört bir yandan işgale başlamış, bir süre önce Osmanlıdan bağımsızlığını elde eden Yunanistan İzmir’e ordusunu yerleştirmiş ve Anadolu’nun fethi hülyasıyla şımardıkça şımarmıştı. Osmanlının orduları dağıtılmış, sözde padişah esir alınmıştı. Başsız kalan çok ama çok yoksul Türk halkı ne yapacağını bilmez durumda, çaresiz, ümitsiz ve perişan durumda kaderine teslim olmuş durumdaydı.

NEDEN?

MŞ YANITI:  Görkemli saraylarında kendi başlarının derdine düşmüş sorumsuz, izansız, basiretsiz, korkak, ürkek, cahil saltanat sahipleri, sata sata tüketemedikleri Osmanlı topraklarından sonra Anadolu’yu da nihayet İngilizlere, Fransızlara, İtalyanlara satmışlardı.

Yüce Tanrı, özünü hiç yitirmemiş olan Türk halkına, o günler için Mustafa Kemal’i hazırlamıştı ve 19 Mayıs 1919’da “Yürü Kulum” demişti. Allah, Ondan razı olsun. Olamazı oldurdu, halkı esaretten kurtardı, bana bu yazıyı yazabilecek bir özgürlük kazandırdı.

19 MAYIS “YA ÖZGÜRLÜK YA ÖLÜM BAYRAMI” KUTLU OLSUN!

******

KAOS YÖNETİMİ

Kaos (Kargaşa=Keşmekeş=Karmaşıklık) “düzensizlik içinde düzen” anlamına gelen önemli bir fizik ve postmodern yönetim kavramıdır.

Meteoroloji profesörü Edward  Lorenz, bir matematik işlemde görmezden gelinebilir (ihmal edilebilir)  sayılan çok küçük bir farkın, örneğin virgülden sonra gelen çok küçük rakamların hesaba katılmamasının, çok büyük sonuçlar doğurduğunu kanıtlamıştır.

Hesap yaparken yapılan yuvarlamalar, başlangıçta beklenen ya da öngörülen durum ile dönemin sonunda gerçekleşen durum arasında çok büyük farklar olması sonucunu doğurur.

Kaos yönetiminde, belirli nedenler belirli sonuçları doğurmaz; tam tersine önemsiz görünen nedenler (değişkenler) beklenenden çok farklı sonuçlar doğurur. Buna en güzel örnek “Kelebek Etkisi” olarak adlandırılan durumdur.

Kelebek etkisi ilkesine göre,  “Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir.  Bu nedenle,  bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük ihmallerin (boş vermelerin) büyük ve öngörülemez sonuçlar doğuracağı açıktır.

Mustafa Kemal Büyük Nutukta, “Kurtuluş Savaşının her aşamasının inceden inceye hesaplanması” nedeniyle başarıya ulaşıldığını belirtmiştir.

Ey büyük yönetici, Kaos Yönetimini de mi ta ozaman herkesten önce sezinlemiştin! Nur içinde yat!

*******

Ülkemizi kötülüklerin kapladığını görüp sakın üzülmeyin.Türk tarihi en kötü dönemlerde “Daha ben varım” diyen nice  M. Kemaller çıkarmıştır.

******

Evrensel kültüre sahip insanlar bilim ve sanat tartışmalarıyla, geri kalmış insanlar ise spor politika ve din tartışmalarıyla tatmin olurlar

.

*******

Akla aykırı saçma sapan vaatlerde bulunan siyasi partilerin, elmas bulduklarını sanarak yoldan taş toplayan delilerden ne farkı var?

*******

Geleneğin parçalanmasını ancak ve yalnızca sanatçılar gerçekleştirdiği için, çıkarları tutuculukta olan politikacılar sanatı desteklemezler.

Toplum ve din gerilimleri, Avrupa’da otuz yıl savaşlarına, İngiltere’de iç savaşa, İslam tarihinde ve Osmanlıda katliamlara neden olmuştur.

*******

Bir bilgin veya bilim insanı aptallarla tartışmaya girerse, dinleyen diğer aptallar bilgin veya bilim insanını cahil olarak nitelendirirler.

Hz. Ömer’e ve Hz. Osman’a, o günkü muktedirler zırhlı korumalar tahsis etmiş olsaydı, suikastçılar o mübarek insanları şehit edilemezlerdi.

******

SEÇENEK-1) FİKRİ TUTSAK, VİCDANI TUTSAK, İRFANI TUTSAK NESİLLER YETİŞTİRMEK

SEÇENEK-2) FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, İRFANI HÜR NESİLLER YETİŞTİRMEK

FİKİR: Belirli bir konunun, sorunun, olayın ve olgunun tanımlanmasına, çözüm yollarının sıralanmasına, en uygun seçeneğin belirlenmesine ve sonuçların yorumlanmasına ilişkin ortaya atılan kapsamlı ve sistemli yeni söylemlerdir.

VİCDAN: Vicdan, kişinin kendi niyeti veya davranışları hakkında kendi ahlaki değerlerini temel alarak yaptıklarını veya yapacaklarını ölçüp biçtiği bir kişilik özelliğidir.

İRFAN: Gerçeğe ulaştırıcı bilme, anlama ve çok güçlü seziş gücüdür.

******

GÖRÜNEN GERÇEK DEĞİLDİR

Düz görünen dünyanın, aslında küre olduğu kanıtlanmıştır. Cin çarpması sanılan kuduzun, aslında mikroptan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Büyüden kaynaklandığı sanılan kara sevdanın, aslında bir amino asit dizilişi olduğu bulunmuştur.

Bilim insanının ve sanatçının görevi, görünenlerin aldatıcılığından kurtulup onları en tam, en yoğun, en sistemli ve en özenli biçimde aslına uygun olarak tanımlamak, yapı ve işleyişlerini temel değişkenleriyle birlikte insanlığa sunmaktır.

Bilim insanları ve sanatçılar olmasaydı, bugün insanlık hala ağaç kovuklarında ve doğal mağaralarda yaşar, toplayıcılık ve avcılıkla geçinirdi.

İNSANLIĞIN GELMİŞ GEÇMİŞ TÜM BİLİM İNSANLARINA VE SANATÇILARA VEFA BORCU VARDIR. ÖZELLİKLE TÜRKİYE’DE FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, İRFANI HÜR GERÇEK BİLİM VE SANAT İNSANLARI KORUNMALIDIR.

******

MURPHY YASASI: Gerçek rahat ve huzur için canınız dahil yitirecek hiçbir varlık ve değerinizin olmaması gerekir.

******

ARTIK PİŞMANLIK DUYMAMAK İSTİYORUM

1965 Seçimlerinden bu tarafa oy kullanıyorum. Hangi siyasi partiye oy verdimse, seçimlerden sonraki icraatlarını gördükten sonra bin pişmanlık duydum ve verdiğim oy nedeniyle çok büyük vicdan azabı çektim

Seçimlere 15 gün kaldı ama, ben hala daha hangi siyasi partiye oy vereceğime karar vermiş değilim. Devamlı olarak projelerini, programlarını, seçim beyannamelerini ve söylemlerini değerlendiriyorum, birbirleriyle karşılaştırıyorum, kendimce bir “Daha İyi” bulmaya çalışıyorum.

Bulamıyorum, bulamıyorum, bulamıyorum…….

Bazıları daha iyiyi kolayca bulabiliyorken ben bir türlü bulamıyorum.

GERİ ZEKALIMIYIM NE?

******

SAYGI (RESPECT)

Saygı; bireylere, bayraklara, yapıtlara, yapılara, ibadethanelere, inançlara, din ve devletler dahil tüm kurumlara karşı hiç fark gözetmeksizin gösterilen yapıcı davranış, olumlu duygu ifadesi ve önyargısız yaklaşımdır.

MŞ GÖZLEMİ: Liderleri “Evrensel ve Uygar Saygı Kavramı” açısından halka çok kötü örnek olmaktadırlar.

*******

*******

SÖMÜRÜ YÖNTEMLERİ

1.        FİZİKİ SÖMÜRÜ: Bir ülke işgal edilir. Askeri vali tayin edilir ve o ülke sömürülür.

2.        FİNANSAL SÖMÜRÜ: Dış kaynak sıkıntısı çeken ülkeye, yüksek faiz ile borç para verilir ve dönem sonunda anapara ve faiz geri ödemeleriyle o ülke sömürülür.

3.        YÖNETSEL SÖMÜRÜ: Bir ülkedeki bir siyasi parti veya kral veya diktatör veya grup veya cemaat gizliden veya açıktan desteklenir ve söz konusu desteğin bedeli olarak ekonomik kararlar aldırılır ve o ülke sömürülür.

4.        KÜRESEL SÖMÜRÜ: Dünyadaki katma değeri yüksek üretim kuruluşları, dağıtım kanalları ve stratejik üretim faktörleri ekonomik olarak bütünleştirilir, kontrol altına alınır, modern karteller ve tröstler kurulur ve tüm ülkelerdeki orta ve alt gelirli tüketiciler sömürülür.

*******

İnsan yaşantısı; kural, gelenek ve törelere bağlı olsa bile, yine de her insan kendi beğenisine göre seçim yapacak bir özgürlük alanı bulur.

*****

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!

Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!

Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret

NOT: Han-ı iştiha (Yağma sofrası)

ÖĞÜT: Sayın Diyanet İşleri Başkanı, bari sen “Zırhlı Cumhurbaşkanından, benzin devletten, sağlık Allah’tan” diyerek sakın yeme! Hepsi, halkın dişinden tırnağından artırarak vermek zorunda kaldığı vergilerdir.Ben helal etmedikçe haramdır. Ülkenin yarısının helal etmediğini bil lütfen. Halk gibi yaşa ve öteki dünyanı kurtar. Orada zırhlı araçlar, lüksler, ayrımcılıklar yoktur. Sen bunları benden çok daha iyi bilirsin.

*******

UYGARLAR İKNA, ZORBALAR TEHDİT EDER

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 106 maddesi Tehdit suçunu, “Birinin, bir başkasının veya yakınların hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına ya da malına kötülük gerçekleştireceğini bildirmesi” olarak tanımlanmıştır.

Suçunsilahlafailin kimliğini gizleyerek, birden fazla kişiyle veya suç örgütü desteğiyle gerçekleştirilmesi halinde verilecek ceza artar. Tehditten sonra suç işlenmişse, işlenen suç veya suçlar için ayrıca ceza verilir.

SORU-) Türkiye’de hemen her gün birileri birilerini tehdit edip durmaktadır. Bu ülke halkına uygar denebilir mi?

SORU-2) Türkiye’de tehdit edenler cezasız kalmaktadır. Bu ülkede adalet işliyor denebilir mi?

SORU-4) Tehditlerin egemen olduğu bir ülkede huzur içinde yaşanabilir mi?

********

GERÇEK MÜSLÜMANLIK VE GERÇEK ADALET UYGULAMASI

Hz. Ömer’in devlet işlerini yaparken yanıp duran devlet mumunu, kendi özel bir işini yapmak durumunda kaldığı anda hemen söndürüp, kendi parasıyla aldığı kendi mumunu yaktığı söylenir.

NEREDEN NEREYE………..

******

Fizikte “enerji”, yönetimde “güç” esastır. Yönetimde güç, bir kimsenin başkalarını, kendi istediği yönde davranışa sevk edebilme yeteneğidir.

*******

GÖZ BOYAMAK: Bir varlığı, işi, girişimi, eylemi, olayı, olguyu veya davranışı iyi ve doğru gibi gösterme, kandırma, yanıltma, aldatma çabası

********

TERSİNE LOJİSTİK: Kullanılmış malları teslim almak için uygun toplama noktaları kurma ve atıkları geri dönüşüm işlemcisine ulaştırma işlemi.

*******

Para, taşınır ve taşınmaz mallar, ait oldukları kişi ile özdeşleşir, bütünleşir, kişinin enerjisini etkiler ve onun bambaşka bir kişi yapar.

*******

Ruhumda gizli bir emel mi arar 
Gözlerime bakıp dalan gözlerin? 
Aklıma gelmedik bilmece sorar 
Beni hülyalara salan gözlerin! 

Sihirdir, şüphesiz, bütün bu şeyler; 
Bakışın zihnimi perişan eyler. 
Bana aşk elinden efsane söyler, 
Aşka inanmayan yalan gözlerin! 

RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI

*******

NE YOKSA DEMOKRASİ YOKTUR

Milli Egemenlik yoksa demokrasi yoktur.

Seçme Seçilme Hakkı yoksa demokrasi yoktur.

Katılım yoksa demokrasi yoktur.

Özgürlük yoksa demokrasi yoktur.

Eşitlik yoksa demokrasi yoktur.

Çoğulculuk yoksa demokrasi yoktur.

Çoğunluk yoksa demokrasi yoktur.

Hoşgörü yoksa demokrasi yoktur.

Hukuk Devleti yoksa demokrasi yoktur.

Kuvvetler Ayrılığı yoksa demokrasi yoktur.

SORU: Türkiye’de gerçek demokrasi var mıdır?

******

MONTESQUİEU (1689 – 1755), Fransız politik düşünürdür.

Kanunların Ruhu adlı eserinde kuvvetler ayrımı esasını ortaya atarak yasamayürütme ve yargıyı birbirlerinden ayırmanın önemini ilk kez vurgulayan düşünürdür. Montesquieu’nun Kuvvetler Ayrılığı İlkesi, uygar ülkelerde geniş kabul görmüş ve o günden bu güne başarıyla uygulanagelmiştir.

BİR ÜLKEDE KUVVETLER AYRILIĞI YOKSA YA DA VARMIŞ GİBİ GÖSTERİLMEYE ÇALIŞIYORSA, O ÜLKENİN HALKI ÖZGÜR DEĞİLDİR VE O ÜLKEDE ADALET YOKTUR.

*******

MURPHY YASASI: Kötü niyete kesinlikle bir formül bulunur. Kötü niyete formül bulmada Türk adalet sisteminin üstüne başka bir sistem yoktur.

SADRAZAMIN KAVUĞU

Sadrazam efendimizin kavuğu

Halkın derdini dinler her sabah mâbeyinde

El pençe divan durup ağlaşırlar

Fukara Ali’ler

Dert küpü olmuş Veli’ler

Hasan’lar, Hüseyin’ler…

On binler

Yirmi binler

Yüz binler…

Velhasıl mâbeyinde her sabah

Halk inler

Kavuk dinler

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Mabeyn: Sarayda padişahın özel kalem müdürlüğü işlevini gören kurum.

Kavuk: beyaz renkte pamuk ipliğinden örülmüş olan kumaştan yapılmış, üzerine sarık sarılan erkek başlığına verilen ad

*******

CUMHURBAŞKANI TBMM’DE 550 MİLLET VEKİLİNİN KARŞISINDA ŞU YEMİNİ ETMİŞ VE YEMİN MECLİS TELEVİZYONUNDA TÜRK HALKINA DİNLETİLMİŞTİR

“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve ÜZERİME ALDIĞIM GÖREVİ TARAFSIZLIKLA YERİNE GETİRMEK İÇİN BÜTÜN GÜCÜMLE ÇALIŞACAĞIMA Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine and içerim.”

MUHAMMED-ÜL-EMÎN

Muhammed-ül-emin, “Doğru sözlü ve güvenilir” anlamında Hz. Muhammet’in peygamber olduğu kendisine bildirilmeden önceki lakabıdır.

MUCİZE BİR OLAY:

Hz. Muhammet,  otuz beş yaşındayken yağan yağmur ve seller Kâbe’nin duvarlarını yıpratmıştı. Mekkeliler, binâyı yeniden inşâ etmeye başladılar. Hacer-ül-esved taşını yerine koyma sırası gelince; her kabîle onu koyma şerefine kendisi kavuşmak istediğinden aralarında tartışmalar büyüdü. Dört beş gün süren bu anlaşmazlık sebebiyle neredeyse kan dökülecekti. Sonunda orada bulunanlar, Benî Şeybe kapısı tarafından ilk gelen kimsenin hakemliğini kabûl etmeye karar verdiler. O kapıdan girecek kimseyi beklemeye başladılar. O sırada Muhammed-ül-emîn lakabıyla bilinen ve hep kendisine güvenilir dedikleri Muhammed aleyhisselâm kapıdan girdi. İşte Muhammed-ül-emîn O’nun hükmüne râzıyız dediler. Peygamber efendimiz bir örtü üzerine Hacer-ül-esvedi koyup her kabîleden bir kişiye tutturarak taşı yerine yerleştirdi. Böylece büyük bir anlaşmazlık Muhammed-ül-emînin hakemliğiyle son buldu. (Molla Miskîn, İbn-i Hişâm, Abdülhak Dehlevî)

KİME ŞİKÂYET EDEYİM!

Osmanlı Devlet sisteminin yozlaştığı dönemde yolsuzlukları ile ünlü “karakuşi” adında bir kadı varmış. Yoksul bir adamın annesine musallat olmuş ve elindeki kara kaplı hukuk kitabına uydurarak amacına ulaşmış. Zavallı adam aynen şöyle demek zorunda kalmış:

Anamı belleyen kadı kimi kime şikâyet edeyim!”

******

Yürü bre Hızır Paşa
Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir

PİR SULTAN ABDAL

Hızır Paşa: Birinci Sultan Ahmet zamanında görev yapmış ve Pir Sultan Abdal’ı idam ettirmiştir. 

*******

Benzersiz’de benzer’in tanınabilmesini sağlamak, biçimsel sorunların çözümlenmesine büyük katkı sağlar. Postmodernizmin temel amacı budur.

*********

Müslümanlığın özüne inemesinler diye dincilerin eğittiği halk, şekli ibadet zannediyor ve ülke sürekli bir kaos ortamında çalkalanıp duruyor.

******

BAŞLICA SAHTEKÂRLIK TÜRLERİ

  1. Yalancılık
  2. Cincilik
  3. Büyücülük
  4. Muskacılık
  5. Falcılık
  6. Şeyhlik
  7. Seyitlik
  8. Din istismarcılığı
  9. Duygusal reklamcılık
  10. Hırsızlık
  11. İntihal (fikir hırsızlığı)
  12. Yolsuzluk
  13. Kartelcilik
  14. Tröstcülük
  15. Tekelcilik
  16. Riyacılık
  17. Öf be say say bitmiyor. Biraz da siz ekleyiniz lütfen.

UMARIM ÜLKEMİZDE BU TÜR AHLAKSIZLIKLARI TAŞIYAN İNSANLARIN SAYISI ÇOK AZDIR. TERSİ DURUMDA BU ÜLKEDE HUZUR VE GÜVEN ASLA OLMAZ.

******

BİR ZAMANLAR TÜRKİYE’NİN EN KUTSAL VE EN SAYGIN DEĞERLERİYDİ. ŞİMDİ BAŞTA LİDERLER OLMAK ÜZERE KİMSENİN UMURUNDA BİLE DEĞİL. EN BÜYÜKLERİMİZ “BALIK BAŞTAN KOKAR” ATASÖZÜNÜ KANITLADILAR.

  1. Kur’an
  2. Bayrak
  3. Mustafa Kemal Atatürk
  4. Başbakanlık
  5. Cumhurbaşkanlığı
  6. Diyanet İşleri Başkanlığı
  7. Dürüstlük
  8. Doğruluk
  9. Kul hakkına riayet
  10. Nezaket
  11. Ve diğer kutsallar…..

“SEVELİM SEVİLELKİM” Yunus Emre. “SAYALIM SAYILALIM” MŞ

*******

MÜNÂFIK: İki yüzlü, fitneci, görünüşte Müslüman gerçekte kâfir olan yalancı ve çıkarcı kişilere Kur’an-ı kerimin layık gördüğü en ağır sıfat

*******

İLK, ORTA, LİSE VE ÜNİVERSİTE EĞİTİM VE ÖĞRETİMİMİ ATATÜRK DÖNEMİNSE YETİŞEN ÖĞRETMENLER VE ÖĞRETİM ÜYELERİ GERÇEKLEŞTİRDİ. İLK GENÇLİĞİM, GENÇLİĞİM VE ORTA YAŞLILIĞIMDA HİÇ AMA HİÇ ŞAHİT OLMADIKLARIMIN BAZILARINI SIRALAMAK İSTİYORUM

1. Eğitim ve öğretimcilerimin hiç birisinin haksız not verdiği bir duruma rastlamadım
2. Eğitim ve öğretimcilerimin hiç birisinin, öğrenciler arasında bir ayrım yaptığını görmedim
3. Eğitim ve öğretimcilerimin hiç birisinin ütüsüz ve kravatsız giysiyle derse girdiklerini görmedim
4. Eğitim ve öğretimcilerimin hiç birisinin hiçbir öğrenciye karşı sevgisiz davrandıklarını görmedim
5. Mahkemelerin, yargıçların ve savcıların yan tutuğunu, torpil olduğunu ne gördüm ne de duydum
6. Kaymakam, vali, belediye başkanı gibi mülki amirlerin yan tutuğunu, torpil olduğunu ne gördüm ne de duydum
7. En başından en alttakine kadar liderlerin birbirine halkın önünde küfür ettiklerini ne gördüm ne de duydum
8. 1950-2006 döneminde yapılan seçimlere hile karıştırıldığını ne gördüm ne de duydum
9. Cumhurbaşkanlarının bir siyasi parti adına miting meydanlarında, radyo ve televizyonlarda her gün ve her an seçim propagandası yaptığını ne gördüm ne de duydum
10. Siyasi parti liderlerinin Cumhurbaşkanlarına hakaret ettiklerini ne gördüm ne de duydum

KISACASI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DÖNEMİNDE YETİŞEN DEVLET ADAMLARI, HEM DAHA DÜRÜST HEM DE DAHA BEYEFENDİ İNSANLARDI.

NOT: Nezaket karşılıklıdır.

*******

RİYA

Riya, dünyevî çıkarlar için gerçek Müslüman halka dindar gibi görünme ve sanki dindarmış gibi ibadetleri yerine getiriyor gösterisidir. Örneğin mal, mevki, saygı, şöhret, oy, kâr ve benzerlerini elde etmek için yapılan ibadetler ve dini söylemler, İslam dininde kesinlikle riya olarak kabul edilir. İslam’da riya  haram, riya amaçlı ibadet ise kesinlikle cehenneme atılma nedenidir.

Sözün özü, riya görünüşte ibadet, aslında dine ihanettir.

*******

PİŞMANLIK


Pişmanlıklar da
Sonsuza dek sürmez
Yürekte yaşadıkça
Her şey gibi
O da gelir geçer
Bir sevgi kırıntısı
Kalsa da bir kenarda
Ömür boyunca 
Pişmanlık
Sonsuza dek sürmez…

Hayatın dersidir belki
Hislerin gücü tartışılmaz
Sevdanın hesabı olmaz
Sonu pişmanlık olsa da
Sonsuza dek sürmez
Her şey gibi gelir geçer yürekten
Hiç bir şey aynı kalmaz
Yoksa dayanılmaz..

SERAPERTENCE

*******

Gerçek bilim adamının, sanatçının, devlet adamının ve politikacının hayatı, hiçbir zaman engellerden ve endişelerden uzak olarak geçmemiştir

*****

GÜZEL ÜLKEMİZİN DÖRT YILI İÇİN YARIN SANDIĞA ATACAĞINIZ OY HAYIRLI VE UĞURLU OLSUN

Yarın seçmenlerin sandığa atacağı bütün oylara ve oy sahiplerinin tercihlerine saygı duyuyorum.

Dünyada ne kadar insan varsa o kadar da doğru olduğuna inanıyorum.

Türkiye’de ne kadar seçmen varsa o kadar da doğru tercih olduğuna inanıyorum.

Demokrasinin güzelliği, dört yılda bir kez de olsa, tek tek her seçmenin söyleyecek sözünü söyleyebilmesidir.

Seçime giren tüm partileri seviyorum ve sayıyorum. Hepsinin amacının ülkemizi daha da güzele ulaştırmak olduğuna inanıyorum.

NOT: Ben henüz karşılaştırma aşamasındayım. Kararımı sandık başında içime doğacak ışığa göre vereceğim.

******

BİR GÜN ANLARSIN 



Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu 
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin 
Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için 
Vurursun başını soğuk taş duvarlara 
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın 
Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın 
Sevmek neymiş bir gün anlarsın 



Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin 
Niçin yaratıldığını 
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini 
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini 
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın 
Dolar gözlerin için burkulur 
Sevmek neymiş bir gün anlarsın 



Bir gün anlarsın sevilen dudakların 
Sevilen gözlerin erişilmezliğini 
O hiç beklenmeyen saat geldi mi 
Düşer saçların önüne ama bembeyaz 
Uzanır gökyüzüne ellerin 
Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin 
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın 
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı 
Sevmek neymiş bir gün anlarsın 

Bir gün anlarsın hayal kurmayı 
Beklemeyi 
Ümit etmeyi 
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir 
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi 
Lanet edersin yaşadığına 
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın 
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden 
Bir gün seni sevdiğimi anlarsın
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

*******

TÜRKİYE DURUM DEĞERLEMESİ

  1. Daha iyisi bulununcaya kadar, en iyi yönetim tarzının demokrasi olduğu konusunda fikir birliği vardır.
  2. 7 Haziran 2015 seçimleri, bir kez daha Türk Milletine yakışan katılım ve güzellik içinde gerçekleşmiştir.
  3. Seçimde kesin kazananı ve kaybeden bir siyasi parti olmamıştır.
  4. Yaklaşık 1,5 milyon oy geçersiz sayılmıştır.
  5. 2000’li yıllarda Türkiye’ye dün gerçekleşen ilkel seçim yöntemi hiç ama hiç yakışmamıştır.
  6. Türkiye hemen her iş, işlem ve iletişimini elektronik ortamda yaparken, oy verme işlemini de hiç zaman yitirmeden elektronik ortamda yapma sistemini kurmalıdır.
  7. Seçim sonuçları karşısında tüm siyasi partiler kendi durum değerlemesini yapmalı, üstün yönlerini sıralamalı, zayıf yönlerini sıralamalı, üstünlüklerini daha da üstün, zayıflıklarını ise üstünlüğe çevirmeye çalışmalıdırlar.
  8. Bütün liderler uygar dünyanın şu kesin gerçeğine artık inanmak durumundadırlar: (1) Ben bilirim megalomanlığı yanlıştır, (2) Biz biliriz dayatması yanlıştır. (3) Uygar dünyada “Kim bilir?” sorusunun kesin yanıtı, millet bilir olarak verilmektedir.

7 HAZİRAN 2015 SEÇİM SONUÇLARI MİLLETİMİZE HAYIRLI VE UĞURLU OLSUN!

******

SEÇİM SONUÇLARINI DEĞERLENDİRİRKEN GÖZ ÖNÜNE ALINMASI GEREKEN GERÇEK
Yüzüne vururlar ayıbını elin 
Hiç kendi suçunu gören olur mu 
Kabahat kız olsa etseler gelin 
Acaba gerdeğe giren olur mu?



NECDET RÜŞTÜ    
 

Kabahat: Kusur, suç.

ERDEK: Gelin ile güveyin düğün gecesi baş başa kaldıkları oda.

******

İhtiyaçları, istekleri, arzuları, kinleri,hırsları, biçimleri, tonları, renkleri ve sözleri dengeleyebilen insanlar, daha mutlu yaşarlar.

******

Yüklenen kültürün dayatmalarını boş verip, diğer kültürleri de inceledikten sonra kendi doğrularını bulan kişi, bilgeliğin mutluluğuna ulaşır

******

Çağdaş uygarlık değerleriyle kendisini otomatik olarak güncelleyen hür beyinler, karanlığın bilinmezliğinden aydınlığın huzuruna kavuşurlar.

******

SEZGİCİLİK (ENTÜİSYONİZM)

Fransız filozof Henri Bergson’un kurduğu sezgicilik felsefe akımı, bir varlığın iki şekilde bilinebileceğini ileri sürer: (1) Kesin bilme, (2) Göreceli bilme.

Kesin bilme sezgiyle, göreceli bilme ise analizle olur. Bergson sezgiyi, “gerçek deneycilik” olarak tanımlar.

Bergsonculuk, önceliği akla değil sezgiye verir. Dolayısıyla akıl, zekâ, bellek ve soyut düşünme sezgiden sonra gelir.

Sezgiciliğe göre bilginin, özellikle de felsefi bilgisinin kaynağı sezgidir. Felsefi açıdan sezgi; doğrudan doğruya, hiç aracısız, birden bire içe doğma, algılama, kavrama ve keşfetmedir.

Bergson sezgiyi, gerçeği dolaysız olarak kavrama yetisi olarak tanımlamış ve varlıkları oldukları gibi gösterebilmenin, ancak sezgi ile mümkün olacağını ileri sürmüştür

Ortaçağ felsefesinde İmam Gazali19. yüzyıl felsefesinde ise Bergson, rasyonalizme ve materyalizme temelden karşı çıkmışlardır. Onlara göre “gerçeklik”, ancak sezgi ile bir kerede ve tam olarak kavranır; akla dayanan bilgi ise tam ve kesin gerçeği asla gösteremez.

MŞ TEZİ: Kadınlar erkeklerden daha iyi sezgi yetisine sahip oldukları için, gerçeği  bir kerede ve tam olarak kavrarlar.

*******

Bireyler güçlüklere göğüs gererse toplum yükselir, bireyler kendi çıkarlarının peşinde koşarsa toplum parçalanır. Hegel, Petrie ve Toynbee,

*******

MURPHY YASASI: Her hangi bir sorunun çözümü, çözümlenmesi daha da zor olan yeni sorunlar yaratır.

*******

Yılanlar, değişim yasasına uyum sağlayarak yaşamlarını sürdürebilmek için her yıl derilerini değiştirirler. Değişmeyen tek gerçek değişimdir

******

EKONOMİ (İKTİSAT) DENGE DEMEKTİR

AŞAĞIDA TÜRKİYENİN BAŞLICA BOZUK DENGELERİ SIRALANMIŞTIR

İhracat < İthalat                                                                      Denge çok bozuk

İstihdam < Çalışabilir nüfus                                                    Denge çok bozuk

Türk parasının değeri < Dış para değeri                        Denge çok bozuk

Dışarıda petrol fiyatı < Türkiye’de petrol fiyatı             Denge çok bozuk

Nüfusun % 80’ninin geliri < Nüfusun % 20’nin geliri   Denge çok bozuk

Stratejik yatırımlar < Taktik yatırımlar                         Denge çok bozuk

Kaliteli ürünler < Kalitesiz ürünler                                           Denge çok bozuk

Tam kapasite kullanımı < Atıl kapasite                        Denge çok bozuk

Global tasarruf oranı < Global Milli Gelir                                Denge çok bozuk

Toplam arz < Toplam talep                                                     Denge çok bozuk

Para arzı < Para talebi                                                 Denge çok bozuk

Uygar ülkeler faiz oranı < Türkiye faiz oranı                Denge çok bozuk

Üretken yatırımlar < Spekülatif yatırımlar                                Denge çok bozuk

Doğru ekonomik kararlar < Politik ekonomik kararlar   Denge çok bozuk

Doğru ekonomik söylem < Yalan ekonomik söylem     Denge çok bozuk

Rasyonel ekonomi < İrrasyonel ekonomi                                 Denge çok bozuk

Ekonomik davranış < Gayri ekonomik davranış            Denge çok bozuk

Tutumlu harcama davranışı < İsraf       yarışı                           Denge çok bozuk

Kaliteli iş gücü < Eğitimsiz ve kalitesiz iş gücü            Denge çok bozuk

Ekili tarım alanı < Boş bekleyen tarım alanı                 Denge çok bozuk

Ekonomik alt yapı < Plansız alt yapı                            Denge çok bozuk

Üreterek tüketen nüfus < Üretmeden tüketen nüfus       Denge çok bozuk

Üretimden elde edilen gelir < Kira ve rant geliri                       Denge çok bozuk

Asla yalan söylemeyen nüfus < Yalan söyleyen nüfus   Denge çok bozuk

Riyasız ekonomik kazanç < Riya ile ekonomik kazanç  Denge çok bozuk

Ülkenin çıkarını düşünenler < Kendi çıkarını düşünenler          Denge çok bozuk

Ekonomik istikrar < ekonomik istikrarsızlık                 Denge çok bozuk

SAY SAY BİTMİYOR. HADİ SİZ DE DENGELİ EKONOMİ ÖRNEKLERİ VERİNİZ DE BEN ÖZÜR DİLEYEYİM.

TÜRKİYE’DE EKONOMİ YÖNETİMİ İYİ DİYENLER ÇOK USTA YALANCILARDIR

SUÇLU ARAMAYINIZ LÜTFEN. SUÇLU YALAN SÖYLEYEN VE YALANA İNANAN HEPİMİZİZ.

********

KISITLAR KURAMI (CONSRAİNT THEORY)

Bir kişinin, ailenin, işletmenin ve devletin birden çok amacı olursa, bunlardan birisi temel amaç seçilir ve diğer amaçlar temel amaca ulaşmayı kısıtlayan koşullar olarak tanımlanır. Örneğin, bir kimsenin başlıca amaçları dürüst yaşamak, zengin olmak, politikacı olmak, hür yaşamak, sağlıklı yaşamak olabilir. Eğer kişi politikacı olmayı temel amaç olarak seçmişse; dürüst yaşamayı, zengin olmayı, hür yaşamayı ve sağlıklı yaşamayı şu şekilde koşullara bağlamalıdır:

Dürüstlükten sapmamak, kul hakkı yememek, kimsenin kulu kölesi olmamak, beden ve ruh sağlığımı bozmamak koşuluyla politikacı olacağım.

MŞ KANAATİ: Türkiye’nin politik koşullarında, temel amacınıza asla ulaşamazsınız. İyi bir politikacı olabilmeniz için ilkelerinizin ve koşullarınızın olmaması gerekir. Eğer kusursuz bir “fırıldak” olursanız, ancak o zaman Türkiye örneği bir politikacı olabilirsiniz.

*******

BİLİMSEL ŞARLATANLIK

Bilim insanları, araştırmalarını yaptıktan sonra elde ettikleri sonucu, diğer bilim insanlarına aktarırlar. Sonuç, diğer bilim insanları tarafından incelenir ve hepsi tarafından doğru kabul edilirse, bu sonuç bilgi haline gelir. Diğer bilim insanları tarafından doğrulaması yapılmamasına rağmen, bilim insanı kendi iddialarını ya da kanaatini ders notu, teksir veya kitap haline getirerek öğrencilerine satar ve sınavda sorarsa, yaptığı uygulamaya “BİLİMSEL ŞARLATANLIK” denir.

MŞ GÖZLEMİ: Ömrümün 50 yılı üniversitelerde geçti. Öğrencilere ders notu, teksir veya kitap diye okutulanların birçoğu ya intihal, ya yanlış tercüme ya da doğrulanmamış kanaatler şeklindeydi.

******

Türkler, kısır siyaset tartışmalarına verdikleri önem ve zamanı bilime, sanata, okumaya ve dil öğrenmeye verseydi, uzaya ilk çıkanlar olurdu.

******

Yalnızca vicdan çoğunluğun, maddi çıkarın ve nefsin etkisinde kalmaz. Keşke insanoğlu bu ilahi ölçüyle kendini tartıp huzurunu bulabilseydi.

*******

İnanç soyut bir iddiadan ibarettir. Maddi olmadığı için doğruluğu veya yanlışlığı bilimsel yollarla kanıtlanamaz. İnançlara saygı duyulur.

******

Kâr, egemen sınıfın dayattığı bir Vergi Usul Kanunu tanımıdır.Evrende asla “kâr” diye bir saçmalık yoktur. İsrafla ve zararla mücadele esastır.

*********

Oruç tutanlar almaya mecburdur diye sahur ve iftar gıdalarına indirim yapacakları yerde zam yapanlar “Müslümanız” derlerse sakın inanmayınız.

********

ÇELİŞKİ (PARADOKS)

Bir kişinin veya bir grubun zaman sürecinde söyledikleri ile yaptıklarının farklı olmasına çelişki denir.

“İmamın söylediklerini yap ama sakın yaptıklarını yapma.” ata sözü, Türk önderlerindeki çelişkinin en güzel örneğidir.

Felsefedeki çelişkinin en güzel örneği ise şudur:

Bütün insanlar ölümlüdür; Süleyman insandır; o halde Süleyman ölümsüzdür.

Devlet yönetiminde çelişkinin örneği şu olabilir mi?

Türkiye’de demokrasi vardır; siyasi partiler demokrasinin olmazsa olmazıdır; AK parti Türkiye’nin omurgasıdır; o halde AK parti olmazsa demokrasi olmaz.

*******

İSTANBUL SÜLEYMANİYE CAMİSİNDE SAPTADIĞIM BİR ÇİRKİNLİK ÜZERİNE

TV’lerdeki dini programlarda, cuma vaaz ve hutbelerinde, erkeklerin genç kız ve kadınları rahatsız edici seks içerikli laf atmalarının dini açıdan “zina girişimi” ya da “zina niyeti” olduğunu vurguladıklarına, ömrüm boyunca hiç rastlamadım.

Dün avare dolaşan sapık genç erkeklerin, İstanbul Süleymaniye Camisi yollarında, avlusunda ve külliyesinde ziyaret için tek başına dolaşan genç kız ve kadınlara çok pis laf atmalarına şahit olunca, bu paylaşımı yapma ihtiyacı duydum.

Söylemlerinde güncel Türkiye sorunlarının İslam dindeki yerini değil de, 1200 yıl önceki uyduruk rivayetleri söyleyip duran din görevlilerinin Türkiye’deki ahlaksızlıkta, kul hakkına riayetsizlikte, çirkin sözlerde, çevre kirliliğinde ve diğer huzursuzluklarda hiç mi payları yoktur? Verdiğim vergiler dolayısıyla aldıkları maaş ve ücretlerindeki payım onlara haram olsun!

********

BAŞLICA PUT KIRICILAR

  • Tüm Peygamberler
  • 1783 Amerikan Devrimini yapanlar
  • 1789 Fransa İhtilalini gerçekleştirenler
  • 1917 Rus Devrimini gerçekleştirenler
  • 1923 Türkiye Cumhuriyeti Devrimini gerçekleştirenler
  • Belki de Türkiye’deki 7 Haziran 2015 seçimlerinde geçerli oy verenler. ((Zamanla Tarih son sözü söyleyecektir.)

*******

Yaşamak, iletişimde bulunmaktır. Maddi ve manevi çevresiyle iletişimde bulunamayanlar, ölü sayılırlar. Nedeni, ölüler iletişimde bulunmazlar.

*******

Evrenin denklemini Einstein, insanın denklemini “Kuantum Fiziği” yazmıştır. İki denge, henüz tek denklem olarak ifade edilememiştir. Neden?

*******

SÜLEYMAN DEMİREL

Tarihte üç “Süleyman” vardır. (1) Hz. Süleyman, (2) Kanuni Sultan Süleyman ve (3) Bugün Vefat eden Süleyman.

Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal, 
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş…
 

AÇIKLAMASI:

Evrende sesin Davut gibi çınlasın!

Gök kubbede kalıcı olan sadece hoş bir sedadır.

Hz. Süleyman’dan Aleme, şer güç İsrail kaldı.

Kanuni Sultan Süleyman’dan Aleme, hesapsız kitapsız muhteşem toprak genişliğinden Anadolu bile zor kaldı.

Süleyman Demirel’den Aleme, her açıdan değerleri yozlaştırılmış param parça Türkiye Cumhuriyeti kaldı.

Allah taksiratını affetsin. Öte dünyada Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla, dünyayı dar ettiği Turgut Özal ile ve Amerika’da iken yaptırdığı güven oylaması ile başbakanlıktan düşürdüğü İsmet İnönü ile buluşacaktır.

Kendisine, Allah’tan tekrar rahmet dilerim.

“Dün dündür bugün bugündür.” Süleyman Demirel.

TÜRKİYE HUKUK İŞLEYİŞ HIZI: KAPLUMBAĞA AZAMİ HIZI KADARDIR

UYGAR ÜLKELERDE HUKUK İŞLEYİŞ HIZI: METAOR HIZI

7 Haziran 2015 seçimlerinden tam 11 gün geçti. YSK hala resmi sonuçları açıklayamadı. Bu kaplumbağa hızı YSK’ya yakışıyor ama, Türkiye’ye hiç yakışmıyor.

*****

Görmez cihânı gözlerimiz yârı görmese,  
Mir’ât-ı hüsni var ise âlem-nümâ imiş… 

MAHMUT ABDÜLBAKİ (BÂKİ)-1526-1600 




AÇIKLAMASI:

Sevgiliyi göremediğimizde,  gözümüze hiçbir varlık görünmez!

Eğer dünyayı gösteren güzellik aynası varsa, o ayna sevgiliden başkası değildir.

******

Ramazan ayınız hayırlı, bereketli, sağlıklı geçsin; oruç ibadetiniz ve dualarınız kabul olsun; yoksullara verdiklerinizden Allah razı olsun

FIKRA

Eski Türk aileleri, yüksek duvarlarla çevrili yan yana bahçeler içinde kurulmuş evlerde yaşarlardı ve komşuluk haklarına riayet ederlerdi. Bektaşi babasının komşusu Hristiyan bir aileymiş.

Bektaşi babası her nasıl olduysa bir gün oruç tutmaya niyet etmiş. Öğleden sonraya kadar uyumuş. Kalkmış, oturmuş, ama bir türlü iftar saati yaklaşmıyormuş. Bahçesinde gezinirken burnuna, Hristiyan yan komşusunun bahçesinden mangalda kızartılmakta olan et ve mis gibi rakı kokusu gelmeye başlamış.

Bektaşi, bahçesindeki seyyar ağaç merdiveni komşusunun duvarına dayamış; yavaş yavaş üzerine çıkmış ve mangalda kızarmış etlerle rakı içme keyfi yapan komşularına imrenerek bakmaya başlamış.

Hristiyan komşusu Bektaşi babasına, “- Ne bakıyorsun” diye sormuş. Bektaşi boynunu bükerek,

“- Hiiiç … dininizin kıymetini bilin” demiş.

*******

KAHROLSUN VAHŞİ KAPİTALİZM

Yaklaşık 5000 yıl önce dünyada ne İngiliz, ne Fransız, ne Alman, ne Yahudi, ne Hristiyan, ne Müslüman, ne Türk, ne Kürt, ne alevi, ne suni, ne solcu, ne sağcı ve ne de benzerleri vardı.

Allah’ın yarattığı bir takım insanlar, avcılıkla, toplayıcılıkla geçinip gidiyordu. Dünya, dünyadaki tüm insanlara yetiyordu da artıyordu bile.

SORU: Kim veya kimler niçin bölük bölük böldü ve sınıf sınıf sınıflandırdı da birbiriyle savaştırıp duruyor dünyadaki biçare insanları?

******

MURPHY YASASI: Politikacılar halkı ikna etmekte yetersiz kalırlarsa, onların kafalarını daha da karıştıracak söylemlere ağırlık verirler.

*******

İŞLETMELERİ YENİDEN YAPILANMAYA ZORLAYAN NEDENLER

  1. Müşterilerin zevk ve alışkanlıklarının değişmesi
  2. Pazar koşullarının değişmesi
  3. Rekabet koşullarının değişmesi
  4. Devlet müdahalesinin değişmesi
  5. Sosyal koşulların değişmesi
  6. Kültürel koşulların değişmesi
  7. İşletme vizyonunun değişmesi
  8. İşletme misyonunun değişmesi
  9. Yapılacak işin değişmesi
  10. Personel niteliklerinin değişmesi
  11. Kullanılan teknolojinin değişmesi
  12. İşletme amaçlarının değişmesi

DİKKAT: Değişime direnen işletmeler, kurumlar ve devletler tasviyeye (son bulmaya) doğru hızla yol alırlar.

******

Yeni fikir, giysi, plan, nesne, inşaat ve benzerlerinin yaratılmasına tasarım, tasarımın matematikle yapılmasına ise, MÜHENDİSLİK denir.

*******

Belirli bir alandan (yerden) en çeşitli, en estetik, en güzel ve en çok faydayı elde etme bilimine, sanatına ya da ustalığına MİMARLIK denir

HOCAMIN ÖĞÜDÜ DOĞRU MUYDU YANLIŞ MIYDI HALA KARAR VEREMEDİM

Boğaziçi Üniversitesindeki eğitimimi tamamladıktan sonra, “Allahaısmarladık” demek için odasına gittiğim çok değerli hocalarımdan birisi bana öğüt vermişti.

“- 7 yaşından bu güne kadar eğitim için yaklaşık kaç lira harcadığını hiç hesapladın mı?”

“- Hayır hocam, bu konuyu hiç düşünmedim.”

“- Bence 30 yılda senin eğitim masrafların en az 200 bin dolar olmuştur.”

“- Hocam 200 bin dolar harcandı. Bunu bilmenin bana ne faydası olacaktır ki?”

“- Türk halkı bedava bilgi almayı çok sever. Üstelik bedava aldığı için de bilgiye ve bilgi sahibine değer vermez ve bilgiyi para verip satın almadığı için de asla kullanmaz.Bilgisini bedava vereni de çaktırmadan küçümser. Bana Amerikalı bir hocam aynen şöyle demişti: “35 yaşına kadar bilgiye yatırım yap, 35 yaşından sonra da bilgini sat.” Şimdi ben de sana aynen öyle yapmanı tavsiye ediyorum.”

*******

“İnsanın, sonunda başkalarının sandığı gibi biri olmaması olanaksızdır.” Gabriel Garcia Marquez. (1982 Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi)

******

“Hocam, Ramazan bizden memnun mu,Onu memnun edebiliyor muyuz? Nasrettin Hoca “Tabi memnun! Memnun olmasa her yıl 10 gün önce gelir miydi?”

******

Bir bilgine verilebilecek en büyük ceza, onu bir sabit fikirli yobazla aynı odaya hapsetmektir. 

******

Halka kendilerini üstün insan olarak benimsetmeyi başaran muktedirlerin aklına ölümün var olduğu düşüncesi gelince çaresizlikten kahrolurlar.

*****

BABALAR GÜNÜNÜZÜ KUTLU OLSUN

Babam sağken çok yürekliydim. Her türlü riske gözü kapalı girerdim. Başıma ne gelirse gelsin babamın yardımıma koşacağından emindim. Arkamda babamın sevgisi ve merhametinin olduğunu bilmek öyle güzel bir ait olma ve güven duygusuydu ki! 35 yaşındaydım. Hiç beklemediğim bir anda babam hakkın rahmetine kavuşuverdi.

Onu hiç ölmeyecek sanmışım meğer. Tanımı imkansız bir korku sardı tüm benliğimi. Şimdi ben başım derde girdiğinde kime koşacaktım. Aç kalsam, parasız kalsam, sevgisiz kalsam kim imdadıma yetişecekti. İlk defa dünyada kendimi yapa yalnız ve çaresiz hissettim. Çok korktum. Korkum uzunca bir süre sürdü.

Zaman geçtikçe babam olmadan da yaşanabileceğine alıştım. Alıştım ama, bu kez de vicdanımın sızısı beni rahat bırakmadı, bırakmıyor. Zaman zaman şımarıklıklarımla, başarısızlıklarımla, nazlarımla, maceralarımla ve çocukça davranışlarımla babamı üzmelerim geliyor aklıma. İçim acıyor, yüreğim yanıyor ve babamı çok özlüyorum. Özellikle kendi çocuklarımla kendi çocukluklarımı karşılaştırınca, babamı şimdi eksiksiz ve tas tamam anlıyorum. Neden ama neden babamı çok sık arayıp da “Bugün nasılsın baba” demedim ki?

*****

600 yıl önce Osmanlılar en üstün iken bugün ABD ve diğerlerinin en üstün hale gelmesi, Rönesans ve Reform ilkelerinin hayata uygulanmasıdır.

******

RÖNESANS

RönesansOrta Çağ ve Yeniden Yapılanma (REFORM) döneminin adıdır. Rönesans döneminde 15 ve 16. Yüzyıllardaki batı dünyası ile klasik antik çağ arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlık bağları kurulmuştur. Antik Yunan filozof ve bilim insanlarının eserleri tercüme edilmiş, deneysel düşünce yeniden gündeme gelmiş, insanca yaşam (hümanizm) üzerine yoğunlaşılmıştır. Bu arada üretilen bilgiler, matbaanın icat edilmesiyle geniş kitlelerle paylaşılmış, insanların aydınlanması sağlanmış ve radikal değişimler gerçekleştirilmiştir.

MŞ: Türkiye’de, sorunları bilim ışığında ele alma ve yeniden yapılanma, Batınınkinden yaklaşık 600 yıl sonra, Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla başlamış ve hızla devam etmektedir.

*******

Çok da mağrur olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezâran mest-i mağrûrun humârın görmüşüz
NÂBİ

İkbâl: Şans eseri yüksek bir makama gelmiş olma
Hezâran: Binlerce
Humâr: Sarhoşluk

AÇIKLAMASI:

Bir şans eseri olarak geldiğin meyhaneden farksız yüksek makamda çok da gururlanma,
Biz gururdan sarhoş olanların binlercesini daha sonra yerlerde sürünür halde gördük.

EY YASA KOYUCULAR, SİZLERİ MAHŞERDE HESAP VERİRKEN GÖRMEYİ ALLAH DİLERSE BANA DA NASİP EDER BELKİ!

1 Temmuz 2015 – 31 Aralık 2015 dönemi Brüt asgari ücret = 1273,50 TL.

1 Temmuz 2015 – 31 Aralık 2015 dönemi Net asgari ücret  = 1000,54 TL.

Asgari ücretlinin parasını eline almadan peşin ödediği vergi (1273,50 – 1000,54) 272,96 TL

ASGARİ ÜCRETLİNİN ÜCRETİNİ HARCARKEN PEŞİN OLARAK ÖDEDİĞİ % 18 KATMA DEĞER VERGİSİ = (1000,54 x 0,18) = 180,10 TL

DEVLET DENEN MÜSRİF KURUMUN ZAVALLI ASGARİ ÜCRETLİDEN PEŞİN OLARAK ALDIĞI TOPLAM VERGİ:

Asgari ücretlinin ücreti eline verilirken kesilen Gelir Vergisi tutarı = 272,96 TL

Asgari ücretlinin ücretini harcarken kesilen katma değer vergisi tutarı = 180,10 TL.

ASGARİ ÜCRETLİNİN PEŞİN OLARAK ÖDEDİĞİ TOPLAM VERGİ TUTARI = 453,06 TL.

NOT: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu acımasızlıklarla tam 390 çeşit vergi toplamaktadır. Sonra da “şunu yaptık, bunu yaptık” diye başkasının cinsel organı ile gerdeğe girmekten övünç çıkarmaktadır. Bu anlayışa “Siyasi Ahlaksızlık” denir.

*******

UYGAR İNSANIN VE TOPLUMSAL UYGAR YAŞAMIN KURALI SAKINMAKTIR

UYGAR İNSAN DAVRANIŞI ÖRNEKLERİ:

(1)       Yalandan sakınır

(2)       Kavgadan sakınır

(3)       İftiradan sakınır

(4)       Dedikodudan sakınır

(5)       Kinden sakınır

(6)       İntikamdan sakınır

(7)       Rahatsız etmekten sakınır

(8)       Çevreyi kirletmekten sakınır

(9)       Kırmızı ışıkta geçmekten sakınır

(10)     Trafik kurallarını ihlal etmekten sakınır

(11)     Bakımsız sokağa çıkmaktan sakınır

(12)     İhanetten sakınır

(13)     Küfürlü söylemlerden sakınır

(14)     Kutsal değerlere hakaretten sakınır

(15) Yasalara ve kurallara aykırı davranmaktan sakınır

SÖZÜN ÖZÜ: İnsan çirkin davranışlardan kaçınırsa uygardır, kaçınmaz ise barbardır, vahşidir, bedevidir, yaratıktır ve hatta insan bile değildir.

ÖNERİ: Kendinizin uygar olup olmadığınızı ölçünüz ve uygar olmaya çalışınız lütfen.

*******

DIŞA VURUMCULUK=İFADECİLİK=EXPRESSİONİSM

Dışa vurumculuk,  19.yüzyıl Almanya’sındaki pozitivizm, naturalizm ve empresyonizm gerçekçilik akımlarına karşıt olarak, 20.yüzyılda ortaya çıkan bir sanat akımıdır. Bu sanat akımı, doğayı olduğu gibi aynen yansıtmaktan kaçınır. Eserlerde aynılıktan daha çok, duyguların ve iç dünyanın  yansıtılmasına ağırlık verilir.

  1. Dışa vurumcu resim: Sanatçı, duygusal dünyasını bozulmuş çizgiler, şekiller ve abartılı renklerle aktarmaya çalışır. Örneğin, Edvard Munch’un Çığlık tablosu.
  2. Dışa vurumcu mimari: Bu mimarinin felsefesini, bireysel ve dolayısıyla duygusal tasarım anlayışı oluşturur. Örneğin, Almanya’daki Einsteinturm  ve1960’larda yapılan Sydney Opera  Binası,
  3. Dışa vurumcu heykelcilik: Alman Ernst Barlach] ve Erich Heckel, dışa vurumcu heykel çalışmaları yapmışlardır.
  4. Dışa vurumcu tiyatro: Georg Kaiser, Ernst Toller, Reinhard Sorge, Walter Hasenclever, Hans Henny Jahnn ve Arnolt Bronnen’in eserleri en başta gelen örneklerdir.
  5. Dışa vurumcu edebiyat: Georg TraklGeorg HeymErnst StadlerGottfried Benn ve August Stramm‘ın eserleri, en başta gelen örneklerdir.
  6. Dışa vurumcu müzik: Arnold Schönberg, Anton Webern , Alban Berg’ın eserleri, en başta gelen örneklerdir.
  7. Dışa vurumcu film: Gerçek dışı ve çoğunlukla absürt dekorlar, çarpıtılmış perspektifler, ışığın ve gölgelerin abartılı kullanımı, bu filmlerin temel özellikleridir. Robert Weine‘nin Dr. Caligari’nin Muayenehanesi, Paul Wegener ve Carl Boese’nin “Golem: Dünya’ya nasıl geldi ve F.W.Murnau‘nun Nosferatu, Bir Dehşet Senfonisi flimleri, başlıca örnekler arasında sayılır.

********

Gel, gel ki cümle savm ü salâtın kazası var
Sensiz geçen zemân-ı hayâtın kazası yok
NESÎMÎ

AÇIKLAMASI:

Vakti geçen bütün ibadetleri, sonradan yerine getirmek mümkündür ama, sensiz geçen zamanın yeniden yaşanması mümkün olmadığı için hep yanımda olmalısın.

*******

Belirli bir anın kimyasıyla verilen sözler, kimya değiştikçe değişir. Tıpkı, partilerin seçimden önce verdikleri sözlerin değiştiği gibi.

BELİRSİZLİK ORTAMINDA KARAR MODELLERİ

Olasılık hesaplamak için elde güvenilir hiçbir bilgi olmaması durumunda, belirsizlik ortamında karar modeli devreye girer. Başlıca belirsizlik karar modelleri şunlardır:

  • Eş olasılıklar modeli
  • Kötümserlik modeli
  • İyimserlik modeli
  • Pişmanlık modeli
  • Hurwicz modeli

NOT: Bugünlerde siyasi partilerin karar vermesi için en uygun belirsizlik karar modeli, PİŞMANLIK MODELİDİR.

********

Türkiye her olay, olgu ve gelişmenin sürpriz olduğu ve hiç kimsenin yarın ne olacağını kestiremediği bir belirsizlik ortamına girmiştir.

******

Siyasi partiler paradigmaların, genel kabullerin, olaylara bakış açılarının ve tanımların değiştiği bir çağa girildiğinin farkında değiller.

********

Çoğunluğun akla uygun gereksinmelerini, doyumunu, ve mutluluğunu engelleyen tüm değerleri ve kutsalları yok saymayan kişi, aydın değildir.

*********

GERÇEĞİ DİLE GETİRENLERİN ÇİLESİ

Gerçekleri ilk kez dile getirenlerle önce alay edilir, sonra onlara şiddetle itiraz edilir ve en sonunda da fikir herkes tarafından kabul edilir. Bunun en güzel örneği, ünlü Galileo, “Dünya yuvarlaktır ve hem kendi etrafında hem de güneşin etrafında dönüyor” dediği için önce kendisiyle alay edilmesi, sonra mahkeme yoluyla idama mahkum edilmesi, en sonunda da fikrinin herkes tarafından kabul edilmesidir.

*******

DEVLETİ GEÇMİŞİN HAZIR DOĞRULARI VE YANITLARI DEĞİL, HİÇ YANITLANMAMIŞ SORULAR YÜKSELTİR

Devlet, diğer devletlerden daha hızlı, daha özgün ve daha zekice sorular sorulmasını özendirirse; büyüme, gelişme ve yükselme yarışında bir adım öne geçilir. Örneğin, Türkiye’de hiç sorulmamış soru şu olsun: “İnsanların düşünceleri okunabilir mi?”  Böyle bir soru, bilinenleri belirsiz duruma getirir. Ancak, bugüne kadar hiç beklenmeyen bir durumu da artık beklenir hale getirir. Konuyla ilgili araştırmacılar, gündeme yeni gelen soruyu yanıtlamak için harekete geçerler ve birçok deneyler yaparlar. Düşünceye duyarlı bir “chip” geliştirilir. Patenti alınır. Devlet de gerekli yasal düzenlemeleri yapar ve bireylerin beyinlerine birer chip takılır ve düşünceler algılanır hale gelir. Daha sonra, yeni buluş, diğer devletlere yüksek katma değerle satılır.

ABD, İŞTE BU TÜR SORULARIN SORULMASINI HALKINA ÖZENDİREREK, ZAVALLI  FRANSIZ CUMHUR BAŞKANLARINI DİNLEYEBİLMİŞTİR.

*******

Bir ülkenin uygar olup olmadığı, çok katlı görkemli binaların çokluğundan değil; ince, nazik ve saygılı insan ilişkilerinden  belli olur.

*******

Farklı olma arzusu, gelmiş geçmiş bütün aynıları bilmeyi ve eskilerde birilerinin yaptığını ve söylediğini aynen tekrar etmemeyi gerektirir.

*******

ÇÖMLEK HESABI

Nasrettin Hoca, ramazanın kaçı olduğunu bilmek için, bir çömleğin içine her gün bir taş atar. Hoca’nın yaramaz oğlu, muziplik olsun diye birkaç gün sonra çömleğe gizlice bir avuç taş atar. Bir zaman sonra Hocanın arkadaşları; 

“- Hocam, bugün Ramazan’ın kaçı acaba?” diye sorarlar. Hoca’da; 

“-izin verin eve gidip hesaplayayım” der ve evine gider. Çömleği boşaltır ve taşları tek tek sayar. Şaşkınlıkla taşların 125 tane olduğunu görür.
Mahcup bir halde arkadaşlarının yanına döner;


“- Arkadaşlar, bugün, Ramazan’ın kırk beşi” der.

Hoca’nın bu cevabına arkadaşları katıla katıla gülerler ve aralarından biri;

“- Aman Hocam, ramazan zaten otuz gündür. Hiç Ramazan’ın kırk beşi olur mu? diye itiraz eder.

Hoca, biraz şaşkınlık biraz da kızgın bir ifadeyle:

“ – Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan’ın yüz yirmi beşi!” der.

*******

Doğada küre, silindir, küp gibi insan icadı geometrik nesneler yoktur. İçinde geometri olmadığı için, tüm insanlar doğada haz ve huzur bulur

*******

Bir işlem, akış veya olayın doğallığını kasıtlı olarak bozarak, kişilerin farklı algılamasını sağlama yönündeki girişime MANİPÜLASYON denir.

*******

Beni cândan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı

Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı

FUZÛLİ

AÇIKLAMASI:

Sevgili beni canımdan usandırdı, cefa yapmaktan usanmaz mı? Ahımdan felekler (gökler) yandı, dilek mumum yanmaz mı?
*******

FIKRA

Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralı’na gönderilen İncili Çavuş’un elbisesinin bazı yerlerinde yamalar varmış. Kral kıyafetinden dolayı küçümsediği İncili Çavuş’a;


“Bana senden başka gönderecek adam bulamamışlar mı?” diye sormuş. 
İncili Çavuş;

“Osmanlılar, adama göre adam gönderirler. Beni de sana göndermelerinin sebebi bu olsa gerek.”

*******

Bazı duygular sözcüklere dökülemez, bazı sözcükler insanın kalbini ısıtır, “Seni seviyorum”

ise, tüm duyguların ve tüm yaşamın özeti olur

*******

Herkes kendi tercihlerinin kurbanıdır veya herkes kendi tercihlerinin kahramanıdır.

********

Türkiye, uygar dünya değerlerinden uzaklaşmaya değil de, o değerleri içselleştirmeye yoğunlaşırsa, gerçek adalet ve kalkınma iktidara gelir.

********

Politikacılar, yok olası çıkarlarını korumak için, yeni soyut ve çağ dışı hamaset edebiyatı üreterek, ülkenin zamanını boşa harcamaktadırlar

********

GELENEKSEL KALIPLAR GÜNCELLENMELİDİRLER

Geleneksel tutum, davranış, bilim, eğitim, politika, yönetim, din, adalet, düşünce, kural ve yasak kalıplarıyla nasıl matbaayı, buhar makinesini, Amerika’yı ve diğerlerini biz keşfedemediysek, aynı kalıplarla yeni keşifleri ve teknolojileri de bizim yapamayacağımız açıktır.

*******

Tek tek her Türkiye vatandaşı kendi kanaatini, rengini, biçimini ve yorumunu biricik doğru sayar ama, tezini kanıtlamada çok yetersiz kalır.

*******

Murat nereden görecek denizin ortasında

Senin yasak dediğin Murat’ın kafasında

Her insan kaldıramaz demedim mi ben sana

Bir yudumda Padişah Murat oldun baksana

Güzel evladım gençsin, vazgeç bırak bu işi

İçmek de bir sanattır, kaldıramaz her kişi

BEKRİ MUSTAFA

******

FIKRA

Temel, İstanbul’dan Trabzon’a doğru giden uçakta yanındaki yolcunun kulağına eğilerek yavaşça;

“- Türk Hava Yollarını aldattım” demiş. Yolcu;

“- Nasıl?” diye sormuş. Temel;

“- Bileti gidiş dönüş aldım ama dönmeyeceğim” demiş.

FIKRADAN HİSSE: Devlet Bahçeli, usulca Oktay Vural’ın kulağına eğilerek, “Kılçdaroğlu bana seni Başbakan yapayım dedi ama, olmayacağım” demiş.

Acılar, özellikle de evlat, şehit, anne, baba, kardeş ve aşk acıları, asla ve kata kıyaslanamaz. Kıyaslamaya girişenlere “TAŞ YÜREKLİ” denir

********

BİR SORU BİR YANIT

Sayın Baykal mektubunda, “Koalisyon kurulamadığı için mi seçime gidiliyor yoksa seçime gidilsin diye mi koalisyon kurulamadı?” diye soruyor.

YANIT: Sayın Cumhurbaşkanı, 7 Haziran 2015 seçimi yapılır yapılmaz, kapalı kapılar arkasında Baykal’a, meclis başkanlığı hayali kurdurmayı başardığı için seçime gidiliyor.

********

TOPLUMDA ÇİRKİNLİKLERİN YAYGINLAŞMASI İHTİLAL GETİRMİŞTİ

1960 yılına gelindiğinde, toplumda kutuplaşma, bölünme, kin, nefret, husumet, düşmanlık, saygısızlık, sevgisizlik, terbiyesizlik, kalleşlik, adaletsizlik, hukuksuzluk, yolsuzluk, rüşvet ve diğer tüm çirkinlikler doruğa ulaştığı için 27 Mayıs 1960 ihtilali olmuştu.

*******

ABD’de 1994’de 4 bilgi çalışanı 1 diğer çalışan durumu, 2014’de 6 bilgi çalışanı 1 diğer çalışan durumuna gelmiştir. Bide bilgi üretimi %0,1

******

M.Yasası

Göz önüne alındığı varsayılan faktörlerin çoğu, alınmamıştır. Göz önüne alınmadığı varsayılan faktörlerin çoğu göz önüne alınmıştır

********

Ömürlerinin sonuna yaklaşan insanlar geçmişteki güzel günlerine özlem duyarken, çocuklar ve gençler gelecekteki güzel günlere özlem duyarlar

Türk insanının yaşamı dost bildiklerinin nankörlüğü, ihaneti ve arkadan vurmalarından ibarettir. Dost, iyi günde değil acı günde belli olur.

*******

Allah; küfürleriyle, çirkin işleriyle, yalanlarıyla ve çöpleriyle dünya cennetini yaşanmaz hale getirenleri öbür dünyada cennetine koyar mı?

********

“ŞEY”, elemanı olmayan boş kümenin adıdır. Söz aldığı konuyu bilmeyen kişiler, bu sözcüğü bilgisizliklerinin üstünü örtmek için kullanırlar.

********

İSLAM PEYGAMBERİ ADINA HÜKÜM VEREN DİN TÜCCARLARI, YAKINDA ALLAH ADINA DA HÜKÜM VERMEYE BAŞLARLARSA SAKIN İNANMAYIN. ONLAR ALLAH RIZASI İÇİN DEYİL OY İÇİN FETVA UYDURAN MÜNAFIKLARDIR.

CHP’den istifa eden müftü İhsan Özkes, Nisan ayında, “O Saray israftır haramdır. Hz. Muhammed o Saray’a girmezdi!” derken, dün “Hz. Muhammed o Saray’a giderdi!” dedi. PES!

********

Din kitaplarının hiçbirisi, yaratılış gizinin büyüklüğünü Kuran kadar yalın açıklayamamıştır. Türkçe yazılmışını kendin oku, anla ve adam ol

KAN UYUŞMAZLIĞI

Baykal, dini siyasi amaçlar için kullananlardan birkaç oy alabilme kurnazlığı ile ilahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk’ü milletvekili yaptı. Ancak kan uyuşmazlığı olduğu için, Öztürk partiden istifa etti.

Aynı şekilde Kılıçdaroğlu, dini siyasi amaçlar için kullananlardan birkaç oy alabilme kurnazlığı ile müftü İhsan Özkes’i milletvekili yaptı. Ancak kan uyuşmazlığı olduğu için, o da partiden istifa edip kendi kandaşlarının yanına koşup MÜNAFIKLIK yapmaya başladı.

EY CHP! MUHAÇ OLDUĞUN KUDRETİ, M. K. ATATÜK’ÜN İLKELERİNDE ARA.

*********

BERLİN’DE DE YARGIÇLAR VAR. TAPULU DEĞİRMENİMİ SENDEN GERİ ALIR VE BANA GERİ VERİRLER

Prusya Kralı II. Frederik, Potsdam ormanlarında gezinirken tepenin üstünde yaşlı bir kadına ait değirmeni görür ve yerini çok beğenir.

Kral, değirmeni satın alarak yerine şanına yakışır bir saray yaptırmak ister. Yaşlı kadına, satmaya razı olsun diye değirmene değerinin kat kat üstünde bir bedel ödemeyi teklif eder. Yaşlı kadın,

“Hayır. Değirmenim satılık değil” der.

Kral bu yanıta çok kızar ve  “ Sen benim Prusya Kralı olduğumu bilmiyor musun?” diye sorar.

 “-  Biliyorum” der ve Krala,

“Sen de benim bu değirmenin tapulu sahibi olduğumu biliyor musun?” diye anlamlı bir yanıt verir.

Kral daha da öfkelenerek,

”Senin tapun olsa bile, ben burayı zorla senden alacağım ve yerine saray yaptıracağım. O zaman teklif ettiğim parayı almadığına çok pişman olacaksın?” der.

Beli yaşlılıktan bükülmüş kadın başını kaldırır ve bir adım ötesinde bütün görkemi ile duran Kral’a sakin bir sesle,

“Sen de Berlin’de yargıçlar olduğunu biliyor musun? Onlar da tapulu değirmenimi senden zorla alırlar ve bana geri verirler” der.

Berlin’deki yargıçların Alman halkında yarattığı özgüven, Büyük Kral Frederic’de büyük etki yaratır ve söz konusu değirmeninin  Prusya Krallığı devam ettikçe korunmasını emreder.

MŞ DUASI: Yüce Tanrım, Türkiye’mize de böyle yargıçlar ve hukuka saygılı baş yöneticiler nasip et.

********

YERYÜZÜ CENNETLERİ VE YERYÜZÜ CEHENNEMLERİ

Araştırmacı bir yaklaşımla bizden farklı dinlere sahip olan kıta Avrupa’sını dolaştım. Ulaşım sistemleriyle, şehircilikleriyle, çevrecilikleriyle, parklarıyla, müzeleriyle, kiliseleriyle, heykelleriyle, ışıklandırmalarıyla, caddeleriyle, giysileriyle, insancıl davranışlarıyla ve diğer güzellikleriyle ülkelerini yeryüzü cennetine dönüştürdüklerini kıskanarak gördüm.

Yine araştırmacı bir yaklaşımla başta Türkiye olmak üzere diğer önde gelen Müslüman ülkeleri de dolaştım. Bunların tümünün, yeryüzü cennetini cehenneme dönüştürdüklerini üzülerek gördüm.

Dinimi sorgulamak için, güvenilen ilahiyatçıların Kuran tercümelerini ve yorumlarını inceden inceye bir kez daha okuyup anlamaya çalıştım.

ÇIKARDIĞIM SONUÇ: “Elhamdülillah Müslümanım” diye böbürlenen başta devlet büyükleri olmak üzere çok büyük bir çoğunluğunun, Kuran’nın içeriği, özü ve mesajını hiç ama hiç anlamadıkları kanısına vararak imanımı tazelemiş oldum. Onların Kuran dışı eylemlerine bakarak dinimi asla değiştirmeyeceğim. Hata İslam’da değil, kitaplarını anlayamayan ve esaslarını insan ilişkilerine uygulayamayanlardadır.

********

Matematiğe yalan söyletemedikleri için politikacılar, İstatistiği icat etmişlerdir. Türkiye’de kişi başı gelir 10 bin lira ise, verin paramı gideyim.

*******

Meltem Zengin’den alıntıdır: “Boyu halledilir, sorun değil, önemli olan belinin oturması…..”

*******

MURPHY YASASI

Süper yetenek, yeteneksizlikten daha fazla tepki çeker.

*******

Gerçek aydın; söylemleriyle, yazılarıyla, düşünceleriyle, fikirleriyle, davranışlarıyla ve yaşantısıyla insanları daha iyi ve güzele götürmeye çalışandır.

*******

FELSEFE VE BİLİM TARİHİNDE HER KONU TARTIŞILMIŞ, SİSTEMLEŞTİRİLMİŞ VE GÜNCELLENMİŞTİR

Bir mucize olsa da Türk politikacıları, yöneticileri, aydınları, TV şarlatanları, gazetecileri ve hatta halkı, felsefede ve bilimde tartışılan konuları ve varılan sonuçları birden bire öğreniverseler. O zaman, bugün konuştuklarının, tartıştıklarının, kavga ettiklerinin, iddia ettiklerinin, aslında binlerce, yüzlerce yıl önce tartışıldığını ve pozitif sonuçlara bağlandığını görecekler ve havanda su dövmekte olduklarını anlayacaklar ve eğer kendilerinde utanma duygusu varsa eksik kültürlerinden utanacaklardır.

********

HİÇ SORGULANMAMIŞ BİRKAÇ KÜLTÜREL YÜKLEME ÖRNEĞİ

  • “Bir Türk Cihana bedeldir.” Sorgulayınız lütfen.  Bu yükleme gerçeğe uygun mudur?
  • “Müslüman yalan söylemez.” Sorgulayınız lütfen.  Bu yükleme gerçeğe uygun mudur?
  • “Türkler olmasa tarih olmazdı.” Sorgulayınız lütfen. Bu yükleme gerçeğe uygun mudur?
  • “Türk erkekleri cinsellik açısından çok güçlüdürler.” V Bu yükleme gerçeğe uygun mudur?
  • “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.” Sorgulayınız lütfen. Bu yükleme gerçeğe uygun mudur?
  • “Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek medya, tek parti, tek lider…..” Sorgulayınız lütfen. Bu yükleme gerçeğe uygun mudur?
  • “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” Sorgulayınız lütfen. Bu yükleme gerçeğe uygun mudur?
  • “Bütün bilimsel buluşlar aslında Kuran’da vardır.” Sorgulayınız lütfen. Bu yükleme gerçeğe uygun mudur?
  • “Türkler tarihte işgal ettikleri yerleri asla sömürmemişlerdir.” Sorgulayınız lütfen.
  • Bu yükleme gerçeğe uygun mudur?

O kadar çok ki! Lütfen sizler de hiç sorgulanmamış kültürel yükleme örnekleri veriniz.

********

GEÇEN AY GEZDİĞİM AMSTERDAM, ZAVALLI GENÇ KADIN VEYA KADINIMSILARIN CADDELERDE DEĞİL, BUNUN YERİNE ANCAK İYİ ORGANİZE EDİLMİŞ VİTRİNLERDE BEĞENİYE SUNULMASINA İZİN VERMEYİ TERCİH ETMİŞTİ

3 Eylül 2015 (dün) akşam Harbiye Açık Hava Sahnesinde Sayın Sevtap Erener’in konserini izledim. Saat 24 sıralarında Harbiye’den Mecidiyeköy’e doğru arabamla giderken Şişli civarında cadde kenarlarında, kendilerini pazarlama çabası içinde olan, dönme miydi değil miydi bilemediğim bir dizi seksi giysili genç kadınlar veya kadınımsılar gördüm.

1962 yılından bu tarafa, zaman zaman aynı saatlerde, aynı caddeden evime doğru arabamla giderim. Böyle cadde kenarlarında kendisini aleni pazarlamaya çalışanları hiç görmemiştim. Dün gece gördüğüm bu manzaranın nedenini veya nedenlerini anlamakta güçlük çekiyorum.

********

AMA BENİM İÇİN SON YILLARDA BAŞKA NE YAPTIN Kİ?

Amerikan Kongresinde mizah gücüyle tanınan en ünlü hatiplerinden biri Senatör A. Barkley’dir.

Barkley’e, gazeteciler, bağlılık ve vefakârlık üzerine ne düşündüğünü sorarlar. Barkley şunları anlatır:

“Benim seçim bölgemde bir çiftçi vardı. Çiftliğini onarması için hükümetten önemli miktarda kredi temin ettim. Bir kızının üniversiteye, bir oğlunun Harp Akademisine girmesinde yardımcı oldum. Damadına özel bir şirkette iş buldum. Fakat son seçimlerde ben seçim için mücadele ederken onun muhalif partiden bir başkasını desteklediğini duyduğumda şaşırdım. Kendisini ziyaret ederek dedim ki:


“Bu seçimlerde oyunu bana vermeyeceğini duydum, doğru mu?

Seçmen kafasını bana doğru sallayarak tasdik etti:

” Doğru” dedi. Bunun üzerine ben de onun için yaptıklarımı birer birer saydım ve

” Bütün bunları elbette unutamazsın!” dedim. O da zaten unutmayacağını söyleyerek sözünü şöyle tamamladı:

” Ama benim için son yıllarda başka ne yaptın ki?”

KISSADAN HİSSE: Duble yollar yaptık, paradan 6 sıfır attık, askeri vesayeti kaldırdık, bütün hastaneleri birleştirdik, imam hatip liselerini destekledik, başörtüsü sorununu çözdük…….. daha neler yaptık neler yaptık diyenlere sorarlar: “o zaman neden Türkiye’de huzur yok, herkes niçin korku sendromu içinde kıvrım kıvrım kıvranıyor?

********

“Rektörüm beni mali işler daire başkanlığına götürdü. Bana para verileceğini sanıyordum. Rektörüm “ Emekli oluyorsun” dedi. Orda bir adam vardı. Bu kim diye sordum; “Devletin” dedi. Ben daha hazır değildim. Keşke arkadaşlarımın arasında olsaydım.”  “Tıkırt.” geldi.”

*******

SORUNLARIN KAYNAĞI

Yeryüzündeki tüm sorunlar, insanlardan ve insan davranışlarından kaynaklanır. Sorun yaratan insanların en başında da, kendilerini iyi birer üst yönetici sanan sabit fikirli, kendine tapan megalomanlar gelir.

******

KABLOSUZ BAĞLANTILAR

Kablosuz aygıtlar, bilgiyi kızılötesi ya da radyo dalgaları şeklinde iletir ve alırlar. Farklı dalga türlerinin, farklı frekansları vardır. Bilgisayar ortamlarında en sık kullanılan bağlantı türleri (1) Kızılötesi, (2) Blue-tooth ve (3) WiFİ (Wireless Fidelity) dir.

*******

BİR CEHALET ÖRNEĞİ

Dünyanın her yerinde elektronik beyine, “CUMPUTER” denir. Yalnızca Türkiye’deki bazı gramer bilmez bilgin geçinen uydurukçular, elektronik beyine “BİLGİSAYAR” adını vermişlerdir. Birinci cahillik örneği: Gramerde “bilgi” sayılamayan isim (mass noun) olarak tanımlanmıştır. Yani, bilgi asla sayılamaz. İkinci cahillik örneği: Cumputer kesinlikle bilgi saymaz.

Cumputer, çok sayıda aritmetik veya mantık işlemlerden oluşan bir işi, işlemi, sıralamayı, görüntülemeyi, seslemeyi, paylaşmayı, saklamayı, yeniden canlandırmayı ve hemen herkesin bildiği diğer işlevleri, önceden verilmiş bir programa göre yapıp sonuçlandıran elektronik araç veya elektronik beyindir.

Cumputer’e bilgisayar adını veren kara cahillere, “o halde neden radyoya, telefona, telgrafa, televizyona ve icadını Türklerin yapmadığı diğer aygıtlara niçin Türkçe isimler takmadınız?” diye sormak gerekir.  Hadi bakalım yurt dışındaki bir computer satcısından “I want to buy a knovledge counter” diye istekte bulunun da bakalım size hayretle “What” demeyecek mi? O zaman mecburen “Bir cumputer satın almak istiyorum” demek zorunda kalacaksınız.

Bu gece rüyamda kendimi ülke yönetimde tek adam olmuş gördüm. İlk icraatım, Türklerin dünyaya karşı daha fazla rezil olmalarını önlemek için bir yasa çıkararak “Bilgisayar” sözcüğünü kullanmayı yasakladım.

********

KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA 1578 – 1661)

Padişah IV. Mehmet çocuk olduğu için ülkeyi, Annesi Turhan Valide Sultan yönetiyordu. Tüm Osmanlı topraklarında anarşi, terör, yasa tanımazlık, zorbalık, rüşvet ve diğer adaletsizlikler halkı canından bezdirmişti. Keyfilik ve haksızlık almış yürümüştü. Devlet düzeni bozulmuş, orduda disiplin kalmadığı için askerler ahaliyi insafsızca hırpalamaya başlamıştı.

Başta Valide Sultan olmak üzere Osmanlının anlı şanlı sadrazamları, vezirleri, paşalarıve akıl verenleri okuma yazma bile bilmeyen 78 yaşındaki Köprülü Mehmet Paşayı tam yetkili sadrazam yaptı.

78 Yaşındaki Köprülü Mehmet Paşa; anlı, şanlı, sadrazamların, vezirlerin yüksek rütbeli paşaların ve diğer okumuşların o ana kadar yapamadıklarını kısa bir süre içinde yaparak, Osmanlı halkını huzura kavuşturmayı başarmıştır. Köprülü Mehmet Paşa sadrazam olur olmaz başlıca şu iyileştirmeleri yapmıştır:

(1) Tüm Osmanlı topraklarındaki insafsız anarşi ve terör olaylarını ortadan kaldırmıştır
(2) Zorbaları birer birer yakalamış ve cezalandırmıştır.
(3) Orduda görevini ihmal edenleri, ordudan çıkarıp cezalandırmıştır
(4) Müslüman halkı zarara uğratan Rum patriğini idam ettirmiştir
(5) Ülkedeki ulema (bilim insanı) sınıfı arasındaki kargaşaya son vererek, bu sınıfı halka hizmet eder hale getirmiştir.
(6) Orduyu disiplin altına almıştır
(7) Devlet hazinesindeki paraların gereksiz yere harcanmasına engel olmuştur
(8) Çanakkale Boğazı’ndaki Venedik ablukasını kaldırmıştır
(9) Osmanlı Devletine yönelik iç ve dış düşmanları kahretmiştir

MŞ ÖNERİSİ: Türkiye Cumhuriyeti’ni, 30 yıldır içine düştüğü aciz durumdan kurtarıp, ülkede güven ve huzuru sağlayacak 78 yaşında okuma yazma bilmeyen bir akıllı adam aranmalı, bulunmalı ve başa geçirilmelidir. Başak çare kalmamıştır.

ŞEHİTLERİMİZE ALLAH’TAN RAHMET, AİLELERİNE SABIR, FEDAKÂR TÜRK MİLLETİNE BAŞ SAĞLIĞI DİLERİM.

********

ABDÜLAZİZ HAN, “GİRİT BİZİM MALIMIZ FEDA OLSUN CANIMIZ” DİYE BAĞIRANLARA NE YAPTI?

1864’de İyonya Adalarını Yunanistan’a bağışlayan İngiltere, Yunanlıları şımartmış ve Girit’te karışıklıklar başlamıştı. Rusya’nın da desteğiyle Eylül 1866’da baş gösteren İsyanla Girit elden gitmek üzereydi.

Mangalda kül bırakmayan sözde kahramanlar, Sultanahmet Meydanına toplanmışlar ve “Girit bizim malımız feda olsun canımız” sloganıyla gösteri yapmaktaydılar.

Adülaziz Han, hemen zaptiyelere şu emri verir: “Girit bizim malımız feda olsun canımız diye yeri göğü inleten şu kahramanların tümünü hemen toplayın, harp gemilerine bindirin ve Girit için savaşarak can vermeye gönderin” der.

SONUÇ: Meydanda bir tek sözde kahraman bile kalmaz. Hepsi çil yavrusu gibi dağılıp kaybolurlar.

*******

IRAK SINIRIMIZA TÜRK SEDDİ YAPALIM

Çin Seddi, Çin’in kuzeybatısı boyunca uzanan, yıkılmış kısımlarıyla birlikte 6.000 kilometre, şu andaki durumuyla 2.500 kilometre uzunluğunda Dünyanın en uzun savunma duvarıdır.

Bu devasa duvar, bir türlü baş edilemeyen Moğol ve Türk boylarının bitmez tükenmez insafsız saldırılarına karşı, Çin’i savunmak için yapılmıştır. Çin halkı, bu duvar sayesinde güven ve huzura kavuşmuştur.

MŞ ÖNERİSİ: Türklerin saldırılarına karşı yapılan Çin seddinin bir benzeri, O günkü Türklerin bugün bitmez tükenmez, vahşi, barbar, kalleş PKK saldırılarına karşı aciz duruma düşmüş torunları için Irak sınırına, gerekiyorsa İran ve Suriye sınırlarına yapılmalıdır.

KAYNAK ÖNERİSİ:
(1) Türkiye’deki bütün ordu evlerinin satışından elde edilecek gelirler
(2) Türkiye’deki bütün makam arabalarının satışından elde edilecek gelirler
(3) Türkiye’deki bütün lojmanların satışından elde edilecek gelirler
(4) Türkiye’deki Ak sarayın satışından elde edilecek gelir
(5) Türkiye’deki bütün resmi dinlenme evlerinin satışından elde edilecek gelirler
(6) Türkiye’deki bütün resmi misafirhanelerin satışından elde edilecek gelirler
(7) Türkiye’deki bütün resmi devlet plajlarının satışından elde edilecek gelirler
(8) Çok yüksek rütbeli devlet memurlarının ve paşaların maaşlarından %50 oranındaki kesintilerden elde edilecek gelirler
(9) Liderlerinin gösterdiği yönde parmak kaldırmaktan başka bir işe yaramayan 550 milletvekili sayısının 50’ye indirilmesinden elde edilecek gelirler
(10) Mezunları iş bulamayan fakültelerin ve bölümlerin kapatılmasından elde edilecek gelirler
(11) Bilimsel diye yayınladıkları araştırmaları ne yurt içinde ne de yurt dışında hiçbir itibar görmeyen ve dikkate bile alınmayan öğretim üyelerinin düz memur yapılmasından elde edilecek gelirler
(12) Ve daha binlerce devlet israflarının ortadan kaldırılmasıyla elde edilecek gelirler

TÜRK SEDDİ PROJESİNDE ÇALIŞTIRILACAK İNSAN KAYNAĞI ÖNERİSİ

  • Devlet dairelerinde, belediyelerde, üniversitelerde ve kamu İktisadi Teşebbüslerinde bir yolunu bularak hemen her gün işten kaytaran memurlar
  • Devlet dairelerinde, belediyelerde, üniversitelerde ve kamu İktisadi Teşebbüslerinde çalışır görünüp de aslında hiçbir iş yapmayan memurlar
  • Evlerde, köy kahvelerinde, sokaklarda, parklarda ve benzer yerlerde gece gündüz geyik muhabbeti yapan insanlar
  • Diğer tüm gizli ve açık işsizler

***************

DAMAT FERİT PAŞA (1853-1923)

Damat Ferit Paşa, VI. Mehmet Vahidettin saltanatında kısa dönemlerle toplam bir yıl bir ay sadrazamlık yapmış, 1922 yılında yurt dışına kaçmış ve Ekim 1923 yılında Fransa’nın Nis şehrinde ölmüştür.

1885’te Sultan Abdülmecit’in kızı ve Vahdettin’in ana bir kız kardeşi Mediha Sultan’la evlendirilmiş ve üç yıl sonra da vezir rütbesine yükseltilerek “paşa” unvanı verilmiştir. Bu adamın sadrazamlık döneminde başlıca icraatları şu şekilde sıralanabilir:

(1) Osmanlı İmparatorluğunu sona erdiren Sevr anlaşmasının imzalamıştır

(2) İstanbul’u işgal altında tutan İtilaf Devletleri’ni memnun etmek için elinden geleni yapmıştır

(3) Eski İttihat ve Terakki yöneticilerini tutuklatmıştır

(4) Savaş suçları mahkemesi kurdurarak, Ermeni tehcirindeki görevinden ötürü yargılanan Boğazlıyan kaymakamı Kemal Bey’in idam ettirmiştir

(5) Sivas Kongresi’yle başlayan Kuva-yı Milliye hareketine karşı, Ahmet Anzavur adlı bir Çerkes çetecisinin yönetiminde Kuva-i İnzibatiye adıyla bir zabıta gücü oluşturmuş ve Mustafa Kemal’in kurtuluş mücadelesini büyük ölçüde engellemeye çalışmıştır

(6) Sırf İngiltere’ye yaranmak için tastamam 90.000 sandık cephaneyi denize döktürmüştür

(7) İngilizlerin baskısı ile Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi’ye Kuva-yı Milliye hareketine katılanların eşkıya olduğu ve öldürülmelerinin meşru ve farz olduğuna dair fetva çıkarttırmıştır.

SORU: Ders programlarında tarih dersleri niçin vardır?

YANIT: Ders alınsın ve aynı hatalara bir kez daha düşülerek millet perişan durumda kalmasın diye tarihteki olaylar, nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte tartışılır.

HÜKÜM: Yöneticiler yönetirlerken türlü kurnazlıklar ve türlü palavralarla halkı kandırabilirler ve iktidarlarını geçici bir süre daha devam ettirebilirler, ama tarihi asla kandıramazlar. Tarihe ya “iyi” ya da “kötü” olarak geçerler ve torunlarını utanç içinde bırakırlar.

**********

VPN (VİRTUAL PRİVATE NETWORK=SANAL ÖZEL AĞ)

VPN ağı, internet üzerinde kurulu bilgisayarlar grubundan oluşur. Twitter veya Facebook’a fiziksel erişimi yasaklamaktan utanmayan ülkelerdeki internet kullanıcılarının, ağ kaynaklarına ulaşmasını sağlayan bir yazılımdır. Ayrıca, söz konusu VPN’ler, güvenilmeyen ağlara bağlanırken bağlantıyı şifrelemek ve güvenli hale getirmek için de kullanılır. Kısıtlamalara karşı olan bazı internet kullanıcıları, VPN yazılımını, IP’leri ve yasaklı web sitelerini açmak için de kullanmaktadırlar.

İyi çalışan bir VPN için, belirli bir aylık ücret ödeyerek şifre almakı gerekir. Alınan ve gönderilen veriler şifrelendiği için, internet kullanıcısının internette yaptıkları başkaları tarafından görünemez.

MŞ: Gelişen iletişim teknolojisi sayesinde, yasakçılıktan medet uman zihniyetler, amaçlarına ulaşamamanın yasını tutmaktadırlar.

*********

İÇ SAVAŞ = SİVİL SAVAŞ VE SONUÇLARI

Bir ülke halkının etnik, politik veya dini gruplar halinde organize olarak birbirleriyle yaptıkları silahlı çatışmalara, iç savaş veya sivil savaş denir.

İç savaş, genellikle bazı ayrılıkçı grupların ufak çaplı bir isyanı olarak başlar ve bilimsel yaklaşımla önlenmezse, zamanla ülkenin geneline yayılarak iç savaşa dönüşür.

İç savaşın muhtemel sonuçları şöyle sıralanabilir:

  • Devlet, ya politik gruplar üzerinde ya da ülkenin bir kısmında hakimiyetini yitirir
  • Mevcut devlet duruma göre ikiye, üçe, dörde bölünür
  • Mevcut devlet, ülkenin bir kısmında hakimiyetini kaybeder
  • İç savaş, ülke halkına, diğer ülkelerle yapılan savaştan çok daha büyük maddi ve manevi zararlar verir
  • Tarihi sürç içinde bakıldığında, iç savaş sonunda ya rejimin değiştiği ya da ülkenin parçalara bölünerek ayrı devletler kurulduğu görülür.
  • Birleşmiş Milletler, iç savaş çıkan ülkelere müdahale ederek, kendi arzu ettiği bir düzen kurmaya hak kazanır

Tarihte iç savaşlara sahne olan ülkelerin en önde gelenleri şöyle sıralanabilir:

**********

ALLAHU EKBER (TEKBİR)

Tekbir olarak da bilinen Arapça “Allahu ekber” ifadesi, Müslüman inancında, Allah’ın her varlıktan en üstün, en yüce ve en ulu olduğu anlamına gelir.

“Allahuekber, Allahuekber” diye bağırarak kendi fikrinde, kendi anlayışında, kendi inancında, kendi dar görüşünde, kendi örümcek kafasında olmayanlara barbarca saldıranlar, çıkarlarına aykırı ne varsa onların mekânlarını kırıp dökenler, parçalayanlar, yakanlar, yerle bir edenler, kendilerinin acaba Allah’tan daha mı üstün görmektedirler?

Benim aklımla, kalbimle (gönlümle) inandığım, dilimle tasdik ettiğim Yüce Allah, bu magandaların şirke varan günahlarını bağışlamaz. Nedeni, kendilerini Yüce Allah’tan daha üstün görerek ve sorgusuz yargıda bulunarak, Allah’ın özenle yarattığı İNSANLARA, sırf kendi saçma düşüncelerinde olmadıkları için, maddi ve manevi zararlar vermekte, hiç acımadan kellelerini kesmektedirler.

SAYIN BAKANIM, EN İÇTEN DUYGULARLA CESARETİNİZİ VE GERÇEKLERİ TÜM DÜNYAYA AÇIKCA DUYURMANIZI KUTLUYORUM

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul’da düzenlenen Finans Zirvesi’nde konuştu (9 Eylül 2015)

“-Kürdüm, Maliye Bakanıyım, bu güzel ülkeme bu hizmeti yapıyor olmam, fırsat eşitliği ile Türkiye’yi diğer ülkelerden ayırıyor.”  

********

İZMİR’İN KURTULUŞU KUTLU OLSUN

93 yıl önce şu sıralarda, Kahraman Başkomutan Mustafa Kemal’in Kahraman Askerleri, Türk Milletinin varlığını ortadan kaldırmak isteyenleri, İzmir’de denize dökmekteydi.

Bu günlerde, Devlet resmen ilan etmiş olmasa da, Türk Milleti seferberlik ilan etmiş durumdadır. Millet ve onun göz bebeği Ordusu, Kandil dağını vatan haini isyankarların üstüne yıkacak ve ebedi kalacakları kanlı mezarlarına def edecektir.

********

Biz doğduğumuzdan beri yoksulduk,

Varlığı görmedik ki yoksulluktan şikâyet edelim!

Neşet ERTAŞ

MŞ BENZETMESİ:

Biz Anadolu gençleri binlerce yıldan beri hep şehit olduk,

Yaşamayı hiç görmedi ki, ölümden şikâyet edelim!

********

TÜRKİYE’DE BÖLMEK VE YÖNETMEK GELİŞMİŞ ÜLKELERE GÖRE ÇOK DAHA KOLAYDIR

Türkiye’de dünyaya gelen bir bebek ile İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, ABD’de Japonya’da dünyaya gelen bir bebek arasında, yaratılış (yapı ve işleyiş) olarak hiçbir fark yoktur. Gelişmiş ülkelerin bütünleştirici kültürü, bebeklerin beynine, zaman içinde insancıl ve uygar kimlikler yükler, ayrılıkçı kimlik yüklemekten kaçınır.

Türkiye’nin ayrılıkçı kültürü dünyaya gelen bebeğe, ana kucağından başlayarak diğer tüm yaşam aşamalarında sen Alevisin, sen Sunnisin, sen Türk’sün, sen Kürt’sün, sen Lazsın, sen Çerkezsin, sen Romansın, sen Pomaksın, sen Tatarsın gibi etnik kimlikler yükler ve bu kimliklerin içini, hiç sorgulanmamış ayrılıkçı hazır “üstünlük” motifleri ile doldurur.

Geçerliliği çok şüpheli bir varsayıma göre, Türkiye’de yaşayanların % 99’u Müslümanmış. Oysa İslam dininde üstünlük, kesinlikle etnik kimlikte değil, kesin olarak Allah aşkıyla dinin yasak ettiklerinden kaçınmadadır. Başka deyişle, Kurana göre “hiçbir insan diğerinden üstün değildir. Üstünlük takvadadır (günahtan kaçınmadadır).

Deveye neden “boynun eğri” demişler. Deve de “Nerem doğru ki?” diye yanıt vermiş. Bebeklikten yaşlılığa kadar silindikçe tekrar tekrar yüklenmeye çalışılan bu yoz kültürün neresi doğru ki?

*********

TÜRKİYE’DE ARTIK HER BİREY KENDİSİ ÇALMAKTA VE KENDİ ÇALDIĞI ÇALGI İLE OYNAMAKTADIR

Uygarlıktan çok gerilere, eski çağ değerlerine, bilerek ve isteyerek götürülüp, bu dünya yaşamını boş verip öbür dünyasını kazanmaya şartlandırılmış toplumlarda, öyle bir gün gelir ki, artık her birey kendisi çalar, kendi çalgısıyla kendisi oynar görünümünde bir ortam oluşur.

Türkiye Cumhuriyeti kurucularının “Din ve Devlet İşlerini” ayırdığı, dengelediği ve her vatandaşı kendi vicdanı ve kendi öbür dünyası ile baş başa özgür bıraktığı Türkiye’de, artık toplum bireylerinin yaşam tarzlarında, aidiyet kimliklerinde ve inanç dünyalarında cumhuriyet değerleri değil, Osmanlı İmparatorluğunu geri bırakan değerler, aidiyet kimlikleri ve inanç tekelleri geçerlidir. Herkes kendisi çalıp kendi çalgısıyla kendisi oynamaktadır.

Ne devlet adamlarının sözüne, ne bilim adamlarının sözüne, ne gerçek ilahiyatçıların sözüne, ne hukukçuların sözüne, ne girişimcilerin sözüne, ne gerçek sanat ehlinin sözüne, ne bilge insanların sözüne, ne anaların sözüne, ne babaların sözüne önem veren kaldı. Artık her bireyin, kendi vatan, millet, Sakarya, ahiret, sevap, günah ve daha ne varsa o yöndeki kanaati en doğru olanıdır.

Osmanlı da çaldı oynadı ve çil yavrusu gibi dağıldı. Siz de çalın oynayın. Son pişmanlığın hiçbir yararı olmaz.

*********

BİLMECE

Daha mutlu, daha huzurlu, daha güvenli, daha bayındır, daha, adil, daha özgür, daha bol gelirli günler vadederek gelirler. İlk başlarda çay kaşığı ile biraz verirler. Sonra bol kepçe ile halkın elindekilerini kurnazca yöntemlerle geri almaya başlarlar. Alırlar, alırlar, alırlar ve halkın huzurunu da, beden ve ruh sağlığını da,  hukukunu da, dövizini de, diğer varlıklarını da minimuma indirler. Bol palavralarla aldattıkları halkı, ilk geldikleri zamanki durumdan çok daha gerilere bırakırlar. En sonunda da, gelinen durumdan yine halkı suçlayarak, kendi lüks yaşamlarını yaşamaya giderler.

BİLİN BAKALIM KİM BUNLAR?

*********

MŞ ŞİİR DENEMESİ

Sevdiklerin seni öylece bırakıp gittiğinde ağlarsın,
Şarkı dinlerken ağlarsın,
Film izlerken ağlarsın, 
Şuna/buna/ona her duygusallığa ağlarsın;
Azıcık olgunlaşıp deneyim sahibi olunca,
Herkesin aslında rol yaptığını anlarsın.
Aklın başına gelince de,
Vefasız yalan dünya için,
Boşuna harcadığın zamana üzülüp
Yine ağlarsın.

********

TÜRKİYE’DE YAŞAYANLARA ÖZGÜ YÜRÜYÜŞ TÜRLERİ

  1. Politikacı yürüyüşü
    1. Müsteşar ve genel müdür yürüyüşü
    1. Müdür yürüyüşü
    1. Profesör yürüyüşü
    1. Doçent yürüyüşü
    1. Yardımcı doçent ve araştırma görevlisi yürüyüşü
    1. Çok zengin yürüyüşü
    1. Yoksul yürüyüşü
    1. Kabadayı yürüyüşü
    1. İ Yürüyüşü
    1. O yürüyüşü
    1. Banka müdürü yürüyüşü
    1. Öğretmen yürüyüşü
    1. Paşa yürüyüşü
    1. Savcı ve hakim yürüyüşü
    1. Kadir İnanır yürüyüşü
    1. Siz de gidişinden tanıdığınız diğer yürüyüşleri yazınız.

NOT: Unvanlar yok olunca bütün yürüyüşler aynı olur ve yürüyüş sahipleri omuzlar üzerinde layık oldukları yere yürütülürler.

MEGALOMANLIK DA BİR AŞAĞILIK DUYGUSUDUR

Aşağılık duygusu; insanların kendilerini diğer insanlardan daha yetersiz olarak algıladıkları ve bu komplekslerini yapay bazı yükseklik imgeleriyle gizleme çabalarıdır.

İnsanların aşağılık duygusunu yaşadıklarını anlamak için; onların davranışlarına, beden dillerine, yürüyüşlerine ve konuşma biçimlerine bakmak gerekir.

**********

İLERİ SANAYİ ÜLKELERİNİN BİLGİ DEĞERİ YÜKSEK ÜRÜNLERİ VE KİLOGRAM DEĞERLERİ

(1) Yazılım ve Know-How: Kilogramı 1 milyon USD

(2) Yeni ilaç ve yeni hammadde: Kilogramı 100 bin USD

(3) Uydu ve uzay roketi: Kilogramı 50 bin USD

(4) Casus uçak ve Uzaktan izleme sistemleri: Kilogramı 20 bin USD

(5) Özel optik sistemler ve özel kimyasallar: Kilogramı 10 bin USD

(6) Savaş uçağı ve yolcu uçağı: Kilogramı 2 bin USD

(7) Kontrol sistemleri ve silah sistemleri: Kilogramı 1 milyon USD

(8) Pigmentler ve Bilgisayarlar: Kilogramı 500 bin USD

55 YILDIR GELİŞMEKTE OLAN ÜLKE OLARAK BİLİNEN TÜRKİYE’NİN BİLGİ DEĞERİ DÜŞÜK ÜRÜNLERİ VE KİLOGRAM DEĞERLERİ

(1) Hazır giyim ve basit makineler: Kilogramı 100 bin USD

(2) Gemi inşa ve cam: Kilogramı 10 bin USD

(3) Tekstil ve tarım ürünleri: Kilogramı 5 bin USD

(4) Demir-Çelik: Kilogramı bin USD

(5) Tuğla-Kiremit- Çimento: Kilogramı 0,5 bin USD

MŞ: İNANMIYORSANIZ, SİZ DE ARAŞTIRINIZ VE DAHA DOĞRUSUNU YAZINIZ.

ÖZDEYİŞ: “Bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur.”

MŞ TEZİ: Reel (Deneye dayanan) bilime değil de ahiret bilimine (İnanca dayanana) en önceliği vermeye devam ettikçe, Türkiye hep gelişmekte olan ülke olarak bilinecektir.

*******

MURPHY YASASI: İşlerin ters gitme olasılığı varsa ters gider. Türkiye politikacılar yalancı olduğu için işlerin ters gitme olasılığı %99’dur

********

Nesnelerin renklerini oluşturan moleküllere PİGMENT denir. Pigment moleküllerinin harekete geçmesi için gerekli olan enerjiyi, dünyaya ulaşan güneş ışığı sağlar.

******

DİNİME KÜFREDEN BARİ MÜSLÜMAN OLSA

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu (1955, Gümülcine, Kozlukebir Köyü, Yunanistan), “Atatürk ne kadar milleyetçiydi?” gibi bir saçma soru ile İşkembe-i Kübra’sından yine bir atışta bulunmuştur.

1983 yılında, Meriç Nehri’ni gizlice kaçak olarak geçerek, Yunanistan’dan Türkiye’ye niçin iltica ettin? Atatürk Anadolu’dan eski vatandaşlarını kovmasaydı, nereye iltica edecektin?

MUSTAFA KEMAL’İN 57 YILLIK ÖMRÜ:

1881 yılında çok yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Yalnız aklı, milliyetçiliği ve çalışkanlığı ile okuyabilmiş ve subay olarak orduya katılmıştır. Subay olduktan sonra 1923 yılına kadar, Türk Milleti için her cephede savaşmış ve her savaştan galip çıkmıştır. 1923’te Türklerin tek vatanı olan Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. 1936-1923 arası sağlıklı olarak yaklaşık 13 yıl Cumhurbaşkanı olmuş ve hasta olarak geçirdiği son 2 yılında da Hatay ilini Fransa’dan alarak Türkiye’ye kazandırmıştır.

“Ne kadar milliyetçiydi?” diye sorguladığın Atatürk’ün Milliyetçiliğini ölçmek sana kaldıysa eğer, Senin aklın, vicdanın, bilgin, irfanın, insafın ve nankörlüğün asla ölçü olamaz. Atatürk’ün 13 yılda gerçekleştirdikleri ile iktidarınızın 14 yılda gerçekleştirdikleri karşılaştırılırsa, sizinkiler bir nokta (boş küme) bile olamaz.

MŞ: Keşke Yunanistan vatandaşı olarak kalsaydın! Atatürk’ün aziz hatırasını kirletme çabası için mi iltica ettin O’nun özenle kurup yükselttiği Türkiye Cumhuriyetine?

*******

MAL ÜRETİMİ-HİZMET ÜRETİMİ-BİLGİ ÜRETİMİNİN ÖNEMİ

Mal, hizmet ve bilgi üretimi miktar ve kalite açısından yüksek; maliyet ve üretim süresi açısından düşük ise, vatandaşların yaşam kalitesini iyileştirir ve mutluluk düzeyini artırır.

********

MURPHY YASASI: Bir iş için hesapladığınız süreyi 2 ile çarpınız. Nedeni, burası Türkiye’dir. Birileri istikrarı bozarak köşeyi dönmek ister.

*******

HİÇÇİLİK YA DA NİHİLİZM VEYA YOKÇULUK

Latince “nihil” sözcüğü, Türkçe’de “hiç” anlamına gelir. Söz konusu sözcüklerden türetilmiş felsefeye, nihilizm ya da hiçlik veya yokçuluk denir.

Bu felsefe akımı, istisnasız her varlığın kesinlikle gerçek bir anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunur.

Nihilistler;  her türlü varlığı, bilgiyi, doğruyu, genel kabulü yok sayarlar. Toplumsal bilimleri ve klasik felsefe sistemlerini bütünüyle reddederler.

Nihilizm, insanın beden ve ruhtan oluşan ikili yapısını reddettiği için, dinlerin şiddetli tepkisine yol açmıştır.

Friedrich Nietzsche, Neyzen TevfikLudwig Andreas FeuerbachHenry Thomas BuckleMax Stirner, Albert CamusArthur SchopenhauerJean-Paul Sartre ve Herbert Spencer, önemli nihilistler olarak bilinirler.

*********

Beyinler, fikre fikir geliştirmekte aciz kalıyor ve kaba kas tartaklamaları devreye giriyorsa, o ülke halkı “Barbar” olarak nitelendirilir

*********

Yüce Rabbimin yaratıp Türkiye’ye gönderdiği insanlara bir bakınız hele. Bazılarının beyni büyük, bazılarının beyni küçük ama “Boynukalın”.

*********

YALNIZCA ALLAH’TAN KORKARDIM; ŞİMDİ BİR DE TÜRK DEVLETİNDEN KORKUYORUM. Birileri yolumu kesip tartaklarsa kime sığınayım?

*********

DEVLET FELSEFESİ

İnsanlar yeryüzünde görünmeye başladığı günlerde, yeryüzünde ne devlet vardı, ne de devlet kavramı. Tek tek her insan, kendi güvenliğini kendisi sağlamak durumundaydı.

Zaman ilerleyince birbirine güvenmeye başlayan insan grupları, grubun güvenliğini ortak katılımlarla sağlama yoluna gittiler.

Gruplar, diğer grupların güvenliğine saldırmaya başlayınca, bazı gruplar bir araya gelerek, bir araya gelen diğer gruplara karşı örgütlenmeye başladılar ve bu örgütlenmelere “devlet” denilmeye başlandı.

Giderek tarım ve din toplumlarında ilkel devletlerin başına bir hükümdar, bir kral, bir dini lider geçerek ve halk üzerinde egemenlik kurmaya başladı.

1215 yılında İngiltere’de imzalanan ve Magna Carta olarak bilinen “Büyük Özgürlük Fermanı belgesi” ile kral, ilk kez yetkilerini kısıtlamış ve halka bazı hak ve özgürlükler tanımıştır.

Çağdaş anayasal düzende devlet, bir yurt üzerindeki yurttaşların en üst yönetim organı olarak tanımlanır. Çağdaş devlet. Egemenliğini yurttaşlardan alır ve yurttaşlara dağıtır.

Çağdaş devletlerin bir bayrağı, resmi dili, anayasal kurumları, uzmanları, iç ve dış güvenliği sağlamak için kuvvetleri, adaleti sağlamak için bağımsız yargısı, gizliliği önleyerek şeffaflığı sağlayan özgür basını, üretim ilişkilerini denetlemek ve yönetmek için de bir maliyesi bulunur.

Anarşizmde devlet, devlet olma niteliğini yitirmiştir. Sosyalizmde devlet geçici bir organ olarak işlev görür. Faşizmde devlet, keyfi isteklerini emirlerle yaptıran ezici tek güçtür. Demokraside ise devlet, halkın kararlara katılmasını sağlayan anayasal bir kurumdur.

21 yüzyılda devletler, en uygar devleti örnek alıp almama durumlarına göre “çağdaş olanlar” ve “ilkel olanlar” olarak sıralanırlar.

MŞ ÖDEVİ: 2015 yılı itibarıyla,Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çağdaşlıktan ilkelliğe doğru sıralandığında, sizce kaçıncı sırada yer alır?

**********

TOPLU, ANCAK TEK TEK ANLAMINDA TEŞEKKÜR EDERİM

Gönlünden geldiği gibi güzel dilekleriyle doğum günümü kutlayan, ömrümü en az 50 yıl daha uzatan sevgili arkadaşlarıma, paydaşlarıma, fikirdaşlarıma, öğrencilerime, yakınlarıma, ben de gönülden teşekkür ederim. Sevgi ve saygı paylaşımlarınız, beni öyle bir mutlu etti ki, bu mutluluğu hiçbir ölçü birimi ölçemez. Hepinize, sağlık, huzur ve üstün başarı dilerim.

*********

KURUMSAL KAYNAK PLANLAMASI (ERP=ENTERPRİSE RESOURCE PLANNİNG)

İktisat bilimi, kaynakların karşılaştırmalı üstünlük ilkesine göre planlamasına dayanır. Kurumsal kaynak planlaması, başta devlet olmak üzere diğer tüm kurumların insan kaynağını ve maddi kaynaklarını yerli yerinde ve akıllıca kullanmak amacıyla bilgisayar ortamında bütünleştirme sistemine verilen addır.

Kurumlara bütün olarak bakmayı sağlayan ERP sistemleri, kurumların tedarikçilerini, müşterilerini ve tüm olanaklarını web üzerinden elektronik hızla birbirine bağlar. Bütünleşik plan amaçlarına aykırı eylemleri ve bu olumsuz eylemleri yapan sorumluları elektronik hızla ortaya çıkartır.

*********

STOKSUZ ÇALIŞMA=SIFIR STOKLA ÇALIŞMA

Enflasyon artış hızı düşük olan ekonomilerde stokta mal bulundurmak, büyük maliyet masraflarına yol açar ve kârlılığı düşürür.

Stoksuz çalışma sisteminde, kurumda depo ve mal bulundurulmaz. Mal satın almak üzere gelen bir müşteri de asla geri çevrilmez. Kurumun önceden bu iş için eğitilmiş bir elemanına,

“Değerli müşterimizin istediği malı git depomuzdan al ve müşterimizin adresine hemen gönder” denir.

Eleman, odasına gider ve bilgisayarından ERP programını açar. Müşterinin istediği malın hangi kurumda hangi kalite ve fiyatta satışa hazır olduğunu görür. Müşterinin istediği niteliklere sahip olan malı İnternette satın alır. Malın üzerine belirli bir kâr ekleyerek, müşterinin adresine yine internet üzerinden gönderir.

**********

DARININ DEĞERİNİ TAVUK, İNCİNİN DEĞERİNİ SARRAF, İNSANIN DEĞERİNİ ALLAH BİLİR.

Bir tavuk, çöplükte eşinirken bir inci tanesi bulmuş. Evirmiş çevirmiş, yemeğe çalışmış, yiyememiş. İnci tanesini sarrafa götürüp, “bunu al da karşılığında bana bir darı tanesi ver” demiş.

KISSADAN HİSSE: İnsanlar, kıssadaki tavuğa benzerler. Gerçek insanın değerini ölçmekten aciz oldukları için, o insanı evirir, çevirir, eleştirir, canlı canlı yerin dibine batırır. Oysa o insan, yaratıcısının indinde pırıl pırıldır.

*********

MURPHY YASASI: Vakit varken bugün bol bol gülümseyiniz. Yarın daha da kötü olacak ve gülümsemenin nasıl olduğunu bile unutacaksınız.

*********

SEVGİ

Sevgi yansıtır ışığı,
Doğayı, insanı, toprağı verir bizlere,
Bizim güzelliklerimizi
Gösterir sizlere.

Bir gün bu ışık sönecek.
Bütün dertler bitecek.
Ama insan sevgisinin ışığı sönmeyecek.

Gelir geçer bu günler, bu güzel yıllar,
Doğa yeşil ve mavidir,
Yağmurdur, ormandır doğa.
Ama sevgi kırmızıdır, soyuttur.

ABDULHAK HAMİD TARHAN

*****

YANITINA İTİRAZ EDİLMEYEN BİRKAÇ SORU

“Hangisi olursa olsun, ülke sorunlarının tek çözüm yolu nedir?”

“Eğitimdir.”

“Eğitenleri kim eğitecektir?”

“Eğitenleri yalnızca kusursuz işleyen gerçek bir rekabet ortamı eğitir.”

“Türkiye’de öğretmenler ve öğretim üyeleri çalışsa da çalışmasa da, öğrencilere yararlı olsa da olmasa da, başarılı olsa da olmasa da, yan gelip yatsa da yatmasa da, dersleri kaynatsa da kaynatmasa da, kendisini geliştirse de geliştirmese de, kitabı ezberletse de ezberletmese de, ders diye sınavını yaptığı konular çağ dışı olsa da olmasa da, kendi işlediği konuları kendisi bilse de bilmese de, aynı maaşı mı alıyorlar?”

“Evet.”

“Türk öğrencisinin, Türk politikacısının, Türk uzmanlarının, Türk memurlarının, Türk halkının hiçbir suçu yoktur. Suç kahrolası eğitim sisteminindir ve o eğitim sistemini değiştirebilme gücü ve yeteneği olmayan Milli Eğitim bakanlarınındır.”

********

MURPHY YASASI: İşten kaytarmayı aklından bile geçirmeyen, kendisini her zaman aşkla, şevkle çalışmaya hazır kılan insanlar mazide kalmıştır.

********

Türkiye’de küresel boyutlu sanatçılar ve küresel kültürlü insanların beğenisi ile halkın yerel beğenisinin çakışması olasılığı kalmamıştır.

*******

KÜLTÜRLÜ İNSAN VE KÜLTÜRSÜZ İNSAN

Tarih süreç içinde dünyaya gelmiş geçmiş tüm insanların ve insan topluluklarının ortaya koyduğu bilgi, inanç, dil, hukuk, örf, adet, anlayış, alışkanlık, mimarlık, müzik, edebiyat, felsefe, yaşayış tarzı ve benzer konularda derinlemesine bilgi sahibi olan bireylere ”kültürlü”, yüzeysel bilgi sahibi olanlara ise “”kültürsüz” denir.

ÖNERİ: Kültürsüz insanlarla asla tartışmaya girmeyiniz. Nedeni, onlar yüzeysel bilgileriyle kendilerini kültürlü sanan zavallılardır. Sizi kendi düzeylerine çekmeye çalışırlar ve bunu başaramayınca da hakaret girişiminde bulmaktan çekinmezler.

*********

MURPHY YASASI: Aptallar olağanüstü becerikli oldukları için, bir işi kusursuz yapmak olanaksızdır.

*******

Türk insanının amacı; bir varlığı, olguyu, oluşu ve olayı kopya etmek değil, onu daha işlevsel olarak yeniden tasarlayıp kurmak olmalıdır.

*********

1 KASIM 2015 SEÇİMLERİNDE ÖNEMLİ ROL OYNAYACAK VE BAŞARIYA GÖTÜRECEK BAZI VAAT VE SÖYLEMLER

  • Seçmenlerin duygusal güdülerini harekete geçirecek vaatler
    • Seçmenlerin ekonomik güdülerini harekete geçirecek vaatler
    • Seçmenlerin dini duygularını harekete geçirecek vaatler
    • Seçmenlerin iç ve dış güvenlik ihtiyaçlarını harekete geçirecek vaatler
    • Seçmenlerin Türk tarihine hayranlığını harekete geçirecek vaatler
    • Yalanları gerçek gibi gösterme yol, yöntem, taktik ve tarzlarını diğer partilerden daha iyi uygulama
    • Umut pazarlamasını rakiplerden daha mükemmel olarak yapma

*******

İyiye, güzele ve doğruluğa ulaşma araçlarının en başında, doğal yalınlık gelir. Reklam ve propagandalar doğal yalınlığı bozma yazılımlardır.

******

Yeni fikirler üretir hale gelmek için, evrendeki tüm varlıkların birbirleriyle etkileşimini algılamak, gözlemlemek ve içselleştirmek gerekir.

********

MURPHY YASASI: En yüksek sesle bağıran politikacı seçimi kazanacağını sanır, rakiplerinden daha da çok bağırmaya başlar, sesi kısılır, ulur.

*********

KANUN HUKUK DEĞİLDİR: Sadece yemin etmeleri karşılığı olarak çıkardıkları kanunla 200 bin lira alan milletvekillerine doğal hukuk isyan eder.

******

MURPHY YASASI: Seçmenleri ikna etmekte başarısız kalırsanız, vaatlerle kafalarını bir iyice karıştırarak kararsız kalmalarını sağlayınız.

********

Biraz suya şeker ve karbonat katıp bir teneke kutuya koymanın maliyeti, 25 senttir. Kutunun üstüne “Coca-Cola” yazılırsa fiyatı 75 sent olur.

********

Aşk, sevgili, müzik, vatan ve parti bağımlılığı dahil tüm değerlerin ömrü kısalmış ve istisnasız her alanda “Kullan at” durumu yaşanmaktadır.

********

GEN

Bir kromozomun bir kısmını oluşturan nükleotid dizisine GEN denir. Başka deyişle, atalarından çocuklarına geçen ve belirli bir özelliği taşıyan biyolojik kalıtım birimine GEN denir.

Anadolu halkında özellikle de politikacılarında, şu iki genin kesinlikle var olduğunu varsaymak gerekir:

  • Hak, hukuk, adalet tanımama geni
  • Aynı fikirde olmayanları öldürme veya dövme geni

***********

MURPHY YASASI: Kendisini çok akıllı zanneden insanlar, önüne gelen fırsatları kaçırmış olduklarını, bir daha öyle fırsat çıkmayınca anlarlar.

********

UÇ PAZAR GENİŞLEMESİ

Post modern dünyada, akla gelebilecek ne varsa tümünün pazarı vardır ve bu pazarlar giderek genişlemektedir. Dünya ölçüsünde genişleyen bazı uç pazar örnekleri:

İnsan organı pazarı

Her türlü seks pazarı

Uyuşturucu pazarı

Kumar pazarı

Bahis pazarı

İçki pazarı

Göçmen pazarı

Yetenekli eleman pazarı

Bilgi pazarı

Ve diğer uç pazarlar

*********

Prof. Dr. AZİZ SANCAR’IN BAŞARISININ ANLAMI

  • Almanya’nın 12 fizik, 21 kimya, 9 tıp, 5 edebiyat, 3 barış olmak üzere toplam 50 evrensel NOBEL ödülü vardır.
  • 15 milyon nüfuslu Hollanda’nın 5 fizik, 2 kimya, 3 tıp, 1 ekonomi, 1 barış olmak üzere toplam 12 evrensel NOBEL ödülü vardır.
  • Küçücük İsviçre’nin 3 fizik, 3 kimya, 3 tıp, 2 barış olmak üzere toplam 11 evrensel NOBEL ödülü vardır.
  • Vatanı, milleti, şanlı tarihi, bölünmez bütünlüğü, şehit kanlarıyla sulanmış toprakları olan 78 milyon Türk’ün yalnızca 1 edebiyat ve 1 DE kimya olmak üzere toplam 2 evrensel NOBEL ödülü vardır.

ÖRÜMCEK KAFALILARIN ÇOK AYIP AYIPTAN DA AYIP TARTIŞMALARI

  • Almanya kendi Nobel kahramanlarını Alman mı değil mi diye tartışmamıştır. Vatandaşlarının başarısı onları gururlandırmıştır.
  • Hollanda kendi Nobel kahramanlarını Hollandalı mı değil mi diye tartışmamıştır. Vatandaşlarının başarısı onları gururlandırmıştır.
  • İsviçre kendi Nobel kahramanlarını İsviçreli mi değil mi diye tartışmamıştır. Vatandaşlarının başarısı onları gururlandırmıştır.
  • Türkiye’deki örümcek kafalılar ise, Nobel edebiyat ödülü kahramanı Orhan Pamuk’u tartışmış ve yurt dışında yaşamaya mahkûm etmiş; son Nobel kimya ödülü kahramanı Aziz Sancar’ı ise Arap mıdır, Kürt müdür, Türk müdür diye tartışmaya başlamıştır.

*******

YAHU UTANIN BİRAZ. Ulaşamadığınız ciğere “murdar=pis” diyen vahşi kediden bile aşağılık yaratık olduklarını hiç anlamadan dolaşıp duruyorsunuz Türkiye’de. AZİZ ve SANCAR diye herhangi bir millette isim ve soyadı var mıdır? Aziz Sancar İsmi yalnızca ve yalnızca Türkiye’de olur.

********

Türkiye’de “çokbilmiş” geçinen, ancak aslında “hiçbilmiş” olanların yeni fikir diye sunduklarının, dünyada çok eskiden tartışıldığı görülür.

********

Başında takke, elinde teşbih, dilinde “sübhanallah”, belleğinde birkaç Emevi uydurması hadis ve daha birçok inanç imgesiyle kendisini Müslüman sanıyor.

********

HANİ İSLAMİ DAVRANIŞ, KUL HAKKI YEMEKTEN KAÇINMA, MALLARDAN BİRAZINI VERME, YETİMLERİ VE KİMSESİZLERİ KORUMA, İFTİRADAN UZAK DURUŞ, DEDİKODUDAN ÇEKİNME, DOĞRULUK, DÜRÜSTLÜK NEREDE?

Başında takke, elinde teşbih, dilinde “sübhanallah”, belleğinde birkaç Emevi uydurması hadis, arkasında imam nikahlı 2-4 hanım ve daha nice sahte inanç imgesiyle ve soyut şekilcilikle kendisini Müslüman sanıyor.

*********

AKILIN GEREĞİ

Allah bilir ama aklım, dini inancım ve imanım, Nobel ödülü sahibi Sayın Aziz Sancar’ın Diyanet İşleri başkanlarından, Papa ve papazlardan daha önce Cennete gireceğini söylüyor. Nedeni, şatafatlı yaşama olanağı varken, O, gece gündüz bilimsel araştırma yapmayı tercih etmiş ve tüm insanlığı kanser belasından kurtaracak bir buluş yapmıştır.

*********

EVREN İKİLİK SİSTEM İLKESİNE GÖRE DENGELENMİŞTİR

Örnekler:

Eksi elektrik/Artı elektik

Dişi/Erkek

Acı/Tatlı

Evet/Hayır

Bu dünya/Öteki Dünya

Aydınlık/Karanlık

Daha sonsuza yakın örnek verilebilir. 1850-1990 döneminde Kapitalizm/Komünizm ikilemi vardı. Anacak bilenler varsa lütfen söylesin, bugünlerde VAHŞİ KAPİTALİZMİN alternatifi nedir?

************

MURPHY YASASI: Savcı savlarının, hukuk kitap ve yazılarının, mahkeme kararlarının cümleleri, halkın anladığı cümle adediyle ters orantılıdır.

*********

İSLAMİYETTE MÜSPET BİLİMİN VE MÜSBET BİLİM İNSANLARININ ÖNEMİ

Kuranın anlamını ve buyruklarını yaşama geçirebilmek için önce, evrenin ve doğanın bilimsel yaklaşımla araştırılması, yapı ve işleyiş yasalarının ve diğer tüm gizlerinin bilinmesi gerekir. Müspet bilimin bugün ulaştığı bilimsel gerçeklerle karşılaştırılırsa, 1950’lerden önce yazılmış Kuran tercümelerinin ve tefsirlerinin önemli yanlış ve uydurmalarla dolu olduğu görülür.

İNANMIYORSANIZ ÖNCE KOLAYCILIKTAN VAZ GEÇİP MÜSBET BİLİM ÖĞRENİNİZ VE DOĞRU KARŞILAŞTIRMAYI KENDİNİZ YAPINIZ.

******

YENİ SANAT (ART NOUVEAU) AKIMLARI VE TÜRKİYE’DE SANATÇI GEÇİNEN LER

Türkiye’deki Cumhuriyet dönemi mimarlarının tasarlayıp inşa ettikleri binalar, apartmanlar kısacası bütün yapılar, bir bakıma üst üste konulmuş kibrit kutuları görünümünde estetikten uzak, hantal, tiksindirici ve en ufak bir hoşa gider tarafı olmayan ucubelerdir.

Türkiye’deki hemen her alandaki somut ve soyut varlıklar da tıpkı mimarlık alanındaki gibi gerçek yeni sanat anlayışından ve yaratıcı zihinsel emekten uzak, kâr amaçlı vahşi kapitalizm yığınlarıdır.

Türkiye’de sanatçı geçinenler, en azından Berlin kentini görsünler, içindeki tüm somut ve soyut eserleri, “Yeni Sanat” akımı açısından değerlendirebilirlerse değerlendirsinler de, kendilerinin sanat adına aslında birer hiç olduklarını anlasınlar.

********

ESKİ TANIMLARA BAĞLI KALANLARA CAHİL DENİR.

İlk çağın tanımları orta çağda, orta çağın tanımları yeniçağda, yeniçağın tanımları bilgi çağında, bilgi çağının tanımları iletişim çağında, iletişim çağının tanımları da uzay çağında büyük ölçüde değişmiştir.

Paradigmaların (bilim adamlarının üzerinde fikir birliği, ortak görüş=consensus oluşturduğu gerçek yapı ve işleyişlerin) büyük ölçüde değiştiği zaman dilimine ÇAĞ denir.

MŞ TESPİTİ: Ne yazık ki Türkiye, eski çağların tanımlarına sıkı sıkıya bağlı, bağlı oldukları çağ dışı tanımlardan asla taviz vermeyen ve yeni tanımlara bütünüyle karşı olan bir nüfus çoğunluğuna sahiptir.

.

*******

POSTMODERN VATAN TANIMI: Japonya ve ABD’nin vatanı, üzerinde yaşadıkları toprak değildir. Yeni ve kaliteli ürünlerini sattıkları her yerdir.

*******

“…cek….cak….cek….cak…Türkiye büyük ülke….cek..cak..kimsenin kanı yerde kalmayacak..cek..cak…..”  50 yıldır aynı laflar. Hadi canım sende!

*********

“Size de çıkabilir” Milli Piyango. Yönetilmeyen Türkiye’de “sokağa, meydana, trafiğe… mecbur olmadıkça çıkmayın, siz de ölebilirsiniz.” MŞ

******

Türkiye’min sorunları yandaşlık yaklaşımıyla değil, eşit vatandaşlık yaklaşımıyla çözümlenir ve özlenen barış yavaş yavaş gelmeye başlar.

*********

19 Mayıs 1919 Anadolu koşulları ve halkı, bugünler ile asla kıyaslanamayacak kadar kötüydü.  Allah, M. Kemali gönderdi ve halk biraz gün gördü.

*******

Büyük Türkiye’de İnternet hızım, bilmem ki niçin, küçülüverdi. Hayırdır İnşallah, iletişim özgürlüğüm mü kısıtlandı? Bunu bana yapmayın ya!

*********

MS 20’lerde Roma İmparatorluğunun koşulları, bu günkü dünyadan bin beterdi..  Allah, Hz. İsa’yı gönderdi ve insanlık biraz olsun gün gördü.

*******

600’lerde Orta Doğunun koşulları, bugünkünden yüz bin daha beterdi..  Allah, Hz. Muhammed’i gönderdi ve bölge insanları biraz olsun gün gördü.

*******

ABD, Rusya ve diğer Emperyalist devletler, geri ülkelerin halkını kendilerine kul köle yaptılar, önlerine kemik atıp birbiriyle savaştırıyor.

*******

FIKRA

Bektaşi Babasının önüne iki şarap şişesi getirmişler ve kendisine,

“Baba, bu şişelerden birer yudum iç bakalım hangisi daha iyi?” demişler. Baba Erenler ilk şişeden bir yudum içmiş,

“Öteki daha iyi” demiş.

“Ya Baba, daha ötekinin tadına bakmadın ki?”

“Bundan daha kötüsü asla olamaz.” demiş.

KISSADAN HİSSE: Türk halkının önüne dört parti getirmişler ve halka 5 ay ara ile iki kez “hangisi daha iyidir? diye sormuşlar. Halk birisinden 13 yudum içmiş, “ötekiler bundan daha iyidir.” demiş.

*******

Bugünün sonuçlarının nedeni dün alınan kararlardır. Örneğin, bugün Türkiye’deki acı sonuçların nedeni, dün alınan yanlış kararlardır.

********

Gerçek anlamda güldüğünü hiç görmediğiniz insan ruh hastasıdır. İnanmıyorsanız, psikologlara sorunuz. Bkz: Hitler, Musolini, K. Evren vb…

********

Atatürk’ün eserlerini, kurumlarını, manevi mirasını hovardaca harcar yok edersek, çağın gerçekleri yurdumuzu 1919′ koşullarına mahkum eder.

*********

TWİTTER VE FACEBOOK GİBİ SOSYAL MEDYA SİTELERİNE ERİŞİMDE SORUN YAŞANMASININ NEDENİ

İnternet sağlayıcılarında, her siteye ait çok sayıda IP havuzu vardır. Bu havuzdaki IP’lerin bant genişliği gerek duyulduğunda düşürülebilir.

Üç şeritli bir otoyol, şu veya bu nedenle tek şeride düşürülürse, trafik akışının çok yavaşlaması doğaldır. Benzer şekilde, politik bir nedenle Twitter ve Facebook sitelerine açılan yol şeritlerinin sayısı, erişimi yavaşlatmak ya da engellemek için azaltılırsa, sosyal medya kullanıcıları söz konusu sitelere kolayca giremez duruma gelirler. Başka deyişle aboneler, şerit ya da bant sayısı ciddi biçimde azaltılan sitelere girmekte güçlük çekerler.

*******

AKILLI EV (SMART HOME)

Türkiye’de “Akıllı Ev” palavrası ile pazarlanan daireler, aslında akıllı ev değildir. Nedeni, bir evin akıllı sayılması için, o evin başlıca şu işlevleri yerine getirmesi gerekir:

  • Evdeki tüm makineler ve robotlar birbiriyle otomatik iletişim ve etkileşim içinde olmalıdır.
  • Buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi vb. eksikliklerini saptayıp internet üzerinden satış yapan marketlere sipariş verebilmeli ve gelen malzemeleri teslim alabilmelidir.
  • Hırsızlık girişimlerini, ev sahibinin cep telefonuna bildirebilmeli ve robotlar hırsızı etkisiz hale getirebilmelidir.
  • Dünyanın neresinde olursa olsun ev sahibi, evini uzaktan yönetip denetleyebilmeli, bahçesini uzaktan kumanda ile sulayabilmeli, evine yaklaşırken yemeği ateşe koydurabilmeli, banyoyu hazırlatabilmelidir.
  • Evdeki her türlü cihaz, elektrik tasarrufu sağlayabilecek şekilde biri işini bitirince diğer çalışır duruma geçebilmelidir.
  • Akıllı evlerdeki makine ve robotlar, geleneksel ev hanımlarının ve hizmetçilerin yaptıkları bütün işleri sıfır hata ile yapabilmelidirler.
  • Akıllı ev; ev sahiplerini, girmesine izin verilen ziyaretçileri tanımalı, onlara kapıyı otomatik olarak açabilmeli, içerideki havayı ve sıcaklığı ayarlayabilmeli, ışıkları açıp kapayabilmelidir.

*******

Tarihte adalet ve hukuku gözetmeyen; vatandaşlarına adalet, eşitlik ve hukuk diliyle hitap etmeyen devletler yok olup gitmişlerdir.

*******

 
Yalanlar ne kadar hızlı giderse gitsin gerçekler yalanlara yetişip onları geçer. Kenya Atasözü Politikacılar, çok yalan söylemeye başladınız

******* 
Biri sizi bir kez aldatırsa, suç onundur. İki kez aldatırsa, suç sizindir. Sürekli aldatırsa, siz tescilli bir aptalsınız. Romanya Atasözü.

MIZIKÇILIK (OYUNBOZANLIK=CHEATING AT GAMES)

Sağlıklı işlemesi için konulmuş demokrasi kurallarını, çeşitli bahaneler ileri sürerek bozmaya çalışmaya ve demokrasi kurallarına uymamaya, DEMOKRATİK MIZIKÇILIK denir.

ÇOK ŞÜKÜR TÜRK POLİTİKACILARININ HİÇ BİRİSİ MIZIKÇI DEĞİLDİR! TÜMÜ DEMOKRATİK ERDEM SAHİBİDİR.

NOT: Belki de yanlış bir hükümde bulunmuşumdur. Yanlış yazdım ise, siz doğrusunu yazınız lütfen.

******

YAPAY YAŞAM

Daha geçen yüzyılda dünyada gerçek insan köleler adi, ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılır durumdaydı. Bugünün ileri teknolojileri, donanım ve yazılımları, doğal köleliğin yerine yapay mekanik köleliği getirmiştir. Başka deyişle insan yaşamında, doğallığın yerini yapaylık almıştır. Gerçek insanların yerini yapay zekâlar, ATM makineleri, robotlar, internet dostları, internet arkadaşları, internet sevgilileri, internet aktörleri, internet aktrisleri, internet oyuncuları ve benzerleri almıştır.

******

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI BAŞLADI MI?

Birinci dünya savaşı, Avusturya tahtının adayı Arşidük Franz Ferdinand’ın 28 Haziran 1914’te Gavrilo Princip adında bir Sırp milliyetçisi tarafından Saraybosna’da öldürülmesi üzerine, 28 Temmuz’da Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’ı işgal etmesi ile başlamıştır.

İkinci dünya savaşı, Almanya‘nın Polonya‘yı işgal ettiği 1 Eylül 1939 tarihinde başlamıştır.

Bence üçüncü dünya savaşı, Suriye topraklarında Rusya askeri gücünün de boy göstermesiyle fiilen başlamıştır. Bu savaşta Rusya, Çin, İran ve NATO üyelerinin yeri bellidir. Türkiye, henüz hangi safta yer alacağına karar veremediği için, tıpkı İkinci dünya savaşında yaptığı gibi kıvırıp durmaktadır. Rusya ve ABD ise, Türkiye’yi kendi saflarına çekmek için çeşitli taktikleri devreye koymuş bulunmaktadırlar.

*******

Rum Atasözü :”Taş da yumurtanın üstüne düşse, yumurta da taşın üstüne düşse, olan yine yumurtaya olur” MŞ: Seçimde olan yine halka olacaktır

*******

II.ABDÜLHAMİT BURUN DEMEYİ YASAKLAMIŞTI

1909 yılında tahtından indirilen II.Abdülhamit, pek çok kelimenin kullanılmasını yasaklamıştı. Örneğin kendi burnu çok büyük olduğu için, “burun” kelimesini kullananların Apdülhamit demek istediğini varsayarak, burun demek de koyduğu yasak kelimeler arasındaydı. Konuşurken veya yazarken “burun” kelimesini kullananları polisler hemen tutuklardı.

II.Abdülhamit’in kullanılmasını yasakladığı kelimelerden bazı örnekler:

1.Grek

2.Suikast

3.Dinamit

4.İnfilak

5.Anayasa

6.Hürriyet

7.Bosna-Hersek

8.Makedonya

9.Girit

10.Kıbrıs(4 bölge elden çıkıyordu)

11.İstibdat

12.Anarşi

13.Cumhuriyet

14.Burun(Sultan Abdülhamit’in burnu büyüktü)

15.Mebus

16.Yıldız(Abdülhamit’in Sarayı)

17.Kardeş(Sultan Murat’ı hatırlatabilir)

MURPHY YASASI: Bir bilinmeyeni araştıranlar, “bilinmeyen” kavramının tanımı gereği, neyle karşılaşacaklarını bilemezler.

*******

DOĞRU, göreceli bir kavramdır. Politikacıların “doğru” diye ileri sürdüğü söylemler, evrensel doğru değilse, başkaları için yanlış olabilir.

********

KONJONKTÜR BAŞARILILARI VE BAŞARISIZLARI

İstatistiklerden, eldeki veri ve olgulardan yararlanarak, tüm dünyanın veya belirli bir ülkenin ekonomik, sosyal, politik alanlardaki durumunu ve gidişini tahmin etmeye KONJONKTÜR denir.

Konjonktür, yukarıya doğru giderken bir maksimum noktasına ulaşır, oradan minimum noktasına doğru bir dönüş başlar, minimum noktasına ulaşıldıktan sonra ise tekrar yükselişe geçer. Genellikle, konjonktürün yükselişi ortalama 7 yıl; geriye gidişi de yine ortalama 7 sürer (Hz. Yusuf’un firavunun rüyasını yorumlamasında olduğu gibi).

Girişimciler ve politikacılar, konjonktürün yükseliş dönemlerinde işe başlamışlarsa, aldıkları her kararın başarı getirdiğini görürler ve kendilerini çok başarılı kimseler olarak görmeye başlarlar. Ancak konjonktür, maksimumdan minimuma gidişe geçince de aldıkları kararların bekledikleri sonucu getirmediğini görerek şaşırırlar ve çok sinirlenmeye başlarlar.

Başarısızlıkta kendilerini mazur göstermek için diğer kesimleri, iç ve dış güçleri, işçileri, memurları, aydınları, kısacası kendisi gibi düşünmeyen hemen herkesi suçlamaya başlarlar. Oysa, kimseyi suçlamadan biraz sabır gösterebilseler, konjonktür tekrar yükselişe geçince yine başarılı olduklarını göreceklerdir.

*******

Dehri arasan binde bir âdem bulamazsın,

Âdem görünen harları âdem mi sanırsın?

(Dünyayı arasan binde bir insan bulamazsın,

İnsan görünümündeki eşekleri insan mı sanırsın?)

ZİYA PAŞA (Terkib-i Bend VIII)

******

Asude olam dersen eğer gelme bu cihana

Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazâdan.

(Eğer mutlu ve huzurlu olmak istersen bu dünyaya hiç gelme,

Nedeni, şu yaşam alanına bir kez düşen, acı verici dertlerden asla kurtulamaz)

ZİYA PAŞA (Terkib-i Bend)

*****

HIZLANDIRILMIŞ EĞİTİM VE ÖĞRETİM KUŞAĞI

Bugün Türkiye’nin devlet kadrolarında söz sahibi yüksek memurların çok büyük bir kısmı, “HIZLANDIRILMIŞ EĞİTİM” mezunudurlar.

1960-1980 yılları arasında üniversitelerde ve akademilerde anarşi ve terör vardı. Polis üniversitelere ve akademilere asla giremezdi. Öğrenciler, üniversite ve akademileri aylarca işgal eder, kolay sınıf geçme koşulları elde etmek için sık sık dersleri boykot ederlerdi.

Eğitim ayları işgal ve boykotla geçtiği için, 9 ay sürmesi gereken dersler, son bir ayda “HIZLANDIRILMIŞ” olarak verilir ve sınıflar kolayca geçilirdi.

1980’den bu tarafa ise üniversitelerde, dünyanın hiçbir devletinde benzeri olmayan bir “YÖK”, Türk yüksek eğitim ve öğretimini kendi tekeline almış, sistemi ezbere mahkum etmiş, kayıtlı milyonlarca öğrencisinin hiç öğretim üyesi göremediği ve kayıtlı öğrencilerine asla ders kitabı okutabilmeyi başaramayan Açık Öğretime terk etmiştir.

Kendi eğitim ve öğretim dönemimi ve sonraki eğitim ve öğretim denilen yutturmacılığı, ömrüm içinde geçtiği için, çok yakından ve çok iyi biliyorum. Bu saçmalıktan evrensel boyutta ülke sorunlarına tanı koyacak ve çözecek derin bilgili insan çıkarsa mucize olur.

********

MURPHY YASASI: İnsan yaşamını en zevkli ve en güzel yapan ne varsa, hepsi ya yasa dışı, ya ahlak dışı, ya şişmanlatıcı ya da çok pahalıdır.

******

Askerine güvenmeyen komutan, işçisine güvenmeyen patron, gençliğe güvenmeyen devlet adamı, aslında kendine de hiç güvenmiyor demektir.

******

NAMUS: Türk Dil Kurumu’na göre; doğruluk, dürüstlük, ahlak kurallarına bağlılık.

Bu tanıma göre Türk erkeklerinin % kaçı namusludur?

********

YENİ İCATLAR, NULUŞLAR, İYİLEŞTİRMELER VE MUTLULUKLAR YAPMANIN TEMEL KOŞULLARI

  • İnsanların birbiriyle rahatça görüşebilmesi
  • İnsanların birbiriyle rahatça konuşabilmesi
  • İnsanların birbiriyle rahatça etkileşebilmesi
  • İnsanların birbiriyle düşünce ve fikirlerini sert tartışmalar yapmaksızın rahatça paylaşabilmesi
  • Her insanın, her aklına geleni, her insana rahatça önerebilecek kadar kendini özgür hissetmesi

MŞ TESPİTİ: Türklerin var olduğu ortamlarda bu koşulların gerçekleşmesi mümkün değildir.

*******

“HIYARARŞİ”, “hıyar” diyorum,

“Hayır ben turşuyum” diyor.

ŞAİR EŞREF

*********

Ağzıma ne gelirse söylerim,
Ne solum Eşref, ne sağım var benim.
Ölsem ayrılmam vatandan bir karış,
Kırkağaç’ta çünkü bağım var benim.

ŞAİR EŞREF

Eşref: Şerefli demektir.

Not-1: Şair Eşref bu dörtlüğü, “Özgürüm ve kimseye de muhtaç değilim. Nedeni de Kırkağaç’ta bir bağ satın alıp, içine yaptırdığım küçücük bir ev, özgür kalabilmem için bana yeter de artar bile” anlamında söylemiştir.

Not-2: Türkiye’de kaç siyasetçi böyle düşünüp böyle söyleyebilir ki?

*********

Bir iyileştirme, çalışanları daha keyifli hale getiriyorsa ve onların kendileriyle ilgili daha olumlu düşünmesine yardımcı oluyorsa doğrudur

**********

MOLİERE (1622-1673) CİMRİ ÖRNEKLERİ VERİR

(1) Olağanüstü zengin bir cimri ölmek üzereyken, başucundaki papaz, boynundaki gümüş haçı, vaftiz yapmak için cimrinin alnına doğru uzatınca, cimri, papazın haçı kendisine vereceğini sanır ve almak için hızlı bir hamle yapınca da son nefesini verir. Eğer, ölürken bile mal biriktirecek kadar kötü huylu olmasaydı, belki de bir iki dakika daha yaşamış olacaktı!

(2) Aynı cimri, kahvaltıda peynir yemeyi çok sever. Ancak peynir, oldukça pahalı bir gıdadır. Cimri, tasarruf amacıyla biraz beyaz peyniri bir cam şişenin içine koyup, şişenin ağzını mantarla kapatır. Kahvaltıda, ekmeğini şişeye değdirerek sanki peynir yiyormuş gibi karnını doyurur.

MŞ: Düğün değil bayram değil, şimdi ben bu cimri örneklerini niçin verdim?

*********

Herhangi bir kimse veya konuda hiçbir kötü düşünce beslememe, temiz yürekli ve güzel dilekli olma durumuna İYİ NİYET denir. Türklerde yoktur

*******

ÖZ YETENEK (CORE COMPETENCE) bir kurumu, başka kurumlardan ayıran, rakipler tarafından kolayca taklit edilemeyen farklı bilgi ve beceridir

********

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ (REENGİNEERİNG) rekabet üstünlüğü sağlamak için, tüm verimsiz iş yapma yol ve yöntemlerinin yeniden yapılandırılmasıdır

********

İnsan beyni, sürekli olarak düşünen aktif bir organdır. Ancak, düşünen insanın niyeti bozuksa ortaya KÖTÜLÜK, niyeti yapıcı ise İYİLİK çıkar

*******

İyilik ve güzelliği paylaşan, kötülüğü önlemeye çalışan, sıkıntı ve dertlere sabreden bir insan, her iki dünyada da alnı ak yüzü pak dolaşır

*******

“ – İstanbul’u niçin fethettin?

“ – Önce o benim gönlümü fethettiği için!”

******

Olağanüstü ağır vergilere ve insafsız zamlara vatandaş şu yanıtı vermelidir:: “İyi bir çoban koyunlarının yününü kırpar ama derisini yüzmez.”

*******

İyi bir gözlemciyseniz bu dünyada yalan olmayan tek gerçeğin “AŞK” olduğunu, diğer etkileşimlerin ise anlamsız (beyhude) olduğunu görürsünüz

*******

Bir başka varlığa karşı duyulan derin sevgiye, Aşk denir. Sevgi kuramının kurucusu Psikanalist Erich Fromm, sevmeyi bir sanat olarak tanımlar

******K

Kadınlar TV dizlerini izlerken, birden bire “Balkonunuzdan aşağıdaki komşunuza pisliklerinizi silkeleyenlerden misiniz?” uyarısı yapılıverse

********

Olabileceklerin en iyisinin olacağını varsayanlara İYİMSER kişilik, en kötüsünün olacağını varsayanlara ise KÖTÜMSER kişilik denir

********

Sürekli olumlu düşünen veya sürekli olumsuz düşünen kişiye, “Etki-Tepki” yasası gereği, düşündükleri, İYİLİK veya KÖTÜLÜK olarak geri döner

“Men dakka dukka” Arapça deyim, Türkçe’de “Çalma kapımı çalarlar kapını” veya “Eden bulur” demektir. Suriye’nin iç işlerine karışmayacaktık

********

Bilmek ezberdekileri hatasız söylemek değil, ezberdekileri en son yapılan iyileştirmelere göre sorgulama, güncelleme ve eyleme dönüştürmedir

**********

Devlet “deneme/yanılma (try/error)” yöntemiyle değil siyaset bilimiyle yönetilir. Aksi halde, yöneten ve yönetilenler için sonu felaket olur

********

TUTARLILIK (CONSİSTENCY) VE POLİTİKACILIK

Herhangi bir zamanda ağızdan çıkan bir kesin ifadenin, yine herhangi bir zamanda ağızdan çıkan diğer ifadelerle çelişmemesi durumuna TUTARLILIK denir.

Kesin olan cümleler ya da ifadeler, birer önerme (declaration) sayılır. Bir politikacının zaman içindeki önermelerinin, mantık açısından birbiriyle çelişki içinde olmaması gerekir. Politikacının kısa, orta veya uzun dönemde ağzından çıkan kesin ifadeler birbiriyle çelişiyorsa, o politikacıya TUTARSIZ politikacı denir.

Çeyrek asırdır politikacılık yapmakta olan Bülent ARINÇ’IN, çeyrek asırda sergilediği söylemler, önermeler, kesin ifadeler, eylemler, tutumlar, davranışlar birbiriyle çeliştiği için, mantık bilimi açısından Bülent Arınç tutarsız bir politikacı örneği olarak gösterilebilir.

*********

İnsanlardaki mal, mülk ve beden farklılıkları DÜNYEVİDİR. Toprağın altında tüm insanlar eşit, ancak götürdükleri ameller farklı hale gelir

BİLGELİK ÖRNEĞİ

Sinoplu ünlü filozof Diyojen, çok dar

bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir özelliği olmayan

kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir.

Ukala kibirli zengin, hor görüp küçümsediği filozofa,

” – Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem” der

Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı

verir:

“ – Ben çekilirim!”

************

KUYUCU MURAT PAŞA (1530-1606)

Enderun’da yetişmiş Hırvat asıllı bir devşirme olan Kuyucu Murat, ömrü boyunca Osmanlı devletine çok yararlı hizmetlerde bulunmuş ünlü bir Osmanlı paşasıdır.

Sultan I. Ahmed Kuyucu Murat Paşa’yı, Anadolu’da çıkan Celalî İsyanlarını bastırması için, 1606’da sadrazam tayin etmiştir.

Kuyucu Murad Paşanın, Celâlî İsyanlarını bastırmak için, Anadolu’da öldürttüğü insan sayısının 30.000’den fazla olduğu ileri sürülmektedir.

Kuyucu Murat Paşa, “Kuyucu” lakabını öldürttüğü Celalî isyancılarını ve onların destekçilerini ölü ve diri derin kuyulara gömdürmesi nedeni ile almıştır.

Kuyucu Murad Paşa, isyan çıkan bölgenin yediden yetmişe tüm halkını toplar ve kendilerine, “İsyanı çıkaran ve isyana katılanlar sizlerden biridir. Ya isyanı çıkaranların ve isyana katılanların adını verirsiniz, ya da hepinizi sizin için kazdırdığım şu kuyuya diri diri atarım.” demiştir.

İsyancıların adını verilmişse isyancılar, verilmemişse tüm halk diri diri kuyuya atılarak, kuyunun üstü toprakla kapatılmıştır.

İsyan çıkan bütün yörelerde, bu dramatik yöntem uygulanarak Celali isyanları bastırılmıştır.

MŞ, şimdi bu tarihi olayı niçin yazdı acaba!

Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri

Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye;

Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri,

Senin düşüncen geçerken üzerlerinden bir sıcaklık kalmıştır diye.

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

Her insan, rahat ve dingin olmayı arzular. Rahat ve dingin olma durumuna HUZUR denir. Huzur veren doğal, görsel, işitsel çevreleri tercih et

*********

Devlet yönetimi, tıpkı bir saç ayağına benzer. Ayağın bir tabanını parlamento, bir tabanını hükümet, bir tabanını da yargı oluşturur. Birbiriyle ilişkili ancak birbirinden bağımsız olan söz konusu üç tabana BÜROKRASİ denir. Böyle bir bürokrasiden oluşan devlet, tıpkı bir saç ayağı gibi, her düzlemde dengede olur, asla sarsılmaz, asla sallanmaz ve asla devrilmez.

ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve benzeri devletleri sarsmak ya da devirmek asla mümkün değildir.

*********

MURPHY YASASI: Ters gitme olasılığı varsa ters gider

*********

KİMLER ASLA ZENGİN OLAMAZLAR

  • Kul hakkı yemekten çekinenler
  • Banka hissedarı olmayanlar
  • Faiz, kira ve rant gibi gelirlerden uzak duranlar
  • Bilgi tekeli kurma yerine bedava bilgi verenler
  • Çalıştırdığı işçi ve memurlara emeklerinin karşılığını tam verenler
  • Mütekamil bir Müslüman gibi infakta bulunanlar

**********

Sorgulama, tartışma, hoşgörü yoksa, düşünme de yoktur. Tarih sorgulamanın, tartışmanın ve hoşgörünün olmadığı toplumların felaketini anlatır

*********

Amaç birliği, yönetimin “olmazsa olmaz”  ilkesidir. Türkiye’de türeyen veya türetilen paralel amaçlar, bu ilkeye uyulmadığının kanıtıdır.

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum

.ORHAN VELİ KANIK

********

Eğitim, insanın okullarda ezberlediklerinin tümünü unuttuğunda, arta kalandır. Albet Einstein

*******

Ey hoca!

Yalnız bir dileğimizi yerine getir;

Konuşma. Kes sesini.

Allah’la aramıza girme,

Biz doğru yoldayız,

Yalnız sen,

Bu yolu eğri görüyorsun,

Git, Gözlerini tedavi ettir,

Ya da rahat bırak bizi.

ÖMER HAYYAM

*******

Dost!

Yüz yüze az,

Sosyal paylaşımda çok olsun,

Uzaktan sohbet iyidir

*******

Eğer aşıklar için Cehennem olsaydı,

Cennet bomboş kalırdı.

ÖMER HAYYAM

********

ÇEVREYİ KİRLETMEYEN NÜKLEER REAKSİYON

19 yıl süren tarihi deneyler sonunda Almanya, ‘hidrojen plazması’ oluşturmayı başarmıştır. Artık çevreyi kirletmeyen, daha güvenli, daha etkili ve hatta sınırsız bir enerji kaynağı bulunmuş olmaktadır. 1 milyar euro maliyetle tamamlanan deneysel reaktör, geçen Aralık ayında ilk kez çalıştırılmıştır.

**********

AŞKA YANIT

Melahat Pars (1918-2005) konservatuvarda öğretim görevlisidir. Son derecede güzel, alımlı, zarif, ince, nazik, olgun yaşlarda bir güfte ve beste sanatçısıdır.

Bir erkek öğrencisi, duygularına yenik düşerek, hocası Melahat Pars’a âşık olur. Sanki rastlantıymış gibi her fırsatta karşısına çıkmayı huy edinir. Hoca merdivenlerden inerken, o merdivenlerden çıkarken hocasını süzer. Hocası bir yöne doğru yürürken, o karşı yönden hocasına doğru yürür. Bu tür rastlantılar o kadar sık tekrar etmeye başlayınca, Melahat Pars da durumu anlar, ancak görmezden gelir.

Bir gün merdivenlerden inerken, yukarıya çıkmakta olan öğrencisi, hocası Melahat Pars’ın önünde durur, boynunu büker, yüzüne derinden bakar ve sevecen bir sesle;

“ – Hocam ben size âşık oldum. Ne yapsam olmuyor. Sizi görmeden duramıyorum. Gece gündüz hayalimdesiniz. Duygularımı kontrol edemiyorum, perişanım, beni anlayınız lütfen!” der.

Melahat Pars’ın yüzü kızarır. Hafifçe gülümser, yana çekilir ve yoluna devam eder. Evine vardığında ilham gelir, sabaha kadar çalışır ve bir beste yapar. Ertesi gün sabah, kendisine duygularını söyleyen öğrencisinin de olduğu sınıfta öğrencilerine;

“ – Arkadaşlar, gece bir beste yaptım bakalım beğenecek misiniz? der, udunu eline alır ve şu besteyi, kadınsı güzel sesiyle söylemeye başlar:

Ben gamlı hazan sense bahar dinle de vazgeç
Sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç
Olmaz meleğim böyle bir aşk bende vakit geç
Sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç

Bestekâr hanımefendi, çaktırmadan âşık öğrencisine bir göz attığında, öğrencinin hüngür hüngür ağladığını görür.

***********

Doğrusu tek sabit kafalarla tartışmayın. Bin farklı kitaptan yüz bin fikir getirseniz bile boşuna, onlar sizi “Cahil” olarak nitelendirirler

***********

Yasak Aşkın İntihara Sürüklediği 3 Kadın: Madame Bovary, Anna Karenina ve Bihter Ziyagil. HayatIarını okumadan, “Âşıkım” diyen yalan söyler

Gerçeği bildiği halde hükmünde zulmeden ile gerçeği bilmeden hüküm veren hâkimler, cehennemdedir”. ﴾ Ebû Dâvûd, Akdiye 2; Tirmizî, Ahkâm 1)

********

USA TODAY Sitesinde yer alan habere göre, aktif kullanıcı sayısı 1,6 milyar olan Facebook, 2030’da 5 milyara kişiye ulaşmayı hedeflemiştir

*******

KADIN SABRI VE SEVGİSİ

Ahmet Rasim, arkadaşlarıyla akşam içmeyi pek severdi. Bazen kendini kapıp koyuverir, nerde akşam orda sabahı ederdi. Yine bir kez daha, yaklaşık üç ay evinin semtine uğramamıştı. Kir pas içinde kaldığı için; temizlenmek, derlenip toparlanmak amacıyla Bakırköy’deki evine gelmişti.

Eşi Sadberk Hanım eski terbiye görmüş sabırlı, müşfik muhterem bir kadındı. Onu daima mazur görür, sitem etmezdi. Bu sefer de hoş karşılamış derhal su ısıtmış, kocasını yıkamış, tertemiz çamaşırlar giydirmiş, elbisesini ütülemişti.

Aynada kendisine şöyle bir bakan Ahmet Rasim; 

“ – Hanım, yolda gelirken Selami Paşa’ya tesadüf ettim, beni çağırdı, Miltiyadi Gazinosunda bekliyor. İzin verir misin?” der.

Hanımı üç aydır yüzünü görmediği kocasını tebessümle kapıya kadar geçirir ve üstat dışarı çıkarken şu sözleri söyler;

“ – Bey sakın geç kalmayınız, bu akşam erken geliniz!”

Sadberk hanımın bu ricası, Ahmet Rasim’i çok duygulandırır. Bakırköy sahiline inerken “Sakın geç kalma erken gel..” diye mırıldanmaya başlar. Gazinoya varıncaya kadar bir şarkı güftesini tamamlamış olur.

Gazino arkadaşlarından Bestekâr Tatyos Efendi ile birlikte şu uşşak şarkıyı yaratırlar:

Bu akşam gün batarken gel
Sakın geç kalma erken gel
Tahammül kalmadı artık 
Sakın geç kalma erken gel

Cefa etme bana mahım 
Sonra tutar seni ahım
Üzme beni şivekârım 

Sakın geç kalma erken gel 

*********

İDAM EDİLEN BAŞBAKAN ADNAN MENDERES VE SOPRANO AYHAN AYDAN AŞKI

Adnan menderes Başbakan olduktan 7 ay sonra bir davette 25 yaşındaki güzel soprano Ayhan Aydan’ı görür ve görür görmez de âşık olur. Menderes ve Aydan her ikisi de evlidirler. Aydan hanım da menderese âşık olur. Hemen her akşam gizlice buluşurlar. Ayhan hanımın eşi Ferit Bey, boşanma davası açar ve boşanırlar. Ayhan Hanım Menderes’ten hamile kalır. Ancak, erken doğum nedeniytle çocuk ölür.

27 Mayıs 1960 ihtilali sonrası Yassı Ada Mahkemelerinde bu aşk için de dava açılır. Ayhan Aydan mahkemeye çağrılır. Yassı Ada Hakimi Aydan’a;

“ – Şu adamla aşk yaşamış ve hamile kalmışsın, ama o başbakanlık gücünü kullanarak çocuğu öldürtüp gizlice gömdürmüş. Ne diyorsun?”  diye sorduğunda, Aydan Hanım, Menderes’e doğru döner, derin derin yüzüne bakar, göğsünü kabartır ve gür bir sesle;

“ – Evet bu adama âşık oldum, onu çok sevdim. Ondan bir çocuk sahibi olmayı çok istedim. Ancak, çocuğumuz erken doğdu ve öldü. Aşkımızda utanılacak bir durum da görmüyorum. İsteseydi kendisine canımı verirdim.” der ve ebediyen susar.

İdamından sonra, Ayhan Aydan, geri kalan yaşamında Menderesin fotoğrafını hep başucunda saklamış, sakin bir yaşam sürdüğü İzmir’de unutamadığı aşkına her akşam dua etmiştir.

********

EKİM 1962 ABD-SSCB KÜBA FÜZE KRİZİ VE NÜKLEER SAVAŞ TEHLİKESİ

Sovyetler Birliğinde Nikita Khrushchev , ABD’de John F. Kennedy, Küba’da Fidel Castro ve Türkiye’de Cemal Gürsel baş aktör durumundadırlar.

Küba Füze Krizi, ABD’nin Türkiye’ye, SSCB’nin de Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirmesi ile başlayan, Ekim 1962’de dönemin iki süper gücünü karşı karşıya getiren ve dünyayı nükleer savaş tehdidi altında bırakan bunalımdır.

Ekim Füzeleri bunalımının en önemli özelliği, nükleer silahlara sahip iki süper gücün dünyada ilk kez doğrudan karşı karşıya gelmesidir.

Ekim Füzeleri bunalımının temelinde yatan asıl neden Amerikan Hükümetinin Fidel Castro rejimini devirmek istemesidir.

16 Ekim 1962 günü dönemin ABD Savunma Bakanı Robert McNamara, Küba’da füze üslerini belirleyen hava fotoğraflarını Başkan Kennedy’e gösterdi. Fotoğraflardan edinilen bilgiye göre, Sovyet füzeleri Küba’ya yerleştirilmeye başlanmıştı. Ancak ateşlemeye hazır hale gelmeleri için bazı parçaların Küba’ya gelmesi gerekiyordu.

Kennedy teknik danışmanlarıyla uzun süren toplantılar yaptıktan sonra Küba’nın denizden abluka altına alınmasına karar verdi. ABD, abluka kararı konusunda Birleşmiş Milletler’e, OAS’a ve NATO’ya danışmadı ve sadece bu örgütleri kararından haberdar etmekle yetindi.

22 Ekim 1962 tarihinde abluka uygulanmaya başladı. Bu sırada, Atlantik Okyanusu’nda seyreden Sovyet gemileri Küba’ya yaklaşmaktaydı. Bu gemiler ablukaya uymadıkları takdirde batırılacaklardı. Khrushchev ilk tepki olarak saldırı değil savunma silahı taşıdığını söylediği gemilerin durması için emir vermeyeceğini açıkladı. Bu durum gerilimi daha da tırmandırdı.

Khrushchev, 27 Ekim 1962’de Kennedy’e gönderdiği mektupta, ABD’nin Türkiye’deki benzer füzeleri sökmesi halinde (ABD 1959 yılında Türkiye ile anlaşmış, 1961 yılında Türkiye’ye Jüpiter füzeleri yerleştirmişti, füze durumları Türk halkına 40 yıl sonra açıklandı veya belgelendirildi.) SSCB’nin de Küba’dakileri sökeceğini, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına saygı göstereceğini, içişlerine karışmayacağını ve işgal etmeyeceğini belirtmiş ve Küba’daki füzelerin sökülmesinin karşılığı olarak ABD’nin de aynı güvenceleri Küba açısından vermesi gerektiğini eklemiştir.

Daha fazla uzatmayalım, Rusya Küba’daki füzelerini sökmüş; ABD de Türkiye’deki füzelerini sökmüş, Küba’ya uygulanan ablukayı kaldırmış ve bunalım atlatılmıştır.

TÜRK HALKINI İLGİLENDİREN BİRKAÇ SONUÇ:

(1) Türkiye’nin de içinde bulunduğu NATO’nun Avrupa kanadı, böyle büyük bir bunalımda bile, kendi görüşünün alınmayacağını, ABD’nin tek başına hareket edeceğini anlamıştır

(2) ABD’nin Küba’yı işgal etme girişimine karşılık Rusya’nın da Türkiye’yi işgal etme niyeti ortaya çıkmıştır

(3) Khrushchev serüvencilik suçlamasıyla iktidardan düşürülmüştür

(4) Türkiye, kendi üzerinde oynanan tehlikeli gizli oyunlardan yaklaşık 40 yıl sonra haberdar olmuştur

(5) Herhangi bir bunalım sırasında Washington ve Moskova arasında doğrudan bir haberleşme hattının kurulması gerekliliği ortaya çıkmış ve iki başkent arasında anında haberleşmeyi sağlayacak telefon hattı (hotline) kurulmuştur

(6) Bu gün için de iki başkent arasındaki kırmızı telefon vızır vızır çalışmakta ve karşılıklı satranç oynanmaktadır

MŞ NOTU: ABD ve Rusya, Orta Doğu’da danışıklı dövüş yapmakta ve Türkiye, tıpkı o günlerdeki gibi kendi üzerinde oynanan gizli oyunlardan haberdar olamamaktadır.

*********

İNSAN ÖMRÜ 10’AR LİRALIK KAĞIT PARALARIN BOZDURULUP BİRER LİRA OLARAK HARCANMASINA BENZER

100 yıl süren insan ömrünü 10’ar liralık kağıt paralarla simgelemek gerekir. Çocuklar ilk 10’u bozdurup birer lira olarak yavaş yavaş harcarlar. Orta öğretimde ikinci 10’luk bozdurulup birer birer hoyratça harcanır. Üçüncü, dördüncü ve beşinci 10’luklar çoluk çocuk yaşamı, iş yaşamı, terfi yaşamı olarak harcanır ve farkında olmadan bitiverir. Altıncı 10’luk emeklilik yaşamı olarak, çok daha dikkatli ve israf etmeden birer birer harcanarak biter.

Ben yedinci onluğu bozdurdum ve ilk iki lirasını harcadım. Elimde kalanları, kuruş kuruş değerlendirerek maksimum faydayı elde edecek şekilde harcamaktayım. Artık, bir kuruşumu bile boşuna harcamak niyetinde değilim.

Sağlığıma da dikkat ederek sekizinci ve dokuzuncu onluğumu da bozdurup birer birer en yüksek faydayı elde edecek şekilde harcayacağım.

İnanmıyor musunuz? Ömrünüz varsa görür ve şaşırır kalırsınız. BAK GÖR SEN!

********

MURPHY YASASI: Giysileriniz ve tüm eşyalarınız fiziksel olarak eskise bile pisikolojik  olarak da eskiyinceye kadar bir yerlerde saklarsınız

*******

YAŞLI ERKEKLERİN ŞARKISININ HİKÂYESİ

Şair, yazar ve güfte yazarı Fuat Edip Baksı (1912-1974), 19-20 yaşlarında iken rüyasında çok güzel bir kız görür. O rüyasında gördüğü kıza gönlünü kaptırır. Yıllarca o kızı bulma hayaliyle yanıp tutuşur. Hiç kimseyi gözü görmez olur. Gençliği ve orta yaşlılığı umutlu bir arayış içinde geçer gider ve yaşlanır.

Fuat Edip bir bahar akşamı, Acıbadem’deki Çamlıca Kız Lisesi’nin önünden geçerken okul zili çalar ve öğrenciler evlerine gitmek üzere yavaş yavaş dağılmaya başlar. Tam bu sırada Fuat Edip’in gözüne bir kız ilişir. Bu kız, yıllar önce rüyasında gördüğü kızdır. Şair, adeta donakalır, kendinden geçer. Onun bu halini fark eden öğrenci de mahcubiyetten boynunu eğer. Fuat Edip, artık yaşlanmış haliyle kıza bakar, bakar, bakar…. Fakat artık yaşı kemale ermiştir. Adeta beyninden vurulmuş bir halde yoluna devam ederken, ağzından şu Mısralar dökülür:

Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz

İçimde uyanan eski bir arzu
Dedi ki yıllardır aradığın bu
Şimdi soruyorum büküp boynumu ah
Daha önceleri neredeydiniz

Bu mısraları, içli besteci Selahattin Pınar (1902-1960) Hicaz makamında besteler ve o günden bu güne her yaşlı erkek, artık doğrulmaz olan boynuna sitem ederek ve içinden “Bir zamanlar neydim” diyerek hüsran içinde dinler.

*********

FIKRA

Kral Aslana bir müzevir (ara bozan) Serçe senin için “Ey aslan! Seni öyle bir pataklayacağım, öyle bir canını acıtacağım, öyle bir yerden yere vuracağım ki, o zaman benim kim olduğunu anlayacaksın” diye yüksek sesle bağırıp duruyor demişler.

Aslan, hafifçe boynunu sağa çevirip müzevire bir yan göz atarak sormuş;

“ – Bunları söylerken yanında dişisi de var mıydı?”

“ – Evet.”

“ – O zaman normaldir, söyler” demiş ve tekrar uyumaya başlamış.

KISSADAN HİSSE: ABD ve Rusya baş yöneticilerine, medya çalışanları,

“ – Türk baş yöneticileri size yüksek sesle atıp tutuyorlar, kim dost kim düşman, kim ortak kim değil, kim güçlü kim güçlü değil onlara göstereceğiz” diye yüksek sesle bağırıp duruyorlar demişler.

ABD ve Rusya baş yöneticileri, medya çalışanlarına şöyle yan gözle bakıp, alaycı bir tavırla;

“ – Bu söylediklerini Türk halkı da duyuyor muydu?”

“ – Evet, miting meydanında toplanan halka karşı yüksek sesle bağırıyorlardı. Ayrıca, diğerler Türkler de onları televizyonlardan coşkuyla, gururla, övünçle dinliyorlardı.”

ABD ve Rusya baş yöneticileri, medya çalışanlarına, alaycı bir tavırla;

“ – O zaman normaldir, söylerler” demişler ve iş ve işlemlerine daha da yüksek moralle devam etmişler.

*********

“Sevelim,

Sevilelim,

Dünya kimseye kalmaz.”

Yunus Emre.

Sevgililer gününde sevginiz doruğa ulaşsın. Gününüz kutlu olsun! Sevginiz daim olsun

*********

DÜŞÜNÜN: Dünya, kendi etrafında saatte 1670 kilometre hızla, güneşin etrafında saatte 100.044 kilometre hızla döner ve bu hız hiç değişmez

*******

MAL-HİZMET-BİLGİ ÜRETİMİ

  • ABD her üçü de mükemmel düzeyde üretilir.
  • Türkiye’de geleneksel mal üretimi: Eh işte şöyle böyle kalitede üretilir.
  • Türkiye’de ileri endüstri (sanayi) malı üretimi: Hiç üretilmez.
  • Türkiye’de hizmet üretimi: Halkı canından bezdirecek kadar kötü üretilir. Hemen herkes, eğitim, iç güvenlik, dış güvenlik, sağlık, trafik ve diğer bütün hizmetlerden şikâyetçidir. Yalnızca cenaze kaldırma hizmetleri mükemmeldir.
  • Türkiye’de bilgi üretimi: Hiç üretilmez. Yabancıların cinsel organı ile gerdeğe girmeye benzer. Bu alanda çalışanlar öğretim üyesiymiş, doçentmiş, profesörmüş görüntüsü vermekle yetinirler.

*********

Mükemmel işleyecek şekilde tasarlanmış her sistem, işlemeye başladığı andan itibaren, bozulma eğilimine girer. Bu yasaya ENTROPİ denir.

********

KILIÇ KININDAN ÇIKARILINCA TEKRAR YERİNE KOYMAK ÇOK ZORDUR

1964’de Türkiye Başbakanı İsmet İnönü’ye “Paşam Kıbrıs’a neden asker çıkartmıyoruz?” diye sorulduğunda, Paşa, “Benim ömrüm savaşlarla geçti. Kılıç kından çıkarılınca, tekrar kınına sokmak çok zordur” demiştir.

Haklıymış, 1974’de Başbakan Bülent Ecevit, kılıcı kınından çıkarttı, ancak aradan 42 yıl geçti hala çekilen kılıcı, Türkiye tekrar kınına koyamadı.

*********

Oğlunu okutmak için ineklerini tek tek satan köylü, onun okuyamadığını görünce, “Bir öküz yetiştirmek için bütün ineklerimi feda ettim” der

*********

En çok sevilen baş yönetici, en çok korkulan değil, yönettiklerinin tümünü seven baş yöneticidir. Onun yönettiği sistemde herkes huzurludur

********

Paylaşsam, tutucuların beni bir kaşık suda boğacakları o kadar farklı fikirlerim var ki! Bazılarını yumuşatarak söylemek durumunda kalıyorum

*********

MUTLAK SIFIR ADI VERİLEN EKSİ 2730 C SICAKLIKTA TÜM SİSTEMLER DURUR (KIYAMET KOPAR)

Büyük patlama (Big Bang) ile gerçekleşen ve genişleyen evrende sıcaklık 273 drecedir. Tersine bir büyük patlama ile evrenin sıcaklığı eksi 273 dereceye inerse, evren tekrar büzüşür ve bir nokta haline gelir. Başka bir deyişle, tüm sistemler durur.

*********

PARA-TEKNOLOJİ-ZAMAN İMKÂNINA SAHİP OLAN DEVLETLER İSTEDİKLERİ HER DURUMU GERÇEKLEŞTİRİRLER

ABD 1969’da paraya sahip olduğu, kendi teknolojisini kendi ürettiği ve artık zamanı da geldiği için, Ay’a çıkmıştı. Bugün ise, aynı üç imkânla Mars’a gitmek üzeredir.

Türkiye’nin yeterli parası olmadığı, başkalarının ürettiği teknolojiyi başkalarının izniyle kullandığı ve daha zamanı da gelmemiş olduğu için, bırakın Ay’a gitmeyi daha İstanbul’da bile, bir yerden bir yere gidememektedir.

Bugün itibariyle Türkiye; kaynaklarının, kadrolarının, bilimsel unvanlarının, tartışmalarının ve zamanının çok büyük bir kısmını, öteki dünya bilgileri üretmeye ayırıyor.

Öteki dünya bilgileriyle, bu somut dünyada bir yere varmak mümkün değildir. Varılabilseydi 1683 yıllından sonraki Osmanlı devleti varabilirdi. Osmanlı devletinin her yeri hafızlarla doluydu. Ancak, inadında ısrar ettiği için yok olup gitti. Türkiye, kaynaklarını, Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı Müspet bilim üzerinde yoğunlaştırmalıdır. Başka çare yoktur.

*********

BERNARD SHAW VE WINSTON CHURCHILL ATIŞMASI

Bernard Shaw, hiç sevmediği Winston Churchill’e, oyununun ilk gecesi için, şu notun ilişik olduğu iki davetiye göndermiş;

“ – Size iki davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa.”

Churchill anında yanıt göndermiş;

“ – Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece oynarsa.”

*******

Tam yerine yerleştirmek üzereyken elden kayan bir nesne, en yüksek hasara uğrayıncaya kadar düşmeye devam eder 

********

Bir dehanın nasıl düşündüğünü öğrenmeden, yeni fikirler üretmez, yeni tasarımlar yapamazsınız. Dehalar, bilinen ne varsa hepsini (-1) ile çarparlar

********

Dehaların düşünce sistemini bilmeden yeni fikirler üretilemez. Dehalar bilinen ne varsa hepsini (-1) ile çarparak eski fikirleri sorgularlar

********

FIKIH VE FAKİH

Hz. Peygamber döneminde Kur’an ve bunun uygulaması ile sınırlı olan Şeriatin, zamanla değişen koşullara göre, sarıklı din bilginleri tarafından verilen fetvalarla genişletilmesine ve Müslümanların hayatını düzenlemek amacıyla yoruma dayalı açıklanmasına, Arapçada FIKIH denir. Fıkıhla ilgilenen kişiye ise yine Arapçada FAKİH denir.  

Fakihlerin kendi görüşlerine göre yorumladıkları dinde, demokrasi, inanç hürriyeti, fikir hürriyeti yoktur. Yanlış bir hilafet anlayışı, sultanlık, diktatörlük, totaliter bir din ve yönetim anlayışı vardır. Resmi ve resmi olmayan dini grupların, cemaatlerin, dincilerin DİN dedikleri, işte fakihlerin fıkhı olan bu anlayıştır.

KAYNAK: Prof. Dr. Hüseyin ATAY, Ankara İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi (Sayın Profesörün kazaya kalmış hiçbir namazı yoktur. Bütün namazlarını tam vaktinde kılmış ve kılmaktadır.)   Cehaletin Tahsili, Atay Yayınları, Sayfa: 77.

*******

“CAK VE CEK” İLE BİTEN CÜMLELERİN BIKTIRICILIĞI

1960’lı yıllardan sonra, Türkiye’de meydana gelen dramatik olayların hemen ardından, büyük büyük devlet yöneticilerinin ağzından “Cak ve cek” ile sonlanan hep aynı cümleleri duydum. Dün Türkiye Devletinin beyninde meydana gelen dramatik olayın da hemen ardından, çok büyük büyük devlet yöneticilerinin ağzından da yine aynı “Cak ve cek” ile biten cümleleri duydum.

1960’lı yıllardan bu güne kadar hiçbir “Cak ve cek” le biten cümlelerin gereği yapılmadı. Bundan sonra da yapılacağına inanmıyorum.

Mustafa Kemal Atatürk’ün özenle kurduğu, koruduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleriyle, ilkeleriyle, iç ve dış siyasetiyle, kısacası “Yurtta barış dünyada barış” yönetim anlayışıyla oynanmamalıydı. Maalesef oynandı, olanlar oldu ve olacak. Bu kör gidiş, bu anlayışla sürüp gidecektir.

Mustafa Kemal’in önderliğe soyunduğu yıllardaki durum, bugünkü ile karşılaştırıldığında, belki bin kat daha kötüydü. Her taraf iç ve dış düşmanların amansız eylemleriyle, yıkımlarıyla, açık ve gizli savaşlarıyla doluydu. O günlerdeki Ermeni, Kürt, Türk isyanları ve diğer isyanlar bugünkülerle karşılaştırılamayacak ölçüde büyüktü. Devlet yöneticilerine ve bürokratlarına ödenecek aylıklar da yoktu, Hiçbir maddi kaynak, silah, asker, polis, yol, araç ve gereç ve benzerleri de yoktu.

Bugün Millet Vekillerine, Bakanlar kurulu üyelerine, generallere ve diğer üst rütbeli bürokrat ve teknokratlara astronomik aylıklar ödeniyor. Başka deyişle, o gün olmayan ne varsa, bugün Türkiye’de hepsi var. Yalnızca Mustafa Kemal Atatürk’ün bıraktığı boşluğu dolduracak insan veya insanlar yok.

Ey büyük büyük devlet yöneticileri, Milletvekilleri, bürokratlar, teknokratlar, o yüksek aylıkları hak edecek ne yapıyorsunuz. Bari aylıklarınızı dörtte bire indirin. Artan kısmıyla işsiz gençleri istihbarat memuru olarak atayın da sağlıklı istihbaratlar toplasınlar, beyninizde bomba patlatılması önlenebilsin.

********

Başbakan, “Asla geri adım atmayacağız.”

MŞ: Lütfen birkaç ileri adım atınız sayın başbakanım.

“Nush (öğüt) ile uslanmayanı (akıllanmayanı) etmeli tekdir (azarlama) tekdirden anlamayanın hakkı kötektir (sopayla dayaktır.” Ziya Paşa

*******

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN NİÇİN “EY TÜRK YAŞLISI” DİYE BAŞLAMADIĞINI ARTIK ÇOK İYİ ANLAMAK GEREKİYOR

“Ey Türk geleceğinin evladı! İşte bu gidişat (durumlar) ve koşullar içinde görevin, Türk geleceğini ve cumhuriyetini kurtarmaktır. İhtiyacın olan güç, damarlarındaki asil kanda vardır.” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

——-

BENCE OLASI PATLAMA SORUMLULARI

  • Atatürk
  • İsmet paşa
  • Paralel yapı
  • Muhalefet partileri
  • Cahil üniversite profesörleri
  • Başı açık gezen kadınlar
  • Cuma namazına gitmeyen erkekler
  • TRT-1’de Diriliş dizisini izlemeyenler
  • Tutuklu gazeteciler
  • Muhalif medya
  • Ayran yerine alkollü içki ve sigara içenler
  • Bir de eski Cumhur Başkanı Ahmet Necdet Sezer

PENCE TEK ÇÖZÜM: Referanduma giderek Anayasayı değiştirmek

********

DERİN STRATEJİ DERİN TRAJEDİ OLDU

Sayın Başbakan, öğretim üyesiyken “Derin Strateji” adında bir dış politika teorisi ortaya attı. Bu teoriyi, eski Başbakan yeni Cumhurbaşkanımız çok beğendi. Komşularla sıfır problem gerçekleştirmesi için, Sayın Davutoğlu’nu Dışişleri Bakanı yaptı. Davutoğlu, yılların deneyimli Dış işleri mensuplarının “Yapa, Etme, Dış Politika Böyle Yapılmaz” diye yalvarmalarına boş vererek, onların fikirlerini devre dışı bıraktı ve kendi Derin Stratejisini uyguladı.

Teori yanlış olunca, pratiği felaket oldu. Türkiye’nin tek dostu kalmadı. Bırakınız komşu ülkelerle sıfır problemi, tüm dünya ile maksimum problem içinde olduk. Her yanımız düşmanla doldu. Her gün beşer, onar, yirmişer, kırkar, yüzer,… ölüyoruz.

Derin Stratejinin, Derin Trajedi olduğunu çok geç anladık. Şimdi ne yapacağımızı bilemez durumdayız.

Şöyle bir atasözü vardı galiba: “Kılavuzu karga olanın…….”

********

Sıcak çatışmaya varacak ölçüde birbirine meydan okuyan tarafların her birine, DÜŞMAN denir. Herkes size düşman olmuşsa, haksız olan sizsiniz

********

“Kabahat (suç) kız olsa etseler gelin, acaba gerdeğe giren olur mu?” 

MŞ YANITI: Olmaz. İyi ne varsa yönetenlerin, suç varsa muhaliflerindir.

********

Eğer bir evren varsa, onun bir yaratanı vardır. Eğer bir T:C. varsa onun bir yaratanı vardır. Yaratanların çizdiği yoldan çıkanların sonu..?

*********

Bir kültürden ötekine geçişi, ancak gerçek liderler başarabilir. Örneğin, gericilikten müspet bilme geçişi Atatürk başarabilmişti. Ya şimdi?

**********

Niyet birlikte var olmak birlikte yaşamaksa; “şu koşullarla birlikte var olabiliriz, birlikte yaşayabiliriz” gibi dayatmalar, kötü niyettir

*********

“Bütün inançlar yanlış bizimkisi doğru” demek gerçekçilik değildir. Gerçekçilik, varlıktan varlığa bir ilişkidir. Herkes kendini yaşamalıdır

********

Hiçbir siyasi partiyi asla savunmam, Devletimi ve vatanımı canım pahasına savunurum. Nedeni onlar olmazsa adalet, özgürlük, ve mezarım olmaz

*********

Bir hükümdarın etrafını dalkavuklar sarmışsa, kendisine muhalefet edebilecek kimse kalmamışsa, o hükümdarın sonu için tarihe bakmak gerekir

*********

MURPHY YASASI: Otoriter yöneticiler, itaat etsin diye en yeteneksizleri, en önemli makamlara atarlar ve en önemli görevleri onlara verirler

********

Tarafgirliği daha ilk cümlesinden anlaşılan şartlandırma yazılımı yüklenmiş sevgili arkadaşlarım, ben yazmayınca daha mı bilgin olacaksınız

*********

AŞAĞIDAKİ FİLOZOFLARIN FELSEFELERİNİ İNCELEMEDEN KENDİNİ AYDIN SANANLAR, ASLINDA KENDİLERİNİ BİLE KANDIRAN BİRER ESASLI YALANCIDIRLAR

• Konfüçyüs (551-479 MÖ)

• Socrates (470-399 MÖ)

• Platon (428-348 MÖ)

• Aristo (384-322 MÖ)

• Epictetus (55-135 )

• Epikür (341-271 MÖ)

• el-Farabi (870-950)

• el-Gazâli (1058-1111)

• el-Kindî (801-873)

• İbn Rüşd (1126-1198)

• İbn-i Sina(980-1037)

• Montaigne (1533-1592)

• Montaigne (1533-1592)

• Francis Bacon (1561-1626)

• Machiavelli (1469-1527)

• Descartes (1596-1650)

• Spinoza (1632-1677)

• John Locke (1632-1704)

• Leibniz (1646-1717)

• David Hume (1711-1776)

• Kant (1724-1804)

• Montesquieu (1689-1755)

• Diderot (1713-1784)

• Rousseau (1712-1778)

• Voltaire (1694-1778)

• Hegel (1770-1831 )

• Karl Marx (1818-1883)

• John Stuart Mill (1806-1873)

• Nietzsche (1844-1900)

• John Dewey (1859-1952)

• Martin Heidegger (1889-1976)

• Muhammed İkbal (1877-1938)

• Alain Locke (1882-1954 )

• Bertrand Russell (1872-1970)

• Jean-Paul Sartre (1905-1980)

******

Doğal düzendeki nefes alıp verme, gece-gündüz, girdi-çıktı, kadın-erkek ve benzeri çekim-itim döngülerine, ZITLARIN BİRLİKTELİĞİ denir 

******

Ar-Ge harcamalarının milli gelir içindeki payı, bir ülkenin bilgi üretimine verdiği önemi gösterir. Bizde Ar-Ge minimum ilahiyat maksimumdur

********

DIŞ POLİTİKA İLKESİ, ülkelerle iyi ilişkiler geliştirmek, ülkelerin iç işlerine karışmamak, uluslararası gerginliklerde tarafsız kalmaktır

********

SİYASİ ALANDA VE PAZAR REKABETİ ALANINDA BAŞLICA İKİ TEMEL STRATEJİ VARDIR

(1) SAVUNMA AMAÇLI STRATEJİSİ: Ülke kaynaklarını, ülke bütünlüğünü ve ülke pazarını savunmaya harcamak

(2) SALDIRI AMAÇLI STRATEJİSİ: Ülke kaynaklarını, başka ülkelerin bütünlüğünü bozmaya ve başka ülkelerin pazarlarını ele geçirmeye harcamak.

“Savunma amaçlı olmadıkça saldırı cinayettir.” Mustafa Kemal Atatürk

Türk dış politika standardı: “Yurtta barış dünyada barış.” Mustafa Kemal Atatürk

Türkiye, son yıllarda, savunma amaçlı strateji ilkesinden ve Türk dış politika standardından çok büyük ölçüde saptığı için, uluslararası çıkar dengelerini bozma girişiminde bulunmuş ve denge bozucu olarak tüm ülkelerin dört bir yandan saldırılarına maruz kalmaktadır. Hatta bugün itibariyle uluslararası arenada yapayalnız kalmıştır.

“KENDİM ETTİM KENDİM BULDUM GÜL GİBİ SARARIP SOLDUM” Neşet ERTAŞ

********

Hiç kuşkunuz olmasın, Yüce Allah, yalnızca dinleri kendi tekellerine alanların değil, evrendeki tüm varlıkların ve canlıların da Allah’ıdır

********

MOBESE, anlık bütünleşik elektronik kayıt sistemidir. Dikkat! Bir de tüm insan eylemlerini tek tek kaydeden ilahi anlık kayıt sistemi vardır

********

Köleler dahil tüm insanlarda, başkalarına ve özellikle de megaloman zalimlere katlanacak güç vardır. Sabredilirse gelirler ve geçer giderler

Doğal bilgisayar olan beyinlere iyilik ve adalet sinyalleri gönderen yüce güce Allah, kötülükler yaptırmaya çalışan adi güce de Şeytan denir

********

Canlı ve cansızların tümü birer maddedir. Maddelerdeki saf enerji ya da saf potansiyel güç, Allah’ın her yerde var olduğunun kesin kanıtıdır

********

KİMLER BİLİR?

“Ben bilirim” diyenler, aslında cahil olduğunun farkında olmayan dayatmacılardır.

“Biz biliriz” diyenler, aslında yüzeysel bazı bilgileri olan, makam sahibi, otoriter bir grup megalomandır.

“Konuya uygun düşen bilimsel yöntemlerle araştırma yapan gerçek bilim adamları bilir” diyenler, müspet bilimi yol gösterici olarak benimseyen erdem sahibi yöneticilerdir.

*******

TÜRKİYE BÜTÇESİNDE İLAHİYATA AYRILAN PAY ARTTIKÇA, ADİ SUÇ ORANLARININ DA ARTMASI ÇOK DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verilerine göre Türkiye, adaletsizlik konusunda Rusya’nın ardından ikinci sıradadır.

1994 yılında Türkiye’de 38 bin 931 olan tutuklu ve hükümlü sayısı, 2014 yılı ekim ayı itibariyle 152 bin 335’e ulaşarak yaklaşık % 400 oranında artış göstermiştir.

Suç gruplarına göre tutuklu ve hükümlü sayısı incelendiğinde geçmiş yıllara oranla uyuşturucu, hırsızlık, adam öldürme ve kadına karşı işlenen suçlardaki artış % 600’dür.

Türkiye bütçesindeki ilahiyat payı, Milli Eğitimin payından da büyük olurken, Türkiye’nin her yeri camilerle dolup taşarken, imam hatip mezunları hemen her makama dolmuşken, vaiz ve diğer din görevlilerinin aylıkları, diğer memurlara göre daha fazla artış gösterirken, işlenen adi suç oranlarının da hızla artması, gerçekten çok düşündürücüdür.

Yoksa, ilahiyatçılara harcanan paralar boşa mı gitmektedir?

.

**********

Köhne, hantal, çağ dışı kalmış, orasından burasından su alan gemi, kaptanına, “Çabalama kaptan ben gidemem” diye yalvarıp geri geri gidermiş

********

ÖĞÜT

Dünya bozulduysa ülkene sahip ol, ülken de bozulduysa, şehrine sahip ol, şehrin de bozulduysa mahallene sahip ol, mahallen de bozulduysa sokağına sahip ol, sokağın da bozulduysa apartmanına sahip ol, apartmanın da bozulduysa evine sahip ol, evin de bozulduysa kendine sahip ol, kendin de bozulduysan cehennemin dibine kadar yolun var!

******

BİLMECE

Özenle döşenmiş çok güzel bir züccaciye (cam eşya) mağazasına iri bir fil girmiş, hortumunu ve kuyruğunu rast gele sallayarak rafların ve tezgahların arasında gelişi güzel dolaşmış, girdiği kapıyı aramış, şangır şungur sesler arasında tam çıkıp gitmek üzereyken, arkasına dönüp mağazaya bir göz atmış.

BİLİN BAKALIM NE GÖRMÜŞ?

MURPHY YASASI: İçi kurt dolu bir kutuyu bir kere açtınız mı, kurtları tekrar kutuya sokmanın tek yolu, daha büyük bir kutu kullanmaktır

*******

Bilim suyu içilebilir bir okyanustur. Bazıları okyanustan küçücük bir fincanla su alıp içer ve kova ile alıp içene bilgiçlik taslar. Ukala!

*******

VARSAYIMLARLA YÖNETİM

Galileo Galilei (1564-1642) teleskop kullanarak dünyanın bir küre olduğunu kanıtlayıncaya kadar, dünyanın düz olduğu varsayılmıştır. Bilimsel yaklaşım, bu varsayımın yanlış olduğunu kanıtlamıştır.

Louis Pasteur (1872-1895) kuduz mikrobunu keşfedinceye kadar, kuduran insanların içine cin girdiği varsayılır ve cin çıksın diye insanlar sopalarla pataklanırdı. Bilimsel yaklaşım, bu varsayımın yanlış olduğunu kanıtlamıştır.

Sözün özü, bilimsel yaklaşım ve yöntemlerle doğruluğu kanıtlanmadıkça varsayımlar doğru da olabilir yanlışta olabilir.

İster inanın ister inanmayın, Türkiye, uzunca bir süredir varsayımlarla yönetiliyor. Örneğin Arap Baharı rüzgarı Suriye’de de esince, Türk dış politikası Beşşar Esad’ın gideceği varsayımı üzerine kuruldu. Varsayım yanlışmış. Aynı şekilde, bazı generallerin darbe hazırlığı yaptığı varsayıldı, yıllarca Silivri hapishanesinde tutuldular. Varsayım yanlışmış. Bunlara benzer binlerce örnek sıralanabilr.

“En gerçek yol gösterici bilimdir.” Atatürk.

Bilimden nasibini almamış olanlar, varsayımlarla hareket ederler ve varsayımları yanlış çıkınca da şaşırı kalırlar.

**********

KADIN VE ERKEK AYIRIMI FİZİKSELDİR. RUHTA CİNSİYET YOKTUR. RUH TIPKI BİLGİSAYARA CANLILIK VEREN WİNDOWS GİBİ İNSAN DONANINMININ İŞLETİM SİSTEMİDİR

Bana Peygamberim, Allah’ın erkeğe kadından daha fazla bir üstünlük verdiği yönünde bir dayatma yapsaydı, asla Müslüman olmazdım. Nedeni, Allah’tan, Hz. Muhammet’ten, Atatürk’ten sonra, en çok sevdiğim insan Annemdi ve Annem babamdan daha Müslümandı ve bana gerçek Müslümanlığın ne olduğunu Annem öğretmişti.

Bana, “Sus sen Allah’tan daha mı iyi bileceksin? Diye dayatanlara ise yanıtım şudur: “Bana kendisini tanıyacak, kendisini bilecek akıl vermeseydi, Allah’ı ben değil de KUŞ BEYİNLİ yobazlar mı daha iyi tanıyıp daha iyi bilecekti?

Yüce Allah’ın yarattığı evrende hiçbir çelişkiye rastlanmaz. Oysa, kadının bazı insan haklarından mahrum olarak yaratılması, erkekler özgür olsun kadınlar kısıtlı yaşasın diye yaratılması, büyük bir çelişkidir. Allah’ın eserlerinde asla çelişki yoktur.

Allah’ın erkeklerin pisliklerini temizlesin diye bakterileri yaratması, çelişki değil, tam tersine varlığının, ilminin en büyük kanıtlarından birisidir.

Yaklaşık bir yıl sonra dünyayı Hillary Rodham Clinton (1947-) yönetecektir.

*********

MARKA BİR KURUMUN NAMUSUDUR

Marka bir kurumun namusudur. Örneğin, aynı marka ve aynı tür bir peynirin kalitesinin, tıpkı dünyanın her yerindeki McDonald’s ürünlerinin kalitesi gibi, hep aynı kalitede ve aynı damak tadında olması gerekir. Oysa Türkiye’de üretilip pazarlanan aynı marka ve aynı tür peynirin bir zamanki tadı ve kalitesi, bir başka zamandaki tadı ve kalitesiyle asla aynı olma; çok büyük farklılıklar gösterir.

Be namussuz firmalar! Hiç olmazsa bari sattığınız ürünlerin üzerine namussuz olduğunuzu kanıtlayan markalar basmayınız

**********

CANSEL BUSE OLAYI VE SAPIK ERKEK ÜRETEN SAPIK KÜLTÜR

40 yıl önce bir roman okumuştum. Üç orta yaşlı adam, filim sanatçısı güzel bir kadını, sapık hayallerinde yüceltir de yüceltirler. Kadını kaçırarak bir eve kapatırlar. Sırayla tecavüz ederler. Ancak hayal kırıklığına uğrayarak, aralarında şöyle konuşurlar:

“ – Aaaa! Bu kadın da yanı bizim karılarımız gibiymiş. Hatta karılarımızdan elde ettiğimiz cinsel doyum daha da fazlaydı.”

MŞ: Karşılıklı saygı, sevgi ve şefkat ortamında olmadıkça, hiçbir cinsel ilişki, beklenen doyumu asla vermez.

MŞ VARSAYIMI: Cansel Buse olayı ve benzer olayların bir nedeni de, kız erkek ayırımı yaparak çocukları ve gençleri birbirinden olabildiğince uzak tutan sapık kültürdür

**********

DEVLETİ İYİLEŞTİRMENİN EN BAŞTA GELEN KISITI

Anayasa dahil tüm devlet süreçlerinin, iyileştirme yönünde yeniden yapılandırıldığını varsayınız. Beklenen iyileştirmenin asla olmadığını görürsünüz. Bunun en başta gelen kısıtı, yoz ve yobaz insan oranının yüksek olmasıdır.

Bugün itibariyle Türk eğitim sistemi, yoz ve yobaz insan oranını yükseltici bir rol oynamaktan başka bir işe yaramamaktadır.

*********

Gazetecilerin inandırıcı ve etkili olması için; kendilerinin, haberlerinin ve bilgi kaynaklarının doğru ve yansız (objektif) olması gerekir

Ne vakit bir yaşamak düşünsem,

“Sus” deyip adınla başlıyorum,

İçim sıra kımıldıyor denizlerin,

Hayır, başka türlü olmayacak,

Ben sana mecburum bilemezsin!

Atilla İLHAN

*********

Sanatı içselleştirmiş insanlar; görsel, sözel, müzikal, bedensel ve benzeri alanlarda her çeşit güzelliği dışa vuran biçimler geliştirirler

**********

MURPHY YASASI: Bir problemin çözümü; onun doğasını, yap ve işleyişini değiştirir. Ancak, et beyinliler, problemleri aynı bırakarak çözmeye çalışırlar

***********

Sıfıra çok yakın en küçük sayıya epsilon denir.

MŞ mesajları, okuyanlarda epsilon kadar bir değişiklik yapıyorsa, O Cennete gidecek demektir **********

Duyarlılık, (Sensitivity) insan olmanın gereğidir. Gezi ve Cerattepe direnişleri, Türk halkının da duyarlı olmaya başladığının göstergesidir

**********

Hegel’e göre insan, doğuştan getirdiği üstün özellikleriyle, kendi doğasını inkâr edebilen, değiştiren ve yeniden yapılandıran bir varlıktır

*********

Fizik insanın dış dünyasının bilgisini, psikoloji de insanın iç dünyanın bilgisini verir. Ancak çok büyük oranda insan ikisini de tam bilmez

**********

DÜNYAYI TEMELDEN SARSAN ÜÇ DALGA

Alvin Toffler’e göre, dünya üç dalga ile temelinden sarsılmıştır.

(1) BİRİNCİ DALGA: İnsanlığın başlangıcından James Watt (1736-1819) adındaki İskoçyalının buhar makinesini bulmasına kadar süren çok uzun döneme, TARIM ÇAĞI denir.

(2) İKİNCİ DALGA:1779’dan 1957 yılına kadar yaklaşık 200 yıl süren döneme, SANAYİ ÇAĞI denir.

(3) ÜÇÜNCÜ DALGA: 1957 yılında Sovyetler Birliği’nin Spunik’i uzaya fırlatmasıyla başlayan döneme ise, SANAYİ SONRASI ÇAĞ veya BİLGİ ÇAĞI, denir.

TÜRKİYE, birinci dalgadan ikinci dalgaya geçiş aşamasında bocalamaktadır.

**********

ÜÇÜNCÜ DALGA BİLGİ ÇAĞININ EN TEMEL ÜÇ ÖZELLİĞİ

  • Yoğun bilgi üretimi
  • Yoğun bilgi pazarlaması
  • Yoğun bilgi tüketimi

*********

SAPIKLIK İMAMLIKLA HATİPLİKLE ÖNLENEMEZ

“Hakkında 11 öğrenci ve 1 veliye ‘cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla dava açılan Keçiören Anadolu İmam Hatip Lisesi Kuran öğretmeni Sefer A., emekliliğini istedi. Öğretmen emekli olursa idari soruşturmadan kaçıp emeklilik haklarını kaybetmiyor.” Hürriyet Gazetesi, 26.02.2016.

**********

Bir öğrencim sohbet sırasında,

“ – Hocam bugüne kadar kaç kez sırılsıklam aşık oldunuz?” diye sorunca;

“ – Sen sır tutmayı bilir misin?” diye sordum.

“ – Bilirim hocam.”

“ – Ben de bilirim.” dedim.

Öğrencimin yüzü kıpkırmızı olmuştu.

**********

Anayasa Mahkemesi, üç aydır tutuklu tutulan iki gazeteciye yapılan işlemin yanlış olduğuna kararı verdi. Yargıçlar da Anayasayı çiğnerse!

**********

BÜLENT ECEVİT’İN BİR BİLDİĞİ VARMIŞ

Sayın Deniz Baykal, 1974’de Başbakan Bülent Ecevit’in en gözde bakanlarından birisiydi. 1980 darbesinden sonra, Ecevit, Sayın Baykal’dan hep uzak durdu ve Baykal’a küs öldü. Bugün, Sayın Baykal’ın siyasi yaşamını iflasla sonuçlandığı anlaşılmaktadır.

**********

İKİ KAPTAN KARŞILAŞTIRMASI

“Gemisini kurtaran kaptandır.” Amansız dalgalardan gemisini sağ salim kurtararak limana çekebildiğine göre, demek ki o kaptanın sağlam bir kültürü, alt yapısı, esaslı bir kaptanlık bilgisi ve donanımı varmış.

O zaman, amansız dalgalar karşısında gemisi çatırdayan, su alan, batmak üzere olan, yolcuları korku içinde ve tayfaları şaşkın olan kaptana da, “Bilgisi yüzeysel ve alt yapısı eksik, donanımsız kaptan” mı demek gerekir?

************

Yöneticiye LİDER denilmesi doğru değildir. Aynı şekilde Lider yerine “koç”, mentor, mümkün kılıcı gibi sözcüklerin kullanılması da yanlıştır

*********

Türkiye, çok büyük resmi (Formal) yetkiye sahip olduğu halde, lider olamamış, olamayan ve asla da olamayacak insanlarla dolmuş ve taşmıştır

*******

Önderlik = (Önder + İzleyenler + Koşullar)

Önder farklıdır, izleyenler farklıdır, koşullar farklıdır. CHP ve MHP önderliği hep aynıdır, PÖF!

********

“YİĞİDİ ÖLDÜR AMA HAKKINI DA VER” TÜRK ATASÖZÜ

Sayın Cumhurbaşkanı; boy, giyiniş, karizma, izleyicilerine güven verme, güzel konuşma, zekâ, deneyim, ilişki kurma, inisiyatif kullanma, açık sözlülük, kendine güven, kararlılık, iş başarma yeteneği ve diğer liderlik özellikleri açısında mükemmel olduğu için ve koşullar da uygun olduğu için, 15 yıldır ülke halkının yaklaşık yarısını peşinden sürükleyip götürmektedir. Ya ötekiler? PÖF!

**********

MURPHY YASASI: Evinizde böcekler görünce, tümünü tek tek toplayıp attıktan sonra, yere bir göz attığınızda, mutlaka bir tane daha görürsünüz

**********

Demokrasinin, adaletin, insan haklarının, acımasızlığın ve sanatın tükenişi ya da yavaş yavaş ölüşü, tarihin sonuna yaklaşıldığını gösterir

*********

MŞ HİPOTEZİ: ABD’NİN TARİHİ DÖNEMLERİ

ABD’nik kuruluş dönemi (1492-1787)

Yükselme dönemi (1782-1993)

Duraklama dönemi (1993-2016)

Gerileme dönemi (2016- )

ÖNEMLİ NOT: Bu hipotezin doğru olup olmadığı en az 75-80 yıl sonra anlaşılabilir.

*********

ABD’de 72,5 ırktan ABD vatandaşı yaşar, ama yöneticileri asla ırk adlarını vurgulamazlar. Bizimkiler, sürekli ırk adlarını vurgular dururlar

*********

“Nano” ile başlayan sözcükler, bir ölçünün milyarda birini gösterir. Örneğin; nanometre, metrenin milyarda biridir (1 NM =1/1000000000 M)       Nano (1/1 milyar) boyutlardaki üretim teknolojisi, molekül ve atomların çok ucuz yollarla düzenlenmesini sağlamakta ve daha da sağlayacaktır.   *******   Nano teknoloji sayesinde, minicik nokta bilgisayarlar; kanser hücrelerini, damar tıkanıklıklarını giderecek nanorobot orduları olacaklardır.   *******   Nano teknoloji, bilgisayarları bugünkülerden milyarlarca kat daha güçlü ve daha etkin hale getirecek, iş ve işlemler çok kolaylaşacaktır.   ****** Nano teknolojik üretim yöntemleri, bugünün çevre kirliliği yaratan hantal üretim biçimlerinin de ortadan kalkmasını sağlayacaktır .   Nano teknoloji,  çok kısa zamanda tüm dünyada mekanik üretim anlayışını ortadan kaldıracak ve yepyeni mesleklerin doğmasına yol açacaktır.   *******   Nano teknoloji, bugün bile kumaş, boya ve araba sanayinde, yüzey temizliğini ve kalitesini artırmada başarıyla kullanılmaktadır.   ******* Bir meyhanenin duvarında, içeri gelenlerin rahatça okuyabileceği şekilde aynen şöyle yazıyordu:   “ – Ben Mevlana değilim, adam isen gel.”   ********   En genel haliyle özgürlük, bağlı ve bağımlı olmama, dış etkenlerden bağımsız olma, engellenmemiş ve zorlanmamış olma durumudur   ***********   Dar anlamda özgürlük, bireyin kendi kararını kendi isteğine ve iradesine göre belirlemesi ve kendi tercihini kendi aklına göre yapmasıdır   ******** İnsanın mutlak anlamda özgür olduğunu söylemek, akla aykırıdır. İnsanın kendi anne babasını ve nerede doğup öleceğini seçme özgürlüğü yoktur   *********   Türkiye’de öğrenciler özgür değildir. Örneğin, hangi üniversite veya fakülteye ya da bölüme öğrenci olacağını kendisi değil tesadüfler seçer   *********   Liberal özgürlük, “laissez faire laissez passer, le monde va lui meme-bırakınız yapsınlar ve geçsinler, dünya kendi kendine döner” demektir       LİBERAL ÖZGÜRLÜK ASLA OLMAMIŞTIR   “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler, dünya kendi kendine döner” anlamında bir liberal özgürlük hiçbir zaman olmamıştır.   Devletler, karteller, çıkar grupları ve diğer iç ve dış büyük güçler, insanların kendi iradeleri ile seçip, kendi iradeleriyle yapmalarına ve gümrüklerden geçirip satmalarına engeller koymuşlardır. Hatta söz konusu erk sahipleri eğer ellerinden gelebilse, dünyanın kendi kendine dönmesine bile, kendi çıkarları açısından kurallar koymaya kalkışmaktan çekinmezlerdi.   Kısaca belirtmek gerekirse, ekonomik, politik ve toplumsal anlamda da mutlak özgürlük yoktur. Dolayısıyla tekil özgürlüğün çoğul özgürlüğü kısıtlamaması ve ona zarar vermemesi ilkesi getirilerek, insanlar kısmi özgürlüğe mahkum edilmiştir   *******   Felsefede özgürlük kuramsal boyutta ele alınır. Bütün felsefi öğretilerin temel bir özgürlük tanımlaması ve temel bir özgürlük talebi vardır   *********   EFLATUN (PLATON) AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK
Her insanın kendi yaşam tarzını seçmesi, kendi iradesindedir. Ancak, yaşam tarzı seçildikten sonra, insan seçtiği yaşam tarzının gereklerini yapmak zorundadır. İnsanın seçmedeki özgürlüğü ile buna bağlı zorunluluk arasında bir çelişki yoktur. Başka değişle, zorunluluğu insan kendisi seçtiği için, suçlayabileceği hiç kimse yoktur. Eğer olsaydı özgürlükle çelişirdi. İnsan birini bilinçli olarak öldürmüşse, mahkum olacağını, daha baştan kabul etmiş demektir. Eflatuna göre herkes, kendi iradesiyle seçtiği yaşamın sonucuna katlanmalıdır. Her birey, kendi eylemlerinden sorumludur.    
ARİSTOTELES AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK
Aristo’ya göre hem erdemli olma hem de kötü olma insanın kendi elindedir. İnsan tercihini isteyerek yapar. Tercih, insanın her açıdan düşünerek verdiği karardır. Tercihte “iyi” ya da “kötü” söz konusudur. İnsan, bilgisizlik nedeniyle, enine boyuna düşünemediği için, iyiye ulaşmak istese de kötüye ulaşabilir.
Erdemli olmak da erdemsiz olmak da, insanın kendi isteğine bağlıdır. Başka değişle, insanın iyi veya kötü olması kendi elindedir. Dolayısıyla, insan eylemlerinden sorumludur. Eylem bilgisizlikten yapılmış olsa bile, bilgisizliğinden insanın yine kendisi sorumludur. Görüldüğü gibi, Aristo’da ‘yapmada’ da ‘olmada’ da ontolojik anlamda mutlak bir özgürlük vardır.   ********   M.S. 2016-M.Ö. 500   “Anayasa Mahkemesinin kararına uymuyorum.” T.C. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, 2016.   “Beni idama mahkum eden yasalar yanlış ve yargıçlar kötü niyetli olsalar bile, toplum düzeninin korunması için, o yanlış karara saygı gösterir, baldıran zehrini içer ve hakkımda verilen maksatlı idam hükmünü kendim yerine getiririm.” Sokrates, M.Ö. 500.   *******   Tüm dinler, tüm peygamberler, tüm filozoflar, tüm İslam evliyaları, tüm bilge kişiler, insanın içindeki esas Şeytanın KİN olduğunu söylerler     Anlamakta güçlük çekenlere ipucu: 70 yıl yerli, yabancı kaynaklardan sürekli olarak okuduklarımdan edindiklerimi mezara götürmek istemiyorum   *********
DESCARTES AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

İnsanın anlama yeteneği sınırlı, isteme yeteneği sonsuzdur. Bu nedenle insan, ancak kesin olarak anlayıp bildikleri için özgür olabilir. Anlama yeteneği sınırlı olan insan, pek çok gerçeği anlayıp bilemediği için, sonsuz isteklerini karşılama eylemlerinde hatalar ve yanlışlar yapar. Eğer insan yanlış ve hata yapmak istemiyorsa, yalnızca sonsuz istekleriyle değil, aynı zamanda sınırlı anlama yeteneğiyle gerçekleri anlama yönünde de çaba göstermeli, başka değişle doğru eylemleri öğrenmelidir.
İnsanın yetenekleri Tanrı tarafından belirlenmiştir. Eğer insan anlama yeteneğini geliştirerek doğruları öğrenirse, yanlışları ve hataları giderek azalır. Bu nedenle insan, hata yapıp yapmamakta özgürdür. İnsan, gerçeği kesin olarak anlar ve bilirse, yanlış ve hata yapmaz ve özgürlüğün tadına varır.     Descartes’e göre insan, verdiği nimetlerden dolayı Tanrıya şükretmelidir.  Özgür insana yanlışları ve hataları yaptıran eksiklik, isteklerin kötüye kullanılmasındadır. Gerçekten de özgürlüğün kötüye kullanılması, ne Tanrının verdiği yetenekte, ne de yanlış ve hatalı yapılan eylemin Tanrıdan gelen kısmındadır. Doğruları öğrenip gerekeni yapan insanı, Tanrı asla aldatmaz.   Sonuç olarak Descartes’e göre, cahil insanın özgürlüğü kötüye kullanma olasılığı yüksektir. İnsana kötü tercihleri yaptıran Tanrı değil, insanın kendi cahilliğidir.   ********
AUGUSTİNUS AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Augustinus’a göre, İnsanların iyiyi ya da kötüyü seçmeleri kendi ellerindedir. Tanrı her insana kendini buldurma çağrışımını ve duygusunu da vermiştir. Her insanın kendi içine dönme, başka deyişle, Tanrıya dönme olanağı vardır. İnsan isterse, ruhun isteklerine tabi olarak Tanrı katına yükselebilir, isterse bedeninin isteklerine tabi olarak yaşayabilir. Dolayısıyla herkes kendi davranışlarından sorumludur. Nedeni, nasıl davranacağını insan kendisi belirlemektedir.  

SPİNOZA AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK   Spinoza’ya göre, Tanrının kendisi hür olurken, eserlerinde irade özgürlüğü yoktur. Dolayısıyla, Tanrının bir eseri olan insanın da irade özgürlüğü yoktur.

Bizim eylemlerimizi özgürlük içinde yaptığımızı düşünmemiz, aslında gerçek değil, bir sanıdan ibarettir. Bir zorunluluk vardır, ancak biz bu zorunluğu göremiyoruz. Önemli olan, insanın bu zorunluluğun farkına varmasıdır. Ancak bilge insanlar, bu zorunluğun fakına varabilirler. Diğerleri yalnızca özgürlük sanısı içinde yaşar giderler.   Sipinoza’ya göre, irade hür olmayan zorunlu bir yetenektir. Zorunlu bağlantılardan çıktığı için, ruhun da irade özgürlüğü yoktur. Evrende ne oluyorsa, zorunlu bir nedensellikle oluyor. Tanrının dışında hiçbir varlık, kendi doğasının zorunluluğuyla kendi kendisinin nedeni değildir. Her nesne, hep başka bir nesneyi gerektirdiği için, nesneler arasında kesintisiz bir bağlantı vardır. Bu kesintisiz bağlantılar rastlantıyı ortadan kaldırıyor. Aynı zincirleme düşünceyle, her olay başka bir olayı gerektiriyor. Dolayısıyla ruhsal dünyada irade özgürlüğü yoktur. Özgürlük bir kuruntudan ibarettir. Özgürlük ve rastlantı var dememiz, asıl nedenleri bilmemizden kaynaklanır.   ********
HUME AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Hume, özgürlük var mıdır yok mudur tartışması yapmamıştır. Bunun yerine, insanların özgürlüğe bakışıyla ilgilenmiştir. Başka deyişle, Hume göre, insan anlarsa özgürlük vardır, anlamazsa yoktur. Zorunluluk, sadece olgulardadır. Oysa, gerçekte böyle bir zorunluluk yok. Yarın güneş doğabilir de, doğmayabilir de. Güneşin yarın doğacağını söylemek, bugüne kadar hep doğduğunu gördüğümüzden kaynaklanır. Başka deyişle, bir alışkanlık nedeniyle güneşin yarın da doğacağına inanıyoruz.

Tıpkı doğadaki art ardalık gibi, isteklerimizde ve eylemlerimizde de bir art ardalık var. Bu art ardalığı, bizdeki zorunluluk alışkanlığından dolayı, “zorunluluk” olarak tanımlıyoruz. Zorunluluk fikri, nesnelerin kendisinde değil, bizdedir. Bir oluşun art arda olması, her zaman olacağını göstermez. Her zaman böyle olacaktır diye zorunluluk ilişkisi kuran biziz.

Özgürlük, rastlantısal ya da nedensiz eylemde bulunmak demek de değildir. Anlama yeteneklerimiz sınırlı olduğu için, özgürlüğü yanlış tanımlıyoruz. Özgürlük, gördüğümüz sanal zorunluluğun ta kendisidir. Özgürlük, zorlamanın değil zorunluluğun karşıtıdır. Rastlantı ya da tesadüf diye bir oluş yoktur. Hareketsiz durmayı, hareketli olmaya tercih edersek, hareketsiz durabiliriz. Zorunluluk, tercih ettiğimizi yapmaktır.

Hume göre tartışma, tamamen dilseldir. Biz açık seçik anlatabilirsek, özgürlük tartışması ortadan kalkacaktır.     MURPHY YASASI: İnsan güvenilirliğine dayalı hiçbir sistem güvenilir değildir.   ********   GÜZEL KADIN, YAKIŞIKLI ERKEK VE PARA, YALNIZCA ERDEM SAHİPLERİNİ ASLA YOLDAN ÇIKARAMAZ. DİĞERLERİNİ KOLAYCA ÇIKARABİLİR   İstanbul Edebiyat Fakültesindeki Felsefe Hocamız, bir gün sınıfa girince bize,   “ – Arkadaşlar ben 40 bin liralık namusluyum.” demişti. Ben,

“ – Peki hocam 50 bin liralık namuslu değil misiniz? diye sorunca,   “ – Daha teklif eden olmadı.” demişti.   Nur içinde yatsın, bugün hocamın ne demek istediğini, bazı çok çok büyük Türkiye namuslularına bakınca anlıyorum.     Kopenhag’dan sonra Seul Belediyesi de, internetin insan hakkı olduğunu kabul ederek, artık ücretsiz internet hizmeti vereceğini duyurmuştur   **********
KANT AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Kant’a göre, “Özgürlük, ahlak yasasının varlık nedenidir. Ahlak yasası ise, özgürlüğün bilinme nedenidir”.
Kant, negatif özgürlük ve pozitif özgürlük olarak iki tanım yapar. Negatif özgürlüğü, saf akıl sağlar. Negatif özgürlük, zorunluluğa bağlı olmadan eylemde bulunma olanağıdır. Aklın kendi kendine yasa koyması ise pozitif özgürlüktür.

İnsanın kendine özgü ilkeleri, ancak ahlak yasasına uygun olduğu zaman özgür olur. Kant’a göre, negatif özgürlük yok ise, pozitif özgürlük de yoktur. İnsanın ahlak yasasını istemesi, aynı zamanda iyiyi de istemesi olacağı için, böyle bir özgürlükte, hem kendimizi hem de başkalarını koruyabiliriz.     FELSEFEDE İDEALAR KURAMI   “İdealar kuramı”, felsefede önemli bir ilke olarak Eflâtun (Platon) tarafından ortaya atılmış ve bilgi (episteme) anlayışından doğmuştur. Gerçek bilginin ancak idealar âleminde bulunabileceği temeline dayanır.   Kuram, adını Eflatun’un felsefe bakımından aydınlanmamış insanları bir yeraltı mağarasında ellerinden, ayaklarından ve boyunlarından zincire vurulmuş ve arkaları gerçeğe dönük olarak resmettiği ünlü mağara benzetmesinden ya da analojisinden almıştır.   Mağara örneğinde vurgulandığı gibi, insanlar; olaylara kendi özel mağaralarından, sadece mağaralarının arka duvarlarına baktıkları için, kolay kolay mutlak gerçekliğe ulaşamazlar. Çoğu insan gerçeğin görüntülerini gerçek sanarak ömrünü tüketir gider. .   *******   HEGEL AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Hegel açısından, geçekliğin en temel öğesi ‘idea’dır. Var olanlar, ideanın bir görünümüdür. Gerçekliğin yapısı idea olurken, oluşmayı sağlayan ilke de diyalektik (ikilem) olmaktadır. İdea, hem bir kavram hem de gerçek olandır. Her varlık idea görünümüdür. İdea, varlık bakımından ilk, bilinme bakımından ise sondur.
Hegel’e göre her varlık, zorunlu olarak kendi işlevini yapar. Önemli olan bu zorunluluğun bilincine varmaktır. İnsanı özgür kılan, aslında bu bilinçtir. Hegel, “doğulular (dolayısıyla Türkler) bu bilince ulaşmadıkları için özgür değildirler” der.

Hegel’e göre ruh, her varlığın, her oluşumun temeli ve taşıyıcısı olan ideaya doğru kendisini yavaş yavaş yayarak ilerler. İşte ruhun dünya tarihi içinde kendisini bu şekilde yayması, insanın da her türlü düşünme ve eylemde bulunmasını belirler. İnsanın özgürlüğü, ruhun kendisini yaymasına bağlıdır. Ruh kendisini ne kadar yayarsa, biz de o kadar özgür oluruz.

Özetle belirtmek gerekirse ruh, kendisini tam olarak yaydığında, başka deyişle, ideaya ulaştığında, tamamen özgür olacaktır. İnsan da ancak, bu diyalektik gidişi bildiğinde özgür olacaktır.   *********

SCHOPENHAUER AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Hegel’deki ideanın yerini, Schopenhauer’de “irade-istenç” alır. İrade, var olanı var kılandır. Görüntü olarak dünya, iradenin nesneleşmiş halidir.
İrade; değişmezdir, öncesizdir, sonrasızdır ve özgürdür. Kendisi obje haline getirilemez. Doğrudan doğruya bilgi konusu yapılamaz. Her varlık, oluş ve oluşumun temelidir, birdir ve tektir. Dünya denilen varlık, bu özellikleri taşıyan iradenin nesneleşmesidir.

Schopenhauer’e göre, var olma irade, bizi sürekli olarak etkisi altında tutar. Sonunda kötülük ve acıdan başka bir duygu vermeyen davranışlara sürükler. Aslında önemli olan, bizim bireysel varlığımız değil, insan türünün devamıdır. Bu nedenle insanoğlu, evrensel iradenin bir oyuncağıdır. Dolayısıyla insan sürekli bir aldanış içinde bulunur. Ancak, bütün bu olumsuzluğa rağmen, yine de insanoğlu, kavrayış gücü ve zekası ile bu iradeyi ortadan kaldırıp yok edebilir. Böylece temiz ve ahlaki bir yaşam sürebilir. Acı veren bütün istek ve tutkuların ötesine geçebilir. Bunu başardığında ise, artık insan özgürdür.   *********

NİETZSCHE AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Nietzsche, özgürlük açısından insanları sınıflandırmıştır.
Sürü insan; içinde bulunduğu değerleri yüklenerek, onlara uyarak, onların dışına çıkmadan ömür boyu yaşamaya devam eden insandır.
Nihilist insan; bu insan tipi, tüm değerlere hayır der. Hiçbir değer onun için bir anlam ifade etmez. Nihilist tip de kendisini iki şekilde gösterir:

Aktif nihilist (anarşist); saldırgan, kırıp döken, yerine bir şey koymayan insandır.
Pasif nihilist; kendi köşesine çekilen, tüm dış dünya ile ilişkisini kesen insandır. Bu tip insan hiçbir değerlendirme yapmaz.

Nietzsche’ye göre nihilist dönem mutlaka aşılması gereken bir dönemdir. Bu dönemde kalmak çok tehlikelidir. Bu dönem aşılmazsa kişiyi yok olmaya, çöküntüye hatta intihara götürür.

Yaratıcı tip; en belirgin özelliği özgürlük olan insandır. Yaratıcı insan, özgürlüğe, bilinen bütün değerlere hayır diyebilme durumu olarak bakar.   Özgürlük, kişinin kendisini aşmasında zorunlu olarak geçirmesi gereken bir ara dönemdir. Özgür insan, aslında, ‘üst insan’dır. Yaratıcı insanda, üst insan olma donanımı vardır. Aslında her bir insanda da bu donanım vardır. Ancak, sürü insan ya bunun bilincinde değildir ya özgür değildir ya da hayır demeyi başaramamıştır. Dolayısıyla, böyle bir durumda da, sürü insanlarının yapıp etmelerinin hiçbir değeri yoktur.   ******* Felsefe azar azar özümsenebildiği için; CAMUS ve SARTRE açısından özgürlüğün özetlenmesini yarına bırakıyorum     MŞ UYARISI Yeryüzünde bugüne kadar söylenmemiş hiçbir söz, düşünce ve fikir, üzerinde tartışılmamış hiçbir kavram kalmadığını kanıtlamak için, kesin kabul görmüş filozofların sadece özgürlük üzerinde bile ne kadar farklı görüşler ortaya attıklarını özetlemeye çalışıyorum. Amacım, okuma özürlü olduğumuzu ve çağdaş dünya düşünce ortamından ne kadar uzak olduğunu göstermektir. Ne olur bundan sonra, “Bana göre, benim düşünceme göre, fikrimce, kanaatimce, kanaatindeyim …”ve benzeri temelsiz içe doğuşlarınızı söylemeden önce, “Acaba benden öncekiler bu konuda neler düşünmüştür?” diyerek, biraz araştırınız ve Amerika’yı yeniden keşfeder duruma düşmeyiniz! Bilmediğiniz konularda sanki bilirmiş gibi ifadeler kullanırsanız, konunun tarihini ve tarihteki tartışmalarını bilenler, içlerinden size “Hadi oradan be cahil!” diyerek acı içinde size gülümserler ve sizi adam yerine koymazlar     MURPHY YASASI: Alışkanlıklarımızı, yol ve yöntemlerimizi, rotamızı düzeltmek için sarf ettiğimiz çaba, zamanla geometrik olarak artar   *********
A. CAMUS AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Camus’a göre, insan türünün özgür olmadığı açıktır. Eğer insana özgürlüğü Tanrı vermişse, ölümlü olduktan sonra bu özgürlüğün bir önemi yoktur. Bu uyumsuzluğun ya da saçmalığın (absürtlüğün) bilincine varmak, insana sınırsız bir eylem özgürlüğü sağlar. Bu durumdaki insan, ya kendi köşesine çekilir ya intihar eder ya da başkaldırır. İnsan, ölümlü olmaya da, zaman içinde kendisine koyulan koşullara da başkaldıran bir varlıktır.

Camus’ye göre, saçmalığın (absürdün) bilincine varan insanın, kendisine sınırlar çizerek, o sınırlar içinde eylemde bulunması, iyi olan özgürlüktür. Bir de kötü (negatif) özgürlük vardır. İnsanın eylemlerine sınırlar koymaması kötü (negatif) özgürlüktür. Negatif özgürlük çok tehlikelidir. Bu tür özgürlükte, insan varlığının ortadan kalkması bile söz konusu olur.   Camus açısından üzerinde durulması gereken soru şudur: “Yaşamakta olduğumuz hayatın anlamı sorulduğunda ve bunda bir anlam görülmediğinde intihar etmeli miyiz yoksa etmemeli miyiz?”   Böyle bir soruyu, sıradan insan ve ahrete inanan bir insan sormaz. Bu soruyu soran insan ise, kendisini bir uyumsuzluğun içinde bulur. Böyle bir durumda insanın varlığı tehlikededir. Nedeni, artık kişi, her şeyi saçma ve anlamsız olarak görmeye başlar. O halde insanlığın korunabilmesi için, özgürlüğe bazı sınırların çizilmesi gerekir.

J.P.SARTRE AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Sartre göre, “Varoluş, özden önce gelir”. Önce insan vardır. İnsanın özü, insan var olmadan önce tasarlanıp belirlenmemiştir. Başka deyişle, insanın doğası belirlenmemiştir. İnsan, olmak istediğidir. Kendisini ne yaparsa odur. İnsan kendisini kendisinin tasarladığı varlıktır. İnsan hem kendini yapar, hem de yaptıklarıyla kendisini tanır.

İnsan, kendi başına bırakılmıştır. Bu nedenle, özgür olmaya mahkumdur. Dolayısıyla insan, her tür eyleminden sorumludur. Bunun yanında insan, hem kendisinden hem de çağdaşlarından sorumludur. Nedeni, insan, hangi çağda yaşamak istediğini kendisi seçer. İsterse, ilk çağ koşullarında, isterse son çağ koşullarında yaşar.

İnsan kendisini seçerken, başkalarını da seçer. Bu nedenle başkalarından da sorumludur.   Sartre, “Tanrı olsaydı sorumlu olmayabilirdik, ama tanrı yok olduğu için, hem eylemlerimizden, hem kendimizden hem de çağdaşlarımızdan sorumluyuz” der.   Birkaç gündür kısaca tartışılan “özgürlük” kavramının içini, filozofların nasıl doldurduklarına değinilmiştir. Türkiye’de hemen her gün dillerden düşmeyen, bu önemli kavramın yeterince bilinip bilinmediğini okuyuculara bırakıyorum.   ********   Mantıksızca nefret edilen insanlar, fikirler, imgeler ve sanat eserleri, megaloman kişileri öfkelendirir onlara mantık dışı eylemler yaptırır   ********   “SOLON SOLON SOLON!”   Milattan önceki Yunanlıların filozoflar şehri Atina’nın ünlü hukukçusu Solon, Lidya’nın görkemli dönemlerinde, Kral Krezus’un davetlisi olarak Sard şehrine gelir. Sard, o günkü dünyanın en mamur, en yaldızlı ve en zengin şehriydi. Kralı Krezus ise, Sard’ın en varlıklı ve kendini en beğenmiş hükümdarıydı.   Haşmetli Kral Krezus, Solon’a bütün ihtişamını, görkemli sarayını, altın ve gümüş işlemeli eşyalarını, dayalı döşeli salonlarını, odalarını, güzel hizmetçilerini ve hazinelerini, gösterdikten sonra;   ” – Söyle bakalım Solon, bu dünyada benden daha bahtiyar ve daha üstün kim var?” diye sorar. Solon; ” – Yaşayan bir insanın saadeti ve en üstünlüğü hakkında hüküm verilmez. Nedeni, Tanrı insanlara bir saadet ve üstünlük şimşeği ihsan eder. Ancak, bu ihtişamın ardından böbürlenenleri, kibirlenenleri, en üstünlük taslayanları ve şükretmeyenleri, bu tür davranışlarından dolayı hiç beklemedikleri bir felakete sürükler.” Solon Sard şehrinden ayrıldıktan sonra Krezus, bir av esnasında oğlunu kaybeder. Ardından karısı ölür. Bir süre sonra da Pers Kralı Kuraş’a karşı Pterium savaşını yapar, yenilir ve esir düşer. Pers Kralı Kuraş, esiri Krezus’u bir ateş yığınında tam yakmak üzereyken, Krezus, üç kez; “ – Solon,Solon,Solon” diye bağırır. Kuraş, bu haykırışın nedenini öğrenmek için, Krezus’u ateş yığınını üstünden indirtir. Krezus’un “Solon, solon, solan” diye bağırmasının nedenini öğrenince, bir gün kendi başına da aynı olayın gelebileceği empatisini yaparak, esir kralı affeder.   SORU: Şimdi “fol yok yumurta yok”. MŞ bu tarihi olayı niçin paylaştı acaba?   ********   MURPHY YASASI: Tek saati olan, saatin kaç olduğundan emindir. Daha fazla saati olan ise, saatin kaç olduğundan emin olmaz ve başkasına sorar     Hz. Ömer halife seçildikten sonra, kendi parasıyla bir adam tutar ve günün belirli saatlerinde “Ya Ömer Allah’tan kork, ölüm var!” dedirtir   ******* Son çağın adları: Uzay çağıBilgisayar çağı,Hız çağıYenilik çağıİleri teknoloji çağıBilgi çağıVahşi kapitalizm çağı   ********   Türkiye hangi çağda yaşıyor olabilir? Orta çağParalel çağİmam hatip çağıİlahiyat çağıDeneme yanılma çağıAKP çağı   ******* Boğaziçi Üniversitesi’nin 153 yıllık kampüsünde, bir mescit ve iki dua odası açıldı. Artık bilimsel araştırmaları dindar öğrenciler yapacak   ******** Müspet bilim ışığında gidenler uzayda yaşamaya başlayınca, Türkiye ve benzerleri, kirlettikleri yeryüzünde tek başına kıyameti bekleyecektir   *******   İslamiyet öyle muamma bir alan ki!1400 yıldır tüm kaynaklar ve kadrolar “İslami Araştırmalara harcandı, ama hala kesin bir sonuca varılamadı   ******* İstatistikler, doğal dürtüler bastırıldığına, ayıplandığında, yasaklandığında, doğal tepkilerin ve cinsel suçların arttığını göstermektedir   ******** İnsanın akıl yürütme, nesnel gerçeklikleri algılama, kavrama, yargılama, sonuç çıkarma ve koşullara uyma yeteneklerinin tümüne ZEK denir   ******** Uygar dünyadan farklılıklara değil, benzerliklere odaklanmalıdır. Doğuda hanedanlık, diktatörlük, dayatma, cehalet, zulüm, kan ve göç vardır ******* Beni batı hayranı olmakla eleştirenlere “Doğuda bir tek adil yönetim, hukuk, mutluluk gösterin de batı hayranı olmaktan vaz geçeyim” diyorum   ******** MURPHY YASASI: Problemi tanımlamak için uzun zaman harcarsanız, eski problem yeni problemler üretir, dev gibi büyür ve sizi bin pişman eder     YORUMSUZ   Nasrettin hocayı, gelin adayını hiç görmeden, görücü usulüyle evlendirmişler. Gerdek sabahı işine gitmek üzere evden ayrılmak üzere olan Hocaya, karısı;   “ – Hocam, akrabalarından kime görüneyim kime görünmeyeyim” diye sorunca, Hoca,   “ – Bana görünme de kime görünürsen görün” demiş.     AKADEMİK TEŞVİK ÖDENEĞİ   Geçen sene üniversitelerde “Akademik Teşvik Ödeneği” diye yeni bir uygulama yürürlüğe konunca, hayretten dona kalmıştım. Nedeni, bilimsel çalışma vermeye dayalı bir aşk değilse, almaya dayalı bir kurnazlık haline gelir.   2016 yılında ilk uygulamasını görünce, yeni ödeneğin konma nedenini anlayıverdim ve bir kez daha Türk üniversitelerinden umudumu kestim.   Akademik Teşvik Ödeneği uygulaması kısaca şöyle yapılmaktadır:   Öğretim üyeleri çalışmalarını YÖK’e bildiriyorYok değerleme ölçütlerini ve çalışmaları üniversite bölümlerine gönderiyorBölüm başkanları ödüle layık görünen öğretim üyelerini üniversite rektörlüklerine gönderiyorRektörlükler, diledikleri öğretim üyelerine her ay 1000 lira ile 175 lira arasında öğretim üyelerinin maaşına ek ödeme yapıyor   Eeeee! Bunun neresi yanlış diye soranlara yanıt: Rektörleri Cumhurbaşkanı, bölüm başkanlarını da rektörler atar. Böyle bir sistemde, Rektörlerin sevmediği bir öğretim üyesi ödül alsın ve Türkiye de görsün bakalım!   Keşke yaşım uygun olsaydı da emekli olmasaydım. Rektörümün gözüne girmek için ne gerekiyorsa yapardım ve buna tenezzül etmeyen öğretim üyelerine hem maddi fark atar, hem de onlara “ödül bile alamayacak kadar yeteneksizsiniz” demenin keyfini çıkarırdım.     ZAMAN’NIN zamanı gelmişti. “Yönetim Bilgi Sistemi” adlı kitabımın içindeki bir cümle için günlerce aleyhimde yazmıştı. “Eden bulur” ve buldu   *********   DÜNYA KADINLAR GÜNÜ (DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ)   Birleşmiş Milletler tarafından belirlenmiş olan “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”, kadınların erkeklerle sosyoekonomik, siyasal ve yasal açılardan eşit olduğunun vurgulandığı bir gündür. Türkiye’de ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır.   “Cennet anaların ayakları altındadır” diyen bir Peygamberin ümmeti olduğunu iddia edenlerin yaşadığı Türkiye’de, kadınların çektiği çileler şu şekilde sıralanabilir:]   (1) Aile içi şiddete, kabalığa, zorbalığa, dayatmaya ve işkenceye maruz kalmak (2) Toplumsal baskıya ve kültürel aşağılanmaya maruz kalmak (3) Eğitim ve öğretim imkânlarından yoksun bırakılmak. (4) Çalışma hakkından yoksun bırakılmak. (5) İş yerlerinde ayrımcılığa ve gelir adaletsizliğine maruz kalmak (6) Cinsel istismara ve tecavüze maruz kalmak (7) İşyerinde gizli veya açıktan mobbing uygulamasına maruz olmak (8) Birlikte yaşayacağı erkeği özgür iradesi ile seçme hakkından kısmen veya tamamen mahrum olmak   Böyle bir ülkede, Dünya Kadınlar Gününde, kutlamamı yapılmalı yoksa üzülmemi yapılmalı bilemiyorum ki!   Türkiye’de de kadın erkek ayırımının değil, “iyi insan” “kötü insan” ayırımının yapılmasını ve kötü insan sayısının azaltılması konusunda yapılması gerekenlerin yapılması dileğiyle….   **********   EKONOMİK EYLEMLER

İnsanlar, yaşamlarını sürdürmek için çalışmak durumundadırlar. Bu amaçla mal, hizmet ve bilgi üretirler. Mısır, buğday, süt gibi mallar çiftliklerde; kâğıt, araba, buzdolabı gibi mallar fabrikalarda üretilir. Hizmetler okul, hastane, berber gibi ekonomik birimlerden sağlanır. Bilgi ise, üniversitelerden veya işletmelerin araştırma ve geliştirme bölümlerinden elde edilir.

Bazı insanlar malları, bazıları hizmetleri ve bazıları da bilgileri üretip pazarın beğenisine sunarlar. Bazıları ise, her üçünü birden üretip pazara sunarlar. Örneğin, araba satış yerlerinde, hem araba satın alınır, hem araba konusunda bilgi sağlanır, hem de arabanın bakım-onarımı yaptırılır. 

İnsanların gelir elde etmek amacıyla yaptıkları işe, ekonomik faaliyet denir. Ekonomik faaliyetler, bir kasabanın, bir şehrin, bir ülkenin veya bütünüyle dünyanın ekonomik sistemini oluşturur. Ekonomik sistem, İnsanların yaptıklarının ve istediklerinin toplamıdır. Gerçekten de insanlar, gereksinmelerini kendi üretimleriyle ya da başkalarının üretimlerini parayla satın alarak karşılarlar. Aslında, insanların büyük bir kısmı mal, hizmet veya bilgi satın alabilmek için, yeterli miktarda parayı kazanmaya çalışırlar. Kazandıkları parayla hem mal hizmet ve bilgi gibi zorunlu gereksinmeler satın alırlar, hem de çocuk oyuncağı, sinema bileti veya kitap gibi zorunlu olmayan, ancak kişiye özgü ruhsal doygunluk sağlayan tercihler satın alırlar.   ******** Mademki; Cihanın bütün hallerinden haberdarsınız, Ey gafiller! Dünyanın işvesine aldanmayınız; Ve aziz ömrünüzü, Heder etmeyiniz; Haydi! Vakit kaybetmeyiniz; Yâri arayınız. Haydi! Vakit kaybetmeyiniz; Muhabbet şarabı içiniz.   ÖMER HAYYAM   *******   MURPHY YASASI: Bütün olasılıkları denediğiniz halde çözemediğiniz bir problemi, hiç önem vermediğiniz birisi, kolayca çözüverir   ********   Tek Tanrıya inandığı için ölüme mahkum edilen Sokrates’e eşi   “Kaksız yere öldürülüyorsun” der. Sokrates,   “Haklı yere mi öldürülseydim?”   ********   Mutluluk, dış etkenlerden çok kişinin kendi düşünsel yapısından ve olayları iyiye yorumlama işleyişine sahip mantık yeteneğinden elde edilir   ********   “BENİM HÜZÜNLÜ OROSPULARIM”, G. G. MARQUEZ, 1982 Nobel Edebiyat Ödülü. Roman. Bugün okumaya başladım. Bakalım nasıl? Adından etkilendim de!   ********   “ – Sizin yaşınızda bu ağrı doğaldır” dedi dişçi “ – Öyleyse doğal olmayan benim yaşım” dedim “ – Sanırım siz bir filozofsunuz” dedi dişçi.   *******   İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ (İHEB)   Dünyadaki insan sayısı kadar “DOĞRU” olması gerçeği, başka değişle “Herkesin Doğrusunun Kendisine Ait Olması” gerçeği, içinden çıkılmaz tartışmalara, kavgalara, savaşlara, köleliğe, vahşiliğe, dehşete, istismara, yoksulluğa, anarşiye ve teröre neden olmuştur.   İnsanlık onuruna hiç ama hiç yakışmayan bu insanın insanı amansızca sömürme uygulamaları, insanlık âleminin vicdanını isyan ettirmiştir.   İkinci Dünya savaşından sonra 10 Aralık 1948’de, BM Genel Kurulu‘nun Paris‘te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiri, tüm insanlar için geçerli olan “DOĞRU STANDARTLARI” anlamına gelir.   30 maddelik İnsan Hakları Evrensel Bildirisini gizliden veya açıktan çiğneyen kimse, kim olursa olsun, insanlık suçu işlemiş sayılır ve yargılanır.   Madde-1:   Bütün insanlar özgürlük, saygınlık ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.   **********   İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ Madde-2   Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi görüşe veya diğer herhangi bir inanç, milli veya sosyal köken, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin, bu bildiride ilan olunan bütün haklardan ve bütün hürriyetlerden yararlanabilir.   Bundan başka, bağımsız ülke uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, özerk olmayan veya başka bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke uyruğu olsun, bir şahıs hakkında, uyruğu bulunduğu ülke veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir.   ***********   İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı E. ÖZİNCE “Faiz değil enflasyon haram” MŞ “İkisi de haram” Nedeni birbirini tetikleyen sömürü araçlarıdır   Resim, heykel, beste ve benzeri sanatlarda yeteneksiz olan, bir çalgı aleti tıngırdatamayan insanların tek amacı, her fırsatta konuşmak olur ********* İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ Madde-3   Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği her bireyin hakkıdır     İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ   Madde-4   Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır   ************ İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ   Madde-5 Hiç kimse işkenceye, acımasızca, insanlık dışı, onur kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz ************* İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ   Madde-6   Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuki kişiliğinin tanınması hakkı vardır     DEĞİŞİME KARŞI OLANLARIN TUTUMLARI

(1) Kendini değişime uzak hisseder (2) Değişime kayıtsız kalır (3) İşine ilgiyi azaltır (4) Sadece kendisine söyleneni yapar (5) Değişimi protesto eder (6) Çok az çalışır (7) İşini yavaşlatır (8) İşini aksatır (9) Devamsızlık göstermeye başlar (10) Bilinçli olarak yanlışlar yapmaya başlar (11) İşleyişi bozar veya sabote eder (12) İşten ayrılır

NOT: TÜRKİYE NÜFUSUNUN YARISI, OLUMLU MOTİVE EDİLMEDİĞİ İÇİN, YÖNETİMLERİN GERÇEKLEŞTİRMEYE ÇALIŞTIĞI DEĞİŞİME KARŞIDIR.. BU KARŞI OLUŞ, VERİMLİLİĞİ OLUMSUZ ETKİLEMEKTEDİR                                    

******

DÜNYAYI TEMELDEN SARSAN ÜÇ DALGA

Alvin Toffler’e göre, dünya üç dalga ile temelinden sarsılmıştır.

(1) BİRİNCİ DALGA: İnsanlığın başlangıcından James Watt (1736-1819) adındaki İskoçyalının buhar makinesini bulmasına kadar süren çok uzun döneme, TARIM ÇAĞI denir.

(2) İKİNCİ DALGA:1779’dan 1957 yılına kadar yaklaşık 200 yıl süren döneme, SANAYİ ÇAĞI denir.

(3) ÜÇÜNCÜ DALGA: 1957 yılında Sovyetler Birliği’nin Spunik’i uzaya fırlatmasıyla başlayan döneme ise, SANAYİ SONRASI ÇAĞ veya BİLGİ ÇAĞI, denir.

TÜRKİYE, birinci dalgadan ikinci dalgaya geçiş aşamasında bocalamaktadır.

**********

ÜÇÜNCÜ DALGA BİLGİ ÇAĞININ EN TEMEL ÜÇ ÖZELLİĞİ

  • Yoğun bilgi üretimi
  • Yoğun bilgi pazarlaması
  • Yoğun bilgi tüketimi

*********

SAPIKLIK İMAMLIKLA HATİPLİKLE ÖNLENEMEZ

“Hakkında 11 öğrenci ve 1 veliye ‘cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla dava açılan Keçiören Anadolu İmam Hatip Lisesi Kuran öğretmeni Sefer A., emekliliğini istedi. Öğretmen emekli olursa idari soruşturmadan kaçıp emeklilik haklarını kaybetmiyor.” Hürriyet Gazetesi, 26.02.2016.

**********

Bir öğrencim sohbet sırasında,

“ – Hocam bugüne kadar kaç kez sırılsıklam aşık oldunuz?” diye sorunca;

“ – Sen sır tutmayı bilir misin?” diye sordum.

“ – Bilirim hocam.”

“ – Ben de bilirim.” dedim.

Öğrencimin yüzü kıpkırmızı olmuştu.

**********

Anayasa Mahkemesi, üç aydır tutuklu tutulan iki gazeteciye yapılan işlemin yanlış olduğuna kararı verdi. Yargıçlar da Anayasayı çiğnerse!

**********

BÜLENT ECEVİT’İN BİR BİLDİĞİ VARMIŞ

Sayın Deniz Baykal, 1974’de Başbakan Bülent Ecevit’in en gözde bakanlarından birisiydi. 1980 darbesinden sonra, Ecevit, Sayın Baykal’dan hep uzak durdu ve Baykal’a küs öldü. Bugün, Sayın Baykal’ın siyasi yaşamını iflasla sonuçlandığı anlaşılmaktadır.

**********

İKİ KAPTAN KARŞILAŞTIRMASI

“Gemisini kurtaran kaptandır.” Amansız dalgalardan gemisini sağ salim kurtararak limana çekebildiğine göre, demek ki o kaptanın sağlam bir kültürü, alt yapısı, esaslı bir kaptanlık bilgisi ve donanımı varmış.

O zaman, amansız dalgalar karşısında gemisi çatırdayan, su alan, batmak üzere olan, yolcuları korku içinde ve tayfaları şaşkın olan kaptana da, “Bilgisi yüzeysel ve alt yapısı eksik, donanımsız kaptan” mı demek gerekir?

************

Yöneticiye LİDER denilmesi doğru değildir. Aynı şekilde Lider yerine “koç”, mentor, mümkün kılıcı gibi sözcüklerin kullanılması da yanlıştır

*********

Türkiye, çok büyük resmi (Formal) yetkiye sahip olduğu halde, lider olamamış, olamayan ve asla da olamayacak insanlarla dolmuş ve taşmıştır

*******

Önderlik = (Önder + İzleyenler + Koşullar)

Önder farklıdır, izleyenler farklıdır, koşullar farklıdır. CHP ve MHP önderliği hep aynıdır, PÖF!

********

“YİĞİDİ ÖLDÜR AMA HAKKINI DA VER” TÜRK ATASÖZÜ

Sayın Cumhurbaşkanı; boy, giyiniş, karizma, izleyicilerine güven verme, güzel konuşma, zekâ, deneyim, ilişki kurma, inisiyatif kullanma, açık sözlülük, kendine güven, kararlılık, iş başarma yeteneği ve diğer liderlik özellikleri açısında mükemmel olduğu için ve koşullar da uygun olduğu için, 15 yıldır ülke halkının yaklaşık yarısını peşinden sürükleyip götürmektedir. Ya ötekiler? PÖF!

**********

MURPHY YASASI: Evinizde böcekler görünce, tümünü tek tek toplayıp attıktan sonra, yere bir göz attığınızda, mutlaka bir tane daha görürsünüz

**********

Demokrasinin, adaletin, insan haklarının, acımasızlığın ve sanatın tükenişi ya da yavaş yavaş ölüşü, tarihin sonuna yaklaşıldığını gösterir

*********

MŞ HİPOTEZİ: ABD’NİN TARİHİ DÖNEMLERİ

ABD’nik kuruluş dönemi (1492-1787)

Yükselme dönemi (1782-1993)

Duraklama dönemi (1993-2016)

Gerileme dönemi (2016- )

ÖNEMLİ NOT: Bu hipotezin doğru olup olmadığı en az 75-80 yıl sonra anlaşılabilir.

*********

ABD’de 72,5 ırktan ABD vatandaşı yaşar, ama yöneticileri asla ırk adlarını vurgulamazlar. Bizimkiler, sürekli ırk adlarını vurgular dururlar

*********

“Nano” ile başlayan sözcükler, bir ölçünün milyarda birini gösterir. Örneğin; nanometre, metrenin milyarda biridir (1 NM =1/1000000000 M)       Nano (1/1 milyar) boyutlardaki üretim teknolojisi, molekül ve atomların çok ucuz yollarla düzenlenmesini sağlamakta ve daha da sağlayacaktır.   *******   Nano teknoloji sayesinde, minicik nokta bilgisayarlar; kanser hücrelerini, damar tıkanıklıklarını giderecek nanorobot orduları olacaklardır.   *******   Nano teknoloji, bilgisayarları bugünkülerden milyarlarca kat daha güçlü ve daha etkin hale getirecek, iş ve işlemler çok kolaylaşacaktır.   ****** Nano teknolojik üretim yöntemleri, bugünün çevre kirliliği yaratan hantal üretim biçimlerinin de ortadan kalkmasını sağlayacaktır .   Nano teknoloji,  çok kısa zamanda tüm dünyada mekanik üretim anlayışını ortadan kaldıracak ve yepyeni mesleklerin doğmasına yol açacaktır.   *******   Nano teknoloji, bugün bile kumaş, boya ve araba sanayinde, yüzey temizliğini ve kalitesini artırmada başarıyla kullanılmaktadır.   ******* Bir meyhanenin duvarında, içeri gelenlerin rahatça okuyabileceği şekilde aynen şöyle yazıyordu:   “ – Ben Mevlana değilim, adam isen gel.”   ********   En genel haliyle özgürlük, bağlı ve bağımlı olmama, dış etkenlerden bağımsız olma, engellenmemiş ve zorlanmamış olma durumudur   ***********   Dar anlamda özgürlük, bireyin kendi kararını kendi isteğine ve iradesine göre belirlemesi ve kendi tercihini kendi aklına göre yapmasıdır   ******** İnsanın mutlak anlamda özgür olduğunu söylemek, akla aykırıdır. İnsanın kendi anne babasını ve nerede doğup öleceğini seçme özgürlüğü yoktur   *********   Türkiye’de öğrenciler özgür değildir. Örneğin, hangi üniversite veya fakülteye ya da bölüme öğrenci olacağını kendisi değil tesadüfler seçer   *********   Liberal özgürlük, “laissez faire laissez passer, le monde va lui meme-bırakınız yapsınlar ve geçsinler, dünya kendi kendine döner” demektir       LİBERAL ÖZGÜRLÜK ASLA OLMAMIŞTIR   “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler, dünya kendi kendine döner” anlamında bir liberal özgürlük hiçbir zaman olmamıştır.   Devletler, karteller, çıkar grupları ve diğer iç ve dış büyük güçler, insanların kendi iradeleri ile seçip, kendi iradeleriyle yapmalarına ve gümrüklerden geçirip satmalarına engeller koymuşlardır. Hatta söz konusu erk sahipleri eğer ellerinden gelebilse, dünyanın kendi kendine dönmesine bile, kendi çıkarları açısından kurallar koymaya kalkışmaktan çekinmezlerdi.   Kısaca belirtmek gerekirse, ekonomik, politik ve toplumsal anlamda da mutlak özgürlük yoktur. Dolayısıyla tekil özgürlüğün çoğul özgürlüğü kısıtlamaması ve ona zarar vermemesi ilkesi getirilerek, insanlar kısmi özgürlüğe mahkum edilmiştir   *******   Felsefede özgürlük kuramsal boyutta ele alınır. Bütün felsefi öğretilerin temel bir özgürlük tanımlaması ve temel bir özgürlük talebi vardır   *********   EFLATUN (PLATON) AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK
Her insanın kendi yaşam tarzını seçmesi, kendi iradesindedir. Ancak, yaşam tarzı seçildikten sonra, insan seçtiği yaşam tarzının gereklerini yapmak zorundadır. İnsanın seçmedeki özgürlüğü ile buna bağlı zorunluluk arasında bir çelişki yoktur. Başka değişle, zorunluluğu insan kendisi seçtiği için, suçlayabileceği hiç kimse yoktur. Eğer olsaydı özgürlükle çelişirdi. İnsan birini bilinçli olarak öldürmüşse, mahkum olacağını, daha baştan kabul etmiş demektir. Eflatuna göre herkes, kendi iradesiyle seçtiği yaşamın sonucuna katlanmalıdır. Her birey, kendi eylemlerinden sorumludur.    
ARİSTOTELES AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK
Aristo’ya göre hem erdemli olma hem de kötü olma insanın kendi elindedir. İnsan tercihini isteyerek yapar. Tercih, insanın her açıdan düşünerek verdiği karardır. Tercihte “iyi” ya da “kötü” söz konusudur. İnsan, bilgisizlik nedeniyle, enine boyuna düşünemediği için, iyiye ulaşmak istese de kötüye ulaşabilir.
Erdemli olmak da erdemsiz olmak da, insanın kendi isteğine bağlıdır. Başka değişle, insanın iyi veya kötü olması kendi elindedir. Dolayısıyla, insan eylemlerinden sorumludur. Eylem bilgisizlikten yapılmış olsa bile, bilgisizliğinden insanın yine kendisi sorumludur. Görüldüğü gibi, Aristo’da ‘yapmada’ da ‘olmada’ da ontolojik anlamda mutlak bir özgürlük vardır.   ********   M.S. 2016-M.Ö. 500   “Anayasa Mahkemesinin kararına uymuyorum.” T.C. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, 2016.   “Beni idama mahkum eden yasalar yanlış ve yargıçlar kötü niyetli olsalar bile, toplum düzeninin korunması için, o yanlış karara saygı gösterir, baldıran zehrini içer ve hakkımda verilen maksatlı idam hükmünü kendim yerine getiririm.” Sokrates, M.Ö. 500.   *******   Tüm dinler, tüm peygamberler, tüm filozoflar, tüm İslam evliyaları, tüm bilge kişiler, insanın içindeki esas Şeytanın KİN olduğunu söylerler     Anlamakta güçlük çekenlere ipucu: 70 yıl yerli, yabancı kaynaklardan sürekli olarak okuduklarımdan edindiklerimi mezara götürmek istemiyorum   *********
DESCARTES AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

İnsanın anlama yeteneği sınırlı, isteme yeteneği sonsuzdur. Bu nedenle insan, ancak kesin olarak anlayıp bildikleri için özgür olabilir. Anlama yeteneği sınırlı olan insan, pek çok gerçeği anlayıp bilemediği için, sonsuz isteklerini karşılama eylemlerinde hatalar ve yanlışlar yapar. Eğer insan yanlış ve hata yapmak istemiyorsa, yalnızca sonsuz istekleriyle değil, aynı zamanda sınırlı anlama yeteneğiyle gerçekleri anlama yönünde de çaba göstermeli, başka değişle doğru eylemleri öğrenmelidir.
İnsanın yetenekleri Tanrı tarafından belirlenmiştir. Eğer insan anlama yeteneğini geliştirerek doğruları öğrenirse, yanlışları ve hataları giderek azalır. Bu nedenle insan, hata yapıp yapmamakta özgürdür. İnsan, gerçeği kesin olarak anlar ve bilirse, yanlış ve hata yapmaz ve özgürlüğün tadına varır.     Descartes’e göre insan, verdiği nimetlerden dolayı Tanrıya şükretmelidir.  Özgür insana yanlışları ve hataları yaptıran eksiklik, isteklerin kötüye kullanılmasındadır. Gerçekten de özgürlüğün kötüye kullanılması, ne Tanrının verdiği yetenekte, ne de yanlış ve hatalı yapılan eylemin Tanrıdan gelen kısmındadır. Doğruları öğrenip gerekeni yapan insanı, Tanrı asla aldatmaz.   Sonuç olarak Descartes’e göre, cahil insanın özgürlüğü kötüye kullanma olasılığı yüksektir. İnsana kötü tercihleri yaptıran Tanrı değil, insanın kendi cahilliğidir.   ********
AUGUSTİNUS AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Augustinus’a göre, İnsanların iyiyi ya da kötüyü seçmeleri kendi ellerindedir. Tanrı her insana kendini buldurma çağrışımını ve duygusunu da vermiştir. Her insanın kendi içine dönme, başka deyişle, Tanrıya dönme olanağı vardır. İnsan isterse, ruhun isteklerine tabi olarak Tanrı katına yükselebilir, isterse bedeninin isteklerine tabi olarak yaşayabilir. Dolayısıyla herkes kendi davranışlarından sorumludur. Nedeni, nasıl davranacağını insan kendisi belirlemektedir.  

SPİNOZA AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK   Spinoza’ya göre, Tanrının kendisi hür olurken, eserlerinde irade özgürlüğü yoktur. Dolayısıyla, Tanrının bir eseri olan insanın da irade özgürlüğü yoktur.

Bizim eylemlerimizi özgürlük içinde yaptığımızı düşünmemiz, aslında gerçek değil, bir sanıdan ibarettir. Bir zorunluluk vardır, ancak biz bu zorunluğu göremiyoruz. Önemli olan, insanın bu zorunluluğun farkına varmasıdır. Ancak bilge insanlar, bu zorunluğun fakına varabilirler. Diğerleri yalnızca özgürlük sanısı içinde yaşar giderler.   Sipinoza’ya göre, irade hür olmayan zorunlu bir yetenektir. Zorunlu bağlantılardan çıktığı için, ruhun da irade özgürlüğü yoktur. Evrende ne oluyorsa, zorunlu bir nedensellikle oluyor. Tanrının dışında hiçbir varlık, kendi doğasının zorunluluğuyla kendi kendisinin nedeni değildir. Her nesne, hep başka bir nesneyi gerektirdiği için, nesneler arasında kesintisiz bir bağlantı vardır. Bu kesintisiz bağlantılar rastlantıyı ortadan kaldırıyor. Aynı zincirleme düşünceyle, her olay başka bir olayı gerektiriyor. Dolayısıyla ruhsal dünyada irade özgürlüğü yoktur. Özgürlük bir kuruntudan ibarettir. Özgürlük ve rastlantı var dememiz, asıl nedenleri bilmemizden kaynaklanır.   ********
HUME AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Hume, özgürlük var mıdır yok mudur tartışması yapmamıştır. Bunun yerine, insanların özgürlüğe bakışıyla ilgilenmiştir. Başka deyişle, Hume göre, insan anlarsa özgürlük vardır, anlamazsa yoktur. Zorunluluk, sadece olgulardadır. Oysa, gerçekte böyle bir zorunluluk yok. Yarın güneş doğabilir de, doğmayabilir de. Güneşin yarın doğacağını söylemek, bugüne kadar hep doğduğunu gördüğümüzden kaynaklanır. Başka deyişle, bir alışkanlık nedeniyle güneşin yarın da doğacağına inanıyoruz.

Tıpkı doğadaki art ardalık gibi, isteklerimizde ve eylemlerimizde de bir art ardalık var. Bu art ardalığı, bizdeki zorunluluk alışkanlığından dolayı, “zorunluluk” olarak tanımlıyoruz. Zorunluluk fikri, nesnelerin kendisinde değil, bizdedir. Bir oluşun art arda olması, her zaman olacağını göstermez. Her zaman böyle olacaktır diye zorunluluk ilişkisi kuran biziz.

Özgürlük, rastlantısal ya da nedensiz eylemde bulunmak demek de değildir. Anlama yeteneklerimiz sınırlı olduğu için, özgürlüğü yanlış tanımlıyoruz. Özgürlük, gördüğümüz sanal zorunluluğun ta kendisidir. Özgürlük, zorlamanın değil zorunluluğun karşıtıdır. Rastlantı ya da tesadüf diye bir oluş yoktur. Hareketsiz durmayı, hareketli olmaya tercih edersek, hareketsiz durabiliriz. Zorunluluk, tercih ettiğimizi yapmaktır.

Hume göre tartışma, tamamen dilseldir. Biz açık seçik anlatabilirsek, özgürlük tartışması ortadan kalkacaktır.     MURPHY YASASI: İnsan güvenilirliğine dayalı hiçbir sistem güvenilir değildir.   ********   GÜZEL KADIN, YAKIŞIKLI ERKEK VE PARA, YALNIZCA ERDEM SAHİPLERİNİ ASLA YOLDAN ÇIKARAMAZ. DİĞERLERİNİ KOLAYCA ÇIKARABİLİR   İstanbul Edebiyat Fakültesindeki Felsefe Hocamız, bir gün sınıfa girince bize,   “ – Arkadaşlar ben 40 bin liralık namusluyum.” demişti. Ben,

“ – Peki hocam 50 bin liralık namuslu değil misiniz? diye sorunca,   “ – Daha teklif eden olmadı.” demişti.   Nur içinde yatsın, bugün hocamın ne demek istediğini, bazı çok çok büyük Türkiye namuslularına bakınca anlıyorum.     Kopenhag’dan sonra Seul Belediyesi de, internetin insan hakkı olduğunu kabul ederek, artık ücretsiz internet hizmeti vereceğini duyurmuştur   **********
KANT AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Kant’a göre, “Özgürlük, ahlak yasasının varlık nedenidir. Ahlak yasası ise, özgürlüğün bilinme nedenidir”.
Kant, negatif özgürlük ve pozitif özgürlük olarak iki tanım yapar. Negatif özgürlüğü, saf akıl sağlar. Negatif özgürlük, zorunluluğa bağlı olmadan eylemde bulunma olanağıdır. Aklın kendi kendine yasa koyması ise pozitif özgürlüktür.

İnsanın kendine özgü ilkeleri, ancak ahlak yasasına uygun olduğu zaman özgür olur. Kant’a göre, negatif özgürlük yok ise, pozitif özgürlük de yoktur. İnsanın ahlak yasasını istemesi, aynı zamanda iyiyi de istemesi olacağı için, böyle bir özgürlükte, hem kendimizi hem de başkalarını koruyabiliriz.     FELSEFEDE İDEALAR KURAMI   “İdealar kuramı”, felsefede önemli bir ilke olarak Eflâtun (Platon) tarafından ortaya atılmış ve bilgi (episteme) anlayışından doğmuştur. Gerçek bilginin ancak idealar âleminde bulunabileceği temeline dayanır.   Kuram, adını Eflatun’un felsefe bakımından aydınlanmamış insanları bir yeraltı mağarasında ellerinden, ayaklarından ve boyunlarından zincire vurulmuş ve arkaları gerçeğe dönük olarak resmettiği ünlü mağara benzetmesinden ya da analojisinden almıştır.   Mağara örneğinde vurgulandığı gibi, insanlar; olaylara kendi özel mağaralarından, sadece mağaralarının arka duvarlarına baktıkları için, kolay kolay mutlak gerçekliğe ulaşamazlar. Çoğu insan gerçeğin görüntülerini gerçek sanarak ömrünü tüketir gider. .   *******   HEGEL AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Hegel açısından, geçekliğin en temel öğesi ‘idea’dır. Var olanlar, ideanın bir görünümüdür. Gerçekliğin yapısı idea olurken, oluşmayı sağlayan ilke de diyalektik (ikilem) olmaktadır. İdea, hem bir kavram hem de gerçek olandır. Her varlık idea görünümüdür. İdea, varlık bakımından ilk, bilinme bakımından ise sondur.
Hegel’e göre her varlık, zorunlu olarak kendi işlevini yapar. Önemli olan bu zorunluluğun bilincine varmaktır. İnsanı özgür kılan, aslında bu bilinçtir. Hegel, “doğulular (dolayısıyla Türkler) bu bilince ulaşmadıkları için özgür değildirler” der.

Hegel’e göre ruh, her varlığın, her oluşumun temeli ve taşıyıcısı olan ideaya doğru kendisini yavaş yavaş yayarak ilerler. İşte ruhun dünya tarihi içinde kendisini bu şekilde yayması, insanın da her türlü düşünme ve eylemde bulunmasını belirler. İnsanın özgürlüğü, ruhun kendisini yaymasına bağlıdır. Ruh kendisini ne kadar yayarsa, biz de o kadar özgür oluruz.

Özetle belirtmek gerekirse ruh, kendisini tam olarak yaydığında, başka deyişle, ideaya ulaştığında, tamamen özgür olacaktır. İnsan da ancak, bu diyalektik gidişi bildiğinde özgür olacaktır.   *********

SCHOPENHAUER AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Hegel’deki ideanın yerini, Schopenhauer’de “irade-istenç” alır. İrade, var olanı var kılandır. Görüntü olarak dünya, iradenin nesneleşmiş halidir.
İrade; değişmezdir, öncesizdir, sonrasızdır ve özgürdür. Kendisi obje haline getirilemez. Doğrudan doğruya bilgi konusu yapılamaz. Her varlık, oluş ve oluşumun temelidir, birdir ve tektir. Dünya denilen varlık, bu özellikleri taşıyan iradenin nesneleşmesidir.

Schopenhauer’e göre, var olma irade, bizi sürekli olarak etkisi altında tutar. Sonunda kötülük ve acıdan başka bir duygu vermeyen davranışlara sürükler. Aslında önemli olan, bizim bireysel varlığımız değil, insan türünün devamıdır. Bu nedenle insanoğlu, evrensel iradenin bir oyuncağıdır. Dolayısıyla insan sürekli bir aldanış içinde bulunur. Ancak, bütün bu olumsuzluğa rağmen, yine de insanoğlu, kavrayış gücü ve zekası ile bu iradeyi ortadan kaldırıp yok edebilir. Böylece temiz ve ahlaki bir yaşam sürebilir. Acı veren bütün istek ve tutkuların ötesine geçebilir. Bunu başardığında ise, artık insan özgürdür.   *********

NİETZSCHE AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Nietzsche, özgürlük açısından insanları sınıflandırmıştır.
Sürü insan; içinde bulunduğu değerleri yüklenerek, onlara uyarak, onların dışına çıkmadan ömür boyu yaşamaya devam eden insandır.
Nihilist insan; bu insan tipi, tüm değerlere hayır der. Hiçbir değer onun için bir anlam ifade etmez. Nihilist tip de kendisini iki şekilde gösterir:

Aktif nihilist (anarşist); saldırgan, kırıp döken, yerine bir şey koymayan insandır.
Pasif nihilist; kendi köşesine çekilen, tüm dış dünya ile ilişkisini kesen insandır. Bu tip insan hiçbir değerlendirme yapmaz.

Nietzsche’ye göre nihilist dönem mutlaka aşılması gereken bir dönemdir. Bu dönemde kalmak çok tehlikelidir. Bu dönem aşılmazsa kişiyi yok olmaya, çöküntüye hatta intihara götürür.

Yaratıcı tip; en belirgin özelliği özgürlük olan insandır. Yaratıcı insan, özgürlüğe, bilinen bütün değerlere hayır diyebilme durumu olarak bakar.   Özgürlük, kişinin kendisini aşmasında zorunlu olarak geçirmesi gereken bir ara dönemdir. Özgür insan, aslında, ‘üst insan’dır. Yaratıcı insanda, üst insan olma donanımı vardır. Aslında her bir insanda da bu donanım vardır. Ancak, sürü insan ya bunun bilincinde değildir ya özgür değildir ya da hayır demeyi başaramamıştır. Dolayısıyla, böyle bir durumda da, sürü insanlarının yapıp etmelerinin hiçbir değeri yoktur.   ******* Felsefe azar azar özümsenebildiği için; CAMUS ve SARTRE açısından özgürlüğün özetlenmesini yarına bırakıyorum     MŞ UYARISI Yeryüzünde bugüne kadar söylenmemiş hiçbir söz, düşünce ve fikir, üzerinde tartışılmamış hiçbir kavram kalmadığını kanıtlamak için, kesin kabul görmüş filozofların sadece özgürlük üzerinde bile ne kadar farklı görüşler ortaya attıklarını özetlemeye çalışıyorum. Amacım, okuma özürlü olduğumuzu ve çağdaş dünya düşünce ortamından ne kadar uzak olduğunu göstermektir. Ne olur bundan sonra, “Bana göre, benim düşünceme göre, fikrimce, kanaatimce, kanaatindeyim …”ve benzeri temelsiz içe doğuşlarınızı söylemeden önce, “Acaba benden öncekiler bu konuda neler düşünmüştür?” diyerek, biraz araştırınız ve Amerika’yı yeniden keşfeder duruma düşmeyiniz! Bilmediğiniz konularda sanki bilirmiş gibi ifadeler kullanırsanız, konunun tarihini ve tarihteki tartışmalarını bilenler, içlerinden size “Hadi oradan be cahil!” diyerek acı içinde size gülümserler ve sizi adam yerine koymazlar     MURPHY YASASI: Alışkanlıklarımızı, yol ve yöntemlerimizi, rotamızı düzeltmek için sarf ettiğimiz çaba, zamanla geometrik olarak artar   *********
A. CAMUS AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Camus’a göre, insan türünün özgür olmadığı açıktır. Eğer insana özgürlüğü Tanrı vermişse, ölümlü olduktan sonra bu özgürlüğün bir önemi yoktur. Bu uyumsuzluğun ya da saçmalığın (absürtlüğün) bilincine varmak, insana sınırsız bir eylem özgürlüğü sağlar. Bu durumdaki insan, ya kendi köşesine çekilir ya intihar eder ya da başkaldırır. İnsan, ölümlü olmaya da, zaman içinde kendisine koyulan koşullara da başkaldıran bir varlıktır.

Camus’ye göre, saçmalığın (absürdün) bilincine varan insanın, kendisine sınırlar çizerek, o sınırlar içinde eylemde bulunması, iyi olan özgürlüktür. Bir de kötü (negatif) özgürlük vardır. İnsanın eylemlerine sınırlar koymaması kötü (negatif) özgürlüktür. Negatif özgürlük çok tehlikelidir. Bu tür özgürlükte, insan varlığının ortadan kalkması bile söz konusu olur.   Camus açısından üzerinde durulması gereken soru şudur: “Yaşamakta olduğumuz hayatın anlamı sorulduğunda ve bunda bir anlam görülmediğinde intihar etmeli miyiz yoksa etmemeli miyiz?”   Böyle bir soruyu, sıradan insan ve ahrete inanan bir insan sormaz. Bu soruyu soran insan ise, kendisini bir uyumsuzluğun içinde bulur. Böyle bir durumda insanın varlığı tehlikededir. Nedeni, artık kişi, her şeyi saçma ve anlamsız olarak görmeye başlar. O halde insanlığın korunabilmesi için, özgürlüğe bazı sınırların çizilmesi gerekir.

J.P.SARTRE AÇISINDAN ÖZGÜRLÜK

Sartre göre, “Varoluş, özden önce gelir”. Önce insan vardır. İnsanın özü, insan var olmadan önce tasarlanıp belirlenmemiştir. Başka deyişle, insanın doğası belirlenmemiştir. İnsan, olmak istediğidir. Kendisini ne yaparsa odur. İnsan kendisini kendisinin tasarladığı varlıktır. İnsan hem kendini yapar, hem de yaptıklarıyla kendisini tanır.

İnsan, kendi başına bırakılmıştır. Bu nedenle, özgür olmaya mahkumdur. Dolayısıyla insan, her tür eyleminden sorumludur. Bunun yanında insan, hem kendisinden hem de çağdaşlarından sorumludur. Nedeni, insan, hangi çağda yaşamak istediğini kendisi seçer. İsterse, ilk çağ koşullarında, isterse son çağ koşullarında yaşar.

İnsan kendisini seçerken, başkalarını da seçer. Bu nedenle başkalarından da sorumludur.   Sartre, “Tanrı olsaydı sorumlu olmayabilirdik, ama tanrı yok olduğu için, hem eylemlerimizden, hem kendimizden hem de çağdaşlarımızdan sorumluyuz” der.   Birkaç gündür kısaca tartışılan “özgürlük” kavramının içini, filozofların nasıl doldurduklarına değinilmiştir. Türkiye’de hemen her gün dillerden düşmeyen, bu önemli kavramın yeterince bilinip bilinmediğini okuyuculara bırakıyorum.   ********   Mantıksızca nefret edilen insanlar, fikirler, imgeler ve sanat eserleri, megaloman kişileri öfkelendirir onlara mantık dışı eylemler yaptırır   ********   “SOLON SOLON SOLON!”   Milattan önceki Yunanlıların filozoflar şehri Atina’nın ünlü hukukçusu Solon, Lidya’nın görkemli dönemlerinde, Kral Krezus’un davetlisi olarak Sard şehrine gelir. Sard, o günkü dünyanın en mamur, en yaldızlı ve en zengin şehriydi. Kralı Krezus ise, Sard’ın en varlıklı ve kendini en beğenmiş hükümdarıydı.   Haşmetli Kral Krezus, Solon’a bütün ihtişamını, görkemli sarayını, altın ve gümüş işlemeli eşyalarını, dayalı döşeli salonlarını, odalarını, güzel hizmetçilerini ve hazinelerini, gösterdikten sonra;   ” – Söyle bakalım Solon, bu dünyada benden daha bahtiyar ve daha üstün kim var?” diye sorar. Solon; ” – Yaşayan bir insanın saadeti ve en üstünlüğü hakkında hüküm verilmez. Nedeni, Tanrı insanlara bir saadet ve üstünlük şimşeği ihsan eder. Ancak, bu ihtişamın ardından böbürlenenleri, kibirlenenleri, en üstünlük taslayanları ve şükretmeyenleri, bu tür davranışlarından dolayı hiç beklemedikleri bir felakete sürükler.” Solon Sard şehrinden ayrıldıktan sonra Krezus, bir av esnasında oğlunu kaybeder. Ardından karısı ölür. Bir süre sonra da Pers Kralı Kuraş’a karşı Pterium savaşını yapar, yenilir ve esir düşer. Pers Kralı Kuraş, esiri Krezus’u bir ateş yığınında tam yakmak üzereyken, Krezus, üç kez; “ – Solon,Solon,Solon” diye bağırır. Kuraş, bu haykırışın nedenini öğrenmek için, Krezus’u ateş yığınını üstünden indirtir. Krezus’un “Solon, solon, solan” diye bağırmasının nedenini öğrenince, bir gün kendi başına da aynı olayın gelebileceği empatisini yaparak, esir kralı affeder.   SORU: Şimdi “fol yok yumurta yok”. MŞ bu tarihi olayı niçin paylaştı acaba?   ********   MURPHY YASASI: Tek saati olan, saatin kaç olduğundan emindir. Daha fazla saati olan ise, saatin kaç olduğundan emin olmaz ve başkasına sorar     Hz. Ömer halife seçildikten sonra, kendi parasıyla bir adam tutar ve günün belirli saatlerinde “Ya Ömer Allah’tan kork, ölüm var!” dedirtir   ******* Son çağın adları: Uzay çağıBilgisayar çağı,Hız çağıYenilik çağıİleri teknoloji çağıBilgi çağıVahşi kapitalizm çağı   ********   Türkiye hangi çağda yaşıyor olabilir? Orta çağParalel çağİmam hatip çağıİlahiyat çağıDeneme yanılma çağıAKP çağı   ******* Boğaziçi Üniversitesi’nin 153 yıllık kampüsünde, bir mescit ve iki dua odası açıldı. Artık bilimsel araştırmaları dindar öğrenciler yapacak   ******** Müspet bilim ışığında gidenler uzayda yaşamaya başlayınca, Türkiye ve benzerleri, kirlettikleri yeryüzünde tek başına kıyameti bekleyecektir   *******   İslamiyet öyle muamma bir alan ki!1400 yıldır tüm kaynaklar ve kadrolar “İslami Araştırmalara harcandı, ama hala kesin bir sonuca varılamadı   ******* İstatistikler, doğal dürtüler bastırıldığına, ayıplandığında, yasaklandığında, doğal tepkilerin ve cinsel suçların arttığını göstermektedir   ******** İnsanın akıl yürütme, nesnel gerçeklikleri algılama, kavrama, yargılama, sonuç çıkarma ve koşullara uyma yeteneklerinin tümüne ZEK denir   ******** Uygar dünyadan farklılıklara değil, benzerliklere odaklanmalıdır. Doğuda hanedanlık, diktatörlük, dayatma, cehalet, zulüm, kan ve göç vardır ******* Beni batı hayranı olmakla eleştirenlere “Doğuda bir tek adil yönetim, hukuk, mutluluk gösterin de batı hayranı olmaktan vaz geçeyim” diyorum   ******** MURPHY YASASI: Problemi tanımlamak için uzun zaman harcarsanız, eski problem yeni problemler üretir, dev gibi büyür ve sizi bin pişman eder     YORUMSUZ   Nasrettin hocayı, gelin adayını hiç görmeden, görücü usulüyle evlendirmişler. Gerdek sabahı işine gitmek üzere evden ayrılmak üzere olan Hocaya, karısı;   “ – Hocam, akrabalarından kime görüneyim kime görünmeyeyim” diye sorunca, Hoca,   “ – Bana görünme de kime görünürsen görün” demiş.     AKADEMİK TEŞVİK ÖDENEĞİ   Geçen sene üniversitelerde “Akademik Teşvik Ödeneği” diye yeni bir uygulama yürürlüğe konunca, hayretten dona kalmıştım. Nedeni, bilimsel çalışma vermeye dayalı bir aşk değilse, almaya dayalı bir kurnazlık haline gelir.   2016 yılında ilk uygulamasını görünce, yeni ödeneğin konma nedenini anlayıverdim ve bir kez daha Türk üniversitelerinden umudumu kestim.   Akademik Teşvik Ödeneği uygulaması kısaca şöyle yapılmaktadır:   Öğretim üyeleri çalışmalarını YÖK’e bildiriyorYok değerleme ölçütlerini ve çalışmaları üniversite bölümlerine gönderiyorBölüm başkanları ödüle layık görünen öğretim üyelerini üniversite rektörlüklerine gönderiyorRektörlükler, diledikleri öğretim üyelerine her ay 1000 lira ile 175 lira arasında öğretim üyelerinin maaşına ek ödeme yapıyor   Eeeee! Bunun neresi yanlış diye soranlara yanıt: Rektörleri Cumhurbaşkanı, bölüm başkanlarını da rektörler atar. Böyle bir sistemde, Rektörlerin sevmediği bir öğretim üyesi ödül alsın ve Türkiye de görsün bakalım!   Keşke yaşım uygun olsaydı da emekli olmasaydım. Rektörümün gözüne girmek için ne gerekiyorsa yapardım ve buna tenezzül etmeyen öğretim üyelerine hem maddi fark atar, hem de onlara “ödül bile alamayacak kadar yeteneksizsiniz” demenin keyfini çıkarırdım.     ZAMAN’NIN zamanı gelmişti. “Yönetim Bilgi Sistemi” adlı kitabımın içindeki bir cümle için günlerce aleyhimde yazmıştı. “Eden bulur” ve buldu   *********   DÜNYA KADINLAR GÜNÜ (DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ)   Birleşmiş Milletler tarafından belirlenmiş olan “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”, kadınların erkeklerle sosyoekonomik, siyasal ve yasal açılardan eşit olduğunun vurgulandığı bir gündür. Türkiye’de ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır.   “Cennet anaların ayakları altındadır” diyen bir Peygamberin ümmeti olduğunu iddia edenlerin yaşadığı Türkiye’de, kadınların çektiği çileler şu şekilde sıralanabilir:]   (1) Aile içi şiddete, kabalığa, zorbalığa, dayatmaya ve işkenceye maruz kalmak (2) Toplumsal baskıya ve kültürel aşağılanmaya maruz kalmak (3) Eğitim ve öğretim imkânlarından yoksun bırakılmak. (4) Çalışma hakkından yoksun bırakılmak. (5) İş yerlerinde ayrımcılığa ve gelir adaletsizliğine maruz kalmak (6) Cinsel istismara ve tecavüze maruz kalmak (7) İşyerinde gizli veya açıktan mobbing uygulamasına maruz olmak (8) Birlikte yaşayacağı erkeği özgür iradesi ile seçme hakkından kısmen veya tamamen mahrum olmak   Böyle bir ülkede, Dünya Kadınlar Gününde, kutlamamı yapılmalı yoksa üzülmemi yapılmalı bilemiyorum ki!   Türkiye’de de kadın erkek ayırımının değil, “iyi insan” “kötü insan” ayırımının yapılmasını ve kötü insan sayısının azaltılması konusunda yapılması gerekenlerin yapılması dileğiyle….   **********   EKONOMİK EYLEMLER

İnsanlar, yaşamlarını sürdürmek için çalışmak durumundadırlar. Bu amaçla mal, hizmet ve bilgi üretirler. Mısır, buğday, süt gibi mallar çiftliklerde; kâğıt, araba, buzdolabı gibi mallar fabrikalarda üretilir. Hizmetler okul, hastane, berber gibi ekonomik birimlerden sağlanır. Bilgi ise, üniversitelerden veya işletmelerin araştırma ve geliştirme bölümlerinden elde edilir.

Bazı insanlar malları, bazıları hizmetleri ve bazıları da bilgileri üretip pazarın beğenisine sunarlar. Bazıları ise, her üçünü birden üretip pazara sunarlar. Örneğin, araba satış yerlerinde, hem araba satın alınır, hem araba konusunda bilgi sağlanır, hem de arabanın bakım-onarımı yaptırılır. 

İnsanların gelir elde etmek amacıyla yaptıkları işe, ekonomik faaliyet denir. Ekonomik faaliyetler, bir kasabanın, bir şehrin, bir ülkenin veya bütünüyle dünyanın ekonomik sistemini oluşturur. Ekonomik sistem, İnsanların yaptıklarının ve istediklerinin toplamıdır. Gerçekten de insanlar, gereksinmelerini kendi üretimleriyle ya da başkalarının üretimlerini parayla satın alarak karşılarlar. Aslında, insanların büyük bir kısmı mal, hizmet veya bilgi satın alabilmek için, yeterli miktarda parayı kazanmaya çalışırlar. Kazandıkları parayla hem mal hizmet ve bilgi gibi zorunlu gereksinmeler satın alırlar, hem de çocuk oyuncağı, sinema bileti veya kitap gibi zorunlu olmayan, ancak kişiye özgü ruhsal doygunluk sağlayan tercihler satın alırlar.   ******** Mademki; Cihanın bütün hallerinden haberdarsınız, Ey gafiller! Dünyanın işvesine aldanmayınız; Ve aziz ömrünüzü, Heder etmeyiniz; Haydi! Vakit kaybetmeyiniz; Yâri arayınız. Haydi! Vakit kaybetmeyiniz; Muhabbet şarabı içiniz.   ÖMER HAYYAM   *******   MURPHY YASASI: Bütün olasılıkları denediğiniz halde çözemediğiniz bir problemi, hiç önem vermediğiniz birisi, kolayca çözüverir   ********   Tek Tanrıya inandığı için ölüme mahkum edilen Sokrates’e eşi   “Kaksız yere öldürülüyorsun” der. Sokrates,   “Haklı yere mi öldürülseydim?”   ********   Mutluluk, dış etkenlerden çok kişinin kendi düşünsel yapısından ve olayları iyiye yorumlama işleyişine sahip mantık yeteneğinden elde edilir   ********   “BENİM HÜZÜNLÜ OROSPULARIM”, G. G. MARQUEZ, 1982 Nobel Edebiyat Ödülü. Roman. Bugün okumaya başladım. Bakalım nasıl? Adından etkilendim de!   ********   “ – Sizin yaşınızda bu ağrı doğaldır” dedi dişçi “ – Öyleyse doğal olmayan benim yaşım” dedim “ – Sanırım siz bir filozofsunuz” dedi dişçi.   *******   İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ (İHEB)   Dünyadaki insan sayısı kadar “DOĞRU” olması gerçeği, başka değişle “Herkesin Doğrusunun Kendisine Ait Olması” gerçeği, içinden çıkılmaz tartışmalara, kavgalara, savaşlara, köleliğe, vahşiliğe, dehşete, istismara, yoksulluğa, anarşiye ve teröre neden olmuştur.   İnsanlık onuruna hiç ama hiç yakışmayan bu insanın insanı amansızca sömürme uygulamaları, insanlık âleminin vicdanını isyan ettirmiştir.   İkinci Dünya savaşından sonra 10 Aralık 1948’de, BM Genel Kurulu‘nun Paris‘te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiri, tüm insanlar için geçerli olan “DOĞRU STANDARTLARI” anlamına gelir.   30 maddelik İnsan Hakları Evrensel Bildirisini gizliden veya açıktan çiğneyen kimse, kim olursa olsun, insanlık suçu işlemiş sayılır ve yargılanır.   Madde-1:   Bütün insanlar özgürlük, saygınlık ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.   **********   İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ Madde-2   Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi görüşe veya diğer herhangi bir inanç, milli veya sosyal köken, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin, bu bildiride ilan olunan bütün haklardan ve bütün hürriyetlerden yararlanabilir.   Bundan başka, bağımsız ülke uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, özerk olmayan veya başka bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke uyruğu olsun, bir şahıs hakkında, uyruğu bulunduğu ülke veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir.   ***********   İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı E. ÖZİNCE “Faiz değil enflasyon haram” MŞ “İkisi de haram” Nedeni birbirini tetikleyen sömürü araçlarıdır   Resim, heykel, beste ve benzeri sanatlarda yeteneksiz olan, bir çalgı aleti tıngırdatamayan insanların tek amacı, her fırsatta konuşmak olur ********* İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ Madde-3   Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği her bireyin hakkıdır     İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ   Madde-4   Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır   ************ İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ   Madde-5 Hiç kimse işkenceye, acımasızca, insanlık dışı, onur kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz ************* İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ   Madde-6   Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuki kişiliğinin tanınması hakkı vardır     DEĞİŞİME KARŞI OLANLARIN TUTUMLARI

(1) Kendini değişime uzak hisseder (2) Değişime kayıtsız kalır (3) İşine ilgiyi azaltır (4) Sadece kendisine söyleneni yapar (5) Değişimi protesto eder (6) Çok az çalışır (7) İşini yavaşlatır (8) İşini aksatır (9) Devamsızlık göstermeye başlar (10) Bilinçli olarak yanlışlar yapmaya başlar (11) İşleyişi bozar veya sabote eder (12) İşten ayrılır

NOT: TÜRKİYE NÜFUSUNUN YARISI, OLUMLU MOTİVE EDİLMEDİĞİ İÇİN, YÖNETİMLERİN GERÇEKLEŞTİRMEYE ÇALIŞTIĞI DEĞİŞİME KARŞIDIR.. BU KARŞI OLUŞ, VERİMLİLİĞİ OLUMSUZ ETKİLEMEKTEDİR                                    

******

29 Nisan 2014)

BAZI ÜLKELERİN NÜFUSLARINA GÖRE ATEİST ORANLARI

İsveç: %46–85

Danimarka: %43–80

Norveç: %31–72

Japonya: %64–65

Çek Cum.: %54-61

Finlandiya: %28–60

Fransa: %43–54

Endonezya, Bangladeş, Brunei, Tayland, Sri Lanka, Malezya, Nepal, Afganistan, Pakistan, Filipinler: %0–1

Kongo: %2–3

Zimbabwe: %4

Mozambik: %5

Güney Afrika: %1

Diğer: %0–1

Lübnan: %3

Ürdün: %1–5

Mısır: %1–5

Irak, Suriye, Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen: %0–2

TÜRKİYE %0,5-1

AÇIKLAMASI İMKANSIZ BİR SORU: Hangi ülkelerde insan haklarına saygı daha çok, hangilerinde daha azdır veya hiç yoktur? Niçin?

*****

YOL KESMENİN ANLAMI

Eski çağlarda yol kesenlere EŞKİYA denirdi. 2000’li yıllarda yol kesenlere ne deniyor acaba?

BEDEN İŞÇİLERİ BAYRAMI

Tanım:  Üretimden gelir elde etmek için yapılan eylemlere iş, bu işleri yapanlara işçi denir. Dört tür işçi vardır:

  • Beden işçileri,
  • Beyin işçileri,
  • Yönetim işçileri,
  • Girişim işçileri

Bugün üretimden en, daha en ve daha da en düşük payı alan beden işçilerinin bayramıdır. Kutlu olsun.

*****

NÜDİZM (1.5.2014)

Nudizm veya Naturizm, kişilerin vücutlarını utanmadan rahatlıkla sosyal olarak çıplak bir şekilde bir arada ve doğa ile bütünleşmiş olarak bulunabilmeleri halidir. Seksüel bir anlam taşımayan nudizm, 14 Aralık’ta Almanya’da çıkan bir yasayla şehrin altı bölgesinde serbest bırakılmıştır.
KAYNAK: Le Monde, Le Figaro, AFP.

ÇELİŞKİYE BAKINIZ: Bazı ülkelerde yasaklar artar, bazı ülkelerde yaşam tarzına saygı artar. Almanya, Dünyanın en büyük üçüncü ekonomisine sahiptir. Bu ahlaksız Almanya niçin batmıyor? Anlaşılır gibi değil doğrusu.

*****

ADALETSİZ VE YALANCI İNSANA YAKIŞAN BİR SIFAT BULMAK ÇOK ZORDUR

“Bir günlük adalet, 60 yıllık ibadetten daha faziletlidir.” Hz. Muhammet.

“Bütün kötülüklerin kaynağı olduğu için yalan, bu dünyadaki en büyük onursuzluktur.” MŞ

SORU: Bir insan hem adaletsiz hem de yalancıysa, ona hangi sıfat uygun düşer?

*****

Formun Altı

K. Husnu Can Baser’in Paylaşımının MŞ tarafından tercüme edilmiş Durumu (29 Nisan 2014)

HOW TO MAKE A MAN HAPPY( ERKEK NASIL MUTLU EDİLİR):

  • Feed him (Besleyerek)
    2. Sleep with him (Birlikte uyuyarak)
    3. Leave him with peace (Huzur vererek)
    4. Don’t check his phone (Msgs) (Telefonunu kontrol etmeyerek)
    5. Don’t bother him with his movements (Hareketlerini hoş karşılayarak)

So what’s so hard about that (Görüldüğü gibi, erkeyi mutlu etmek çok da zor değildir)?

HOW TO MAKE A WOMAN HAPPY (KADIN NASIL MUTLU EDİLİR):

It’s really not too difficult but… To make a woman happy, a man only needs to be (Bu gerçekten çok zor değildir. Yeter ki bir kadını mutlu etmek için, erkek şunları olabilsin):

  • a friend (Arkadaş)
    2. A companion (ahbap)
    3. A lover (aşık)
    4. A brother (Erkek kardeş)
    5. A father (baba)
    6. A master (akıl hocası)
    7. A chef (Şef)
    8. An electrician (Elektrikçi)
    9. A plumber (Tesisatçı)
    10. A mechanic (Tamirci)
    11. A carpenter (Marangoz)
    12. A decorator (Dekoratör)
    13. A stylist (Modacı)
    14. A sexologist (Seksoloji uzmanı)
    15. A gynecologist (Kadın hastalıkları uzmanı)
    16. A psychologist (Ruh bilimci)
    17. A pest exterminator (Bela defedici)
    18. A psychiatrist (Akıl hastalıkları uzmanı)
    19. A healer (Falcı)
    20. A good listener (İyi bir dinleyici)
    21. An organizer (Organizatör)
    22. A good father (İyi bir baba)
    23. Very clean (Tertemiz)
    24. Sympathetic (Cana yakın)
    25. Athletic (Sportif)
    26. Warm (Sımsıcak)
    27. Attentive (Kibar)
    28. Gallant (Görkemli)
    29. İntelligent (Zeki)
    30. Funny (Komik)
    31. Creative (Yaratıcı)
    32. Tender (Duyarlı)
    33. Strong (Güçlü)
    34. Understanding (anlayışlı)
    35. Tolerant (Toleranslı)
    36. Prudent (Mantıklı)
    37. Ambitious (Tutukulu)
    38. Capable (Yetenekli)
    39. Courageous (Cesur)
    40. Determined (azimli)
    41. True (Sadık)
    42. Dependable (Güvenilir)
    43. Passionate (Hırslı)

WITHOUT FORGETTING TO (AYRICA ŞUNLARIN YAPILMASI ASLA UNUTULMAMALIDIR):

44. give her compliments regularly (Düzenli olarak iltifatlar ve övgüler yapma)
45. Go shopping with her (Birlikte alışverişe gitme)
46. Be honest (Açık yürekli olma)
47. Be very rich (Varlıklı olma)
48. Not stress her out (Dışarı çıkmasına bozulmama)
49. Not look at other girls (Başka kadınlara bakmama)

AND AT THE SAME TIME, YOU MUST ALSO (AYNI ZAMANDA ŞUNLAR DA GEREKLİDİR):

50. give her lots of attention (Ona çok özen gösterilmeli)
51. Give her lots of time, especially time for herself (Özellikle bakımına ve süslenmesine uzun zaman tanınmalı)
52. Give her lots of space, never worrying about where she goes (Gideceği yer konusunda endişe duymayacağı kadar serbestlik tanınmalı)

BUT MOST OF ALL IT IS VERY IMPORTANT (ANCAK YUKARIDA SIRALANANLARDAN DAHA DA ÖNEMLİSİ):

53. never forget (Şunları asla unutmayınız)
*birthdays (Doğum günlerini)
*anniversaries (Yıl dönümü kutlamalarını)
*valentine (Sevgililer günü hediyesini)
*arrangements she makes (Liste halinde elinize verdiği alış verişleri yapmayı)

BARBAR

Fikir ileri sürerek üstün gelemediği ya da kendi fikrinde olmadığına inandığı kişi veya gruba kaba güçle saldıran,  güç gösterisinde bulunan, zarar veren veya onları yok etme arzusu taşıyan vahşi, yabani, ilkel, bencil, acımasız, kaba kişi ve gruplara BARBAR denir.

*****

UYGAR

Evrensel insan haklarına saygılı olan; bütün inanç ve yaşam biçimlerine eşit mesafede duran; fikir özgürlüğünü benimseyen; sorunların nezaket kuralları içinde tartışarak çözüleceğine inanan; içinde yaşadığı topluma saygının gereği olarak temiz ve güzel giyinen; bakımlı olan; eliyle, yüzüyle, diliyle, tavrıyla başka insanları incitmeyen kişi ve gruplara UYGAR denir.

*****

BENCİLLİK (EGOİZM)

Her durum ve her koşulda yalnızca kendi çıkarını koruyup gözeten, kendinden başka hiç kimseye bir yarar önceliği tanımayan; her türlü iyiliği, güzelliği, maddi ve manevi değerleri kendine mal eden, ben odaklı kötü ruhlu ve kötü ahlaklı kimselere BENCİL denir.

Bencillik, bütün dinlerde ve bütün ahlak sistemlerinde şiddetle kötülenmiştir. Özellikle İslam dininde insanlar bencillik yapmamaları konusunda defalarca ikaz edilmiş, bencil insanların sonlarının hem bu dünyada hem de öteki dünyada felaket olacağı çeşitli örneklerle vurgulanmıştır. İnsanları bencil davranışlardan vaz geçirmeye yönelik hadislerden kişi:

“Din kardeşini sıkıntıdan kurtarana hac ve umre sevabı verilir.”

“Kendi için istediğini din kardeşi için de istemeyen kimsenin imanı tam değildir.”

*****

DEVLET YÖNETİMİNDE BİRLEŞTİRİCİ VE BÜTÜNLEŞTİRİCİ POLİTİKALAR UYGULANMAZSA, “ÜLKENİN BÖLÜNMEZ BÜTÜN LÜĞÜ”  EDEBİYATINA RAĞMEN, DEVLETLERİN PARÇA PARÇA BÖLÜNMESİNE TÜRK TARİHİNDEN BAZI ÖRNEKLER

Büyük Hun İmparatorluğu, Doğu Hun ve Batı Hun Devleti olmak üzere ikiye bölünmüştür. Daha sonra, Doğu Hun devleti de Kuzey ve Güney Hun Devleti olmak üzere ikiye bölünmüştür.

Büyük Göktürk İmparatorluğu, Doğu Göktürk devleti ve Batı Göktürk Devleti olarak ikiye bölünmüştür.

Büyük Selçuklu devleti Suriye Selçuklu Devleti, Irak Selçuklu Devleti, Kirman Selçuklu Devleti, Horasan Selçuklu Devleti, Danişmentliler, Mengücekler, Saltukoğulları, Artukoğulları, İzmir Çaka Beyliği Anadolu Selçuklu Devleti ve diğer Atabeylikler olarak bölünmüşlerdir.

Anadolu Selçuklu devleti Karamanoğulları (1256-1487), Germiyanoğulları (1299-1429), Aydınoğulları (1308-1426),  Saruhanoğulları (1313-1410),  Karesioğulları (1304-1345), Candaroğulları (İsfendiyaroğulları) (1299-1260), Menteşeoğulları (1261-1425),  Hamitoğulları (1300-1425), Dulkadiroğulları (1337-1515), Ramazanoğulları (1353-1608) ve diğer Anadolu Beylikleri olarak bölünmüşlerdir.

Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasıyla, toprakları üzerinde 23 ayrı devlet doğmuştur.

SÖZÜN ÖZÜ: Kendi görüş ve inançlarını muktedir kılmaya çalışanlar, aslında bindikleri dalı keserler. Ancak bunu, ağaçtan düşüp paramparça olunca anlarlar ama iş işten geçmiş olur. Hem kendilerinin hem de kardeşlerinin sonunu hazırlamış olurlar. Aklınızı başınıza toplamak için hiç olmazsa Tarihten der alınız.

*****

DOĞRU SÖZÜ NE KADAR İNANDIRICI TARZDA SÖYLERSENİZ SÖYLEYİNİZ, O SÖZE UYGUN UYGULAMADA BULUNMUYORSANIZ SİZE AHMAKLARDAN BAŞKA İNANAN OLMAZ

Çelişki Örnekleri:

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Biz yaratılmışı hoş görürüz yaratandan ötürü.”  Politik uygulama: “Biz bize karşı olanların hem dirilerine hem de ölülerine farklı davranırız.”

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz içindir.”  Politik uygulama: “Hepimiz yalnızca birimiz içindir.”

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Biz halkın efendisi olmak için değil, halkın hizmetkarı olmak için geldik.”  Politik uygulama: “Biz hizmette önceliği bizi destekleyen halka veririz.”

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Biz hiç kimsenin yaşam tarzına karışmayız.”  Politik uygulama: “Biz bizim inançlarımıza uygun yaşayanları teşvik eder, yaşamayanları kınarız.”

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Komşusu açken tok yatanlar bizden değildir.”  Politik uygulama: “Biz önce bizden olduğuna inandıklarımızı doyururuz.”

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Adalet devletin temelidir.”  Politik uygulama: “Adalet sandıktan birinci çıkanların temelidir.”

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Biz Cumhuriyeti kuran partiyiz.”  Politik uygulama: “Biz 27 Mayıs1960 tarihinde Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin yıkılmasına razı olan partiyiz.”

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Biz kadınlara seçme ve seçilme hakkını veren partiyiz.”  Politik uygulama: “Biz kadınları seçim listelerinde kazanma olasılığı olmayan yerlere koyan partiyiz.”

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Biz altı okla simgelenen ilkelerden asla taviz vermeyen partiyiz.”  Politik uygulama: “Biz oy oranımızı artıracağına inanırsak altı oktaki ilkeleri görmezden geliriz.”

Politik amaçla söylenen doğru söz “Biz Dokuz Işık ilkelerine göre politika yaparız.”  Politik uygulama: “Biz gerektiğinde koşullara göre Dokuz Işık politikamızı değiştirebiliriz.”

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Biz ülkücü gençliğimiz ile bu vatanı asla böldürmeyecek güce sahibiz.”  Politik uygulama: “Biz Bölücü başının idam edilmesini önleyen yasa değişikliğini destekleyen partiyiz.”

Politik amaçla söylenen doğru söz: “Biz halkımızın demokratik haklarının verilmesi için mücadele ediyoruz.”  Politik uygulama: “Biz bağımsız bir Kürt devleti kurmak için savaşıyoruz.”

*****

KARAKUŞİ KADISININ ADALETİ

Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek görmüş. Karakuşi Kadı, fırıncıya “Ben bu ördeği alıyorum”  demiş. Kadının ününü bilen fırıncı ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin gerçek sahibi gelmiş ve “Hani benim ördek?” diye sormuş. Fırıncı boynunu bükerek “Uçtu” deyince kavga başlamış ve kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca çok korkmuş ve kaçmaya başlamış. Gayrimüslim de peşinde koşarken önüne çıkan bir duvarın üstünden atlarken, duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş ve hamile kadının çocuğunu düşürmesine neden olmuş. Kadının kocası da gayri Müslim’in peşine düşmüş. Bu arada can havliyle kaçan fırıncı da bir Yahudi vatandaşa çarpmış ve onu yere düşürmüş. Bu durma kızan Yahudi de peşlerine takılmış.

Sonunda zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı’nın karşısına çıkarmışlar. Kadı sırayla sormuş. Ördeğin sahibi, “Bu fırıncı ördeğimi hiç etti” diye şikáyet etmiş. Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş “Ne yaptın bu adamın ördeğini?” Fırıncı “Uçtu” demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış “Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar “Uçar anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil” diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş. Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikáyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş “Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Gayri Müslim’in tek gözü çıkarıla” Davacı Gayri Müslim  “Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?” diye sorunca Karakuşi Kadı  “Şimdi Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.” Demiş. Bu durumda doğal olarak gayrimüslim şikáyetinden hemen vaz geçince fırıncı, bu davadan da beraat etmiş. Çocuğunu düşüren kadının kocasına da Karakuşi Kadı, “Tamam’ sen de karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.” Demiş. Doğal olarak kadının kocası da şikayetini anında geri almış ve fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı dönmüş Yahudi’ye “Senin şikáyetin nedir bre?’ Yahudi bir süre düşündükten sonra ellerini açmış, “Ne diyeyim kadı efendi adaletinle bin yaşa Sen, e mi?” demiş. ÖZDEYİŞ: “Ananı şey eden kadı ise, kimi kime şikáyet edeceksin?”

MŞ DEYİŞİ: “Kötü niyete formül bulunur.”

“YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRIR” ATASÖZÜNÜN ANLAMI:

Bazı kimseler ve bazı gruplar, açıkça suçlu oldukları halde, kendilerini güçlü hissettikleri için, zarar verdikleri kişi, grup ve toplumu suçlu çıkarmaya çalışırlar. Gerçek suçluları böyle davranışlara yönelten esas neden, kendi şarlatanlıkları, edepsizlikleri ve kural tanımazlıklarıdır. Söz konusu şarlatan, edepsiz ve kural tanımaz suçlular, açıkça zarara uğrattıkları kişi, grup ve toplumu susturmak için, şeytanın bile aklına gelmeyecek yol ve yöntemler bulurlar. Kendilerini güçlü hisseden söz konusu gerçek suçlular daha da ileri giderek, işledikleri suçlarını zarar verdikleri kimselere yüklemeye çalışırlar. Ellerindeki otoriteyi, delilleri karartacak yönde kullanmaktan çekinmezler. Kendilerini toplumun kutsal saydığı değerlerin üstünde gören söz konusu güçlü suçlulara göre, aslında madur olan kendileridir. Diğer iç ve dış çevrelerin iftiraları, komploları, tuzakları, manipülasyonları ve karanlık tuzakları olmasa, düzen aheste aheste işleyişini sürdürecektir. Bu tür yavuz hırsızların en yüksek sesle bağırmaları, gürlemeleri ve tehditleri, aslında “Suçlunun Telaşı” olarak nitelendirilir. 23/12/2013

*****

TÜRK MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİ İFLAS ETMİŞTİR

Mustafa Kemal Atatürk’ün rahmetli olmasından sonraki bütün dönemler yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, akraba kayırma, hemşeri kayırma, zengin kayırma, makam mevki sahibi kayırma ve benzeri çirkinliklerle çalkalanıp durmuştur. Bazıları işine gelince, Türkiye’nin yüzde 99,5’u Müslüman der. Ömrüm boyunca yolsuzluk yapmadım, rüşvet almadım, adam kayırmadım. O halde ben neyim? Bu durumda galiba benim dinimin adı yok.

Mustafa Kemal Atatürk “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür insanlar yetiştirin” demişti. Türk Milli Eğitim Sistemi böyle insanlar yetiştiremediğine göre, tam tersine, istisnalar dışında çirkin, bağımlı ve köle ruhlu insanlar yetiştirdiğine göre İFLAS etmiştir. MŞ 20/11/2013

*****

Prof. Dr. Stephen HAWKING (1942-) Halen Yaşayan İngiliz Fizikçisi ve Filozofu

Stephen Hawking, kuantum fiziği ve kara deliklerle ilgili tezleriyle, yaşayan en ünlü bilim insanları arasında sayılır. Yaklaşık 40 dile çevrilen kitaplarının satışları, kendi alanında rekor kırmıştır.

Son kitabı “Ceviz Kabuğundaki Evren” adını taşır. Bu kitabında Hawking, dünyanın büyük bir felaket ile karşı karşıya kalabileceğini belirterek, uzayda insan kolonileri kurulmasını gündeme getirmiştir

Ceviz Kabuğundaki Evren kitabında Filozof, teorik fiziği geliştirerek evrenin temel ilkelerine daha da anlaşılır yorumlarda bulunmuştur.  Adı geçen kitabında yazar görecelik kuramı, zaman yolculuğu, süper kütle çekimi, süper simetri, kuantum teorisi,  M-Kuramı, bütünsel beyin algılaması konularını açıklamaktadır. Hawkin, Einstein’in “Genel Görecelik Kuramı” ile Richard Feynman’ın Çoklu Geçmiş düşüncesini birleştirerek, evrende olup bitenleri tanımlayabilecek tek bir teori geliştirmeye çalışmıştır.

*****

METAFİZİK (FİZİK ÖTESİ)

Tanrı, din, varlık, varoluş, evren, uzay, zaman, algı, akıl, dil, bilim, sebep, ilişki, özellik gibi kavramları inceleyen felsefe dalına, metafizik denir.

Kalıtım biliminin kurucusu Avusturyalı bilim adamı ve aynı zamanda rahip olan Mendel (1822-1884), metafiziği durağanlık, zıttını ise diyalektik olarak belirtmiştir. Alman filozofu Hegel ( 1770- 1831) de metafiziğin ilkelerini “özdeşlik ilkesi”, “aşılmaz sınıflandırmalar ilkesi”, “zıtların karşıtlığı ilkesi” olarak sıralamıştır.

Özdeşlik: Varlıkların boyutlarını değiştirmek mümkün değildir. Örneğin, cinlerin boyutu insanların boyutuna dönüştürülemez. Üç varlık boyutu vardır. Ancak insanlar bunlardan yalnızca bir boyutunu görür, diğer iki boyutu göremez.

Aşılmaz Sınıflandırmalar: Varlıklar birbirinden farklıdırlar.

Zıtların Karşıtlığı: Zıt boyutlar, ancak kendi yapılarında boyut değiştirir.

Aristotales, metafiziği üç bölüme ayırarak incelemiştir. Bunlar ontoloji (varlık bilim), teoloji (din bilim) ve evren bilimdir.

MŞ YORUMU: Allah’ı, ruhu, melekleri, cinleri ve benzer varlıkları, boyutları farklı olduğu için göremiyoruz.

*****

İKİLEM (DUALİTE) İLKESİ VE RUH BEDEN BAĞIMLILIĞI

Kuantum fiziğindeki dalga/parçacık ikilemi, felsefede ruh/beden ilişkisinin kurulmasını mümkün kılmıştır. Karşıtların birliği, başka deyişle “İkilem (Dualite) İlkesi”, evreni dengede tutar. Gerçekten de dalga/parçacık ikilemi, ruhsal yapı ile fiziksel yapı arasındaki ilişkiyi açıklama olanağı verir. Dalga ve Parçacık, Siyah ve Beyaz, Gece ve Gündüz, Ruh ve madde ve benzeri ikilemler, aslında bir denge kurabilmek için zorunluluktur. Söz konusu denge gereksinimine, “Yin-Yang Felsefesi” adı verilir.

Yin-Yang Felsefesi, dünyada bugün var olan gelmiş geçmiş tüm bilgi kaynaklarının temelinde görünebilen, karşıt kutupları ve bu kutupların birbiriyle olabilecek her türlü ilişkisini ortaya koymaya çalışan bir düşünce sistemidir. MÖ 2800’lerdeki Çin’in yazılı en eski belgelerinden biri kabul edilen Yi Çing (Değişimler, Dönüşümler Kitabı) Yin ve Yang adı verilen kutuplar üzerine kurgulanmıştır.

Yin ve Yang kutup ilkelerinden bazıları şu şekilde sıralanabilir:

Her varlık, iki kutupludur ve birbirine karşıttır.

Kutuplar, kısmi oranda bile olsa yine de karşıtını muhakkak kendi içinde barındırır.

Bağlılık: Varlıklar veya oluşumlar, karşıtı olmadan açıklanamaz. Karşıtların biri, diğerinden bağımsız olamaz. Gündüz olmadan, gece; gece olmadan, gündüz açıklanamaz. Gece olmadığı sürece, gündüz de yoktur. Kutuplar birbirinden bağımsız ele alınamazlar. Bu durumda beden ve ruh ayrı ayrı incelenemez. Mevlana ve Yunus Emre için “Aşk” parçanın bütünle buluşabilmesi olgusudur.

Dönüşebilme: Karşıtlar, birbirine dönüşebilen yapıdadır. Yin Yang’a; Yang da Yin’e dönüşür. Örneğin, sanki bir sarmal gibi döne döne kış, yaza; güz, bahara; karanlık, aydınlığa dönüşür ve bu dönüşüm sürer gider.

Üreten-Tüketen İlkesi: Kutuplar birbirinin ürettiğini dönüşüm gerçekleşene kadar tüketir. Örneğin, mumda yanmakta olan ip ve parafin, alevi besler. Alevin ısısı ise bu ikiliyi tüketir. Sonunda fitil veya mum bittiğinde, alev de tükenecektir. Mum, fitil ve alev ışık ve ısı olarak ortamın enerjisine geçiş yaparlar.

Karşıtlar kendi içlerinde alt karşıtları barındırır: Her Yin ve her Yang tekrar tekrar, kendi alt Yin ve Yang kutuplarından oluşur. Örneğin, sıcaklık olgusu, sıcak (yang) ve soğuk (yin) olarak ayrılabilir. Aynı biçimde sıcak; tekrar, çok sıcak (yang) ve az sıcak (yin) olarak bölünür ve böyle devam eder gider. Son derece basit bir yapı, son derece karmaşık yapının ayrılmaz parçasıdır. Bütün ve onun parçaları, birbirinden bağımsız olarak ayrı ayrı açıklanamaz. Basit yapıyla, karmaşık yapı; Yin ve Yang’ın temel ilkelerine sürekli uyar. Mikro yapı makro yapının, makro yapı da mikro yapının ayrılamaz parçalarıdırlar.

MŞ AÇIKLAMASI: Evrendeki bütünselliği anlamalıyız. Bütün içindeki kendi yerimizi belirlemeli, bütüne uyum sağlamalı ve bütünün yapı ve işleyişine olumlu katkılarda (sevap kazanma) bulunmalıyız. Bazı alt parçacıklar, (insanlar) bütüne olumsuz katkıda bulunsalar bile, bütün (evren) yine de işler ancak, olumsuz katkıda bulunan alt parçacıklar (insanlar), sistemin yapı ve işleyişini anlamamakta ısrar ettikleri ve işleyişe aykırı davrandıkları için günah işlemiş olurlar. Örneğin, iki cins (erkek ve erkek ya da kadın ve kadın) de aynı kutup olduğu için eş cinsel ilişki ikilem ilkesine aykırıdır ve günahtır.

*****

SANATIN ÖNEMİ

Sanat, hayal gücünün ya da insan yaratıcılığının söz, ses, saz, çizgi, biçim, yontu, yapı, görüntü, canlı simgeler, cansız simgeler ve benzeri değişik yollarla ifadesidir. Söz konusu ifade, tamamen özgür insan duyarlığı ile yapılır. Bir bakıma söz konusu olağanüstü insan yaratıcılığı hiçbir kısıtlama, hiçbir engel, hiçbir kalıp tanımaz.

Sanat; insanı dinin, geleneğin, tekdüzeliğin, felsefenin dar kalıplarından çıkararak, ona özgürlüğün tadını yaşatır. İnsanın yaratıcı ruhu ve zekası, üzerinde çalıştığı eserde güzeli ve daha güzeli, doğruyu ve daha doğruyu, estetiği ve daha estetiği, hoşu ve daha hoşu ararken, aslında kendini (Tanrı’nın yaratıcılığını) arar. Bulduğu gerçeğin tadını da, başka insanlara yaşatmak için sergileme yoluna gider. İşte sanatın önemi de bu sergileme gerçeğinde yatar.

İnsanların bir yerden bir yere “nasıl” gideceklerinin yanında, “niçin” gidecekleri de çok önemlidir. Sanata önem veren ülkelerde ve şehir yönetimlerinde, sanatın sergilendiği mekanlara kolayca gidilebilecek kara yolları, su yolları, deniz yolları, metro hatları, güzergahlar, yol göstericiler, haritalar ve benzerleri mutlaka planlanır ve yapılır.

Türkiye’de ise, bir bakıma insanlar, yuvadan işe işten yuvaya şeklindeki karınca yaşantısına mahkum edilmişlerdir. Oysa şehir planlamacıları ve yöneticileri, tıpkı Londra’da, Paris’te, Roma’da, Berlin’de, Moskova’da olduğu gibi sanata, sanatçıya ve sanat eserlerini sergilendiği mekanlara birinci önceliği vermeli, kişilere kişiliğini tattıracak her türlü kolaylığı sağlamalıdırlar.

*****

TANRI İLE İLGİLİ İNANÇLAR

ATEİZM (TANRITANIMAZLIK) Tanrıya ya da tanrılara ve ruhsal varlıklara olan metafizik inançları reddeden ve var olan gerçekliği inanç yoluyla açıklamayı kabul etmeyen bir felsefi düşünce akımıdır. Bu görüşü benimseyenlere ATEİST denir.

TEİZM (TANRICILIK): Evrenin kuruluş ve yönetiminden sorumlu en az bir tanrının var olduğunu, bu tanrının da çeşitli yollarla din gönderdiğini savunan felsefi görüşeTEİZM, bu görüşü benimseyenlere ise, TEİST denir. Teizm terimi, Eski Yunancadaki “Tanrı” anlamına gelen “Theos” sözcüğünden türetilmiştir.

MONOTEİZM (TEK TANRICILIK): Bahailik, İslam, Hristiyanlık, Yahudilik dinlerinde olduğu gibi yalnızca bir tanrı olduğu inancıdır.

POLİTEİZM (ÇOK TANRICILIK): Birden fazla tanrı olduğunu savunan felsefi görüştür.

PANTEİZM (EVREN-TANRI): Evrenin Tanrı ile aynı olduğu görüşüdür.

PANENTEİZM: Tanrının evrenin de üstünde mutlak ve değişmez olduğunu ileri süren felsefi görüştür.

DEİZM: Tanrının, yarattığı evrene ve insana sonradan müdahalelerde bulunmadığını; kehanetlerin, mucizelerin, vahiy gibi Tanrı mesajlarının olmadığını, dini inancın insan aklıyla ve gözlemlerle kurulması gerektiğini savunan felsefi görüştür.

POLİDEİZM: Tanrıların her biri, evrenin bir parçasını yarattıktan sonra, evren ile ilgilenmeyi bıraktığını savunan felsefi görüştür.

PANENDEİZM: Evrenin de üstünde mutlak ve değişmez olan tanrının yarattıktan sonra evren ile artık ilgilenmediğini savunan felsefi görüştür.

*****

JEAN- BABTİSTE SAY (1767 – 1832) “Economi Politique” eseriyle ün yapmış bir ekonomisttir. Ekonomi Bilimi ile Siyaset Bilimini birbirinden ayırarak, Ekonomi Biliminin sınırlarını çizmiştir.

Say’a göre, tıpkı fizik veya kimya gibi, ekonominin de değişmez yasaları vardır. Bu yasaları insanlar yapmaz; tam tersine bizzat ekonominin kendi doğallığından kaynaklanır.

Say, fizyokratların, merkantilistlerin ve Adam Smith’in bazı düşüncelerini eleştirerek, ekonomi biliminin gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Jean – Baptiste Say’ın Bazı Fikirleri:

Doğa, her alanda insanla birlikte çalışır.

Üretim maddi varlıklar değil, fayda yaratmaktır.

Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan tüm meslek mensuplarının hizmetleri, insan ihtiyaçlarını karşıladığı için üretimdir.

Sermaye maddi mallar değil, o malların değeridir ve daima aynı değerini muhafaza eder.

Her arz, kendi talebini yaratır.

*****

ACI GERÇEK

Hukuk, Hukukun Üstünlüğü, Vatan, Vatandaşlık, Devlet, Kuvvetler Ayrılığı, Yönetim, Cumhuriyet, Demokrasi, Din, Laiklik, İnsan hakları, Adil Gelir Dağılımı, Fikir Özgürlüğü, Sosyal Güvenlik, Çevrecilik, Yeşil Alan, Orman, Şehircilik, Trafik, Ordu, Eğitim, Sanat, Basın Özgürlüğü, Konut Dokunulmazlığı, Fırsat eşitliği, Özel Yaşamım Gizliliği, Medya, Üniversite, Bilimsel Yaklaşım, İnsanlık, İnsana Saygı.

Yukarıda sayılanlar, insanlık tarihi boyunca içi doldurulmuş evrensel kavramlardır. Türkiye’de ise, şu ve bu nedenle söz konusu kavramların içi boşaltılmış ve anlamsızlaştırılmıştır. Sayılan kavramların evrensel içerikte içselleştirilmesi gerçekleşmedikçe, Tarihte çektiği çilelerin karşılığında kısmi de olsa mutluluğu hak eden Türk Milletinin, mutlu bir yaşama kavuşamayacak olması çok, ama çok acıdır.

*****

NİHİLİZM (HİÇÇİLİK VEYA YOKÇULUK) FELSEFESİ

Her türlü varlığın anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunan felsefi görüşe, “Nihilizm veya Hiçlik” denir. Nihilistler tanrının varlığını, iradenin özgürlüğünü, bilginin değerini, ahlâkın önemini ve tarihin öğreticiliğini reddederler.

Hiççilik ya da nihilizm veya yokçuluk; 1800’lü yılların ortalarında Rusya’da, özellikle genç entelektüel kesim arasında taraftar bularak yükselen bir felsefî yaklaşımdır.

Nihilizm; her varlığı, her olguyu, her gerçeği ve bütün değerleri reddeder. Ayrıca, nihilizme göre hiçbir genel ve geçer bilgi ve hiçbir doğru bilgi olamaz. Ne şekilde olursa olsun tüm varlıkların varlığı şüphelidir hatta hiçbir varlık yoktur.

Nihilizm temelde estetizmin (estetikçilik) bütün biçimlerini, sosyal bilimleri ve klasik felsefe sistemlerini bütünüyle reddeder. Bilim denilen saçmalığın, toplumsal sorunların üstesinden gelemeyeceğini ileri sürer.

Nihilizm, maddeci bir yaklaşımla toplumsal düzen, devlet, din ve aile otoritesine karşı çıkar. Genelde nihilizm, yüksek ideallerin zaman içinde değerlerini yitirmelerinden kaynaklanan olumsuz düşünce tutumudur. Nihilistler “Tanrı Öldü” derken, aslında başta Avrupa olmak üzere dünyada tanrı kavramının bilinçli veya bilinçsiz olarak yozlaştırıldığını, anlamsızlaştırıldığını, akıl ve mantığın kabul edemeyeceği bir duruma getirildiğini söylemek istemişlerdir. Korkutmalar, ilahi yasaklar, tehditler ve benzeri çıkışlar, Tanrı idealinin çökmesine yol açmıştır. Tanrı adına yapılan söylemler, Tanrıyı anlaşılır bir gerçeklik ve değer olmaktan uzaklaştırmıştır.

Nihilistler, bir ahlak kuralını reddederken veya kabul ederken onun yaşamı geliştirici mi yoksa engelleyici mi olduğuna bakarlar.

Şu ifade nihilist felsefeyi özetler: “Hiçbir şey var değildir, var olsa da bilinmez, bilinse de başkalarına aktarılamaz.”

Nihilist felsefe, insanın beden ve ruhtan oluşan ikilik yapısını reddettiği için, özellikle temel dinlerin çok şiddetli tepkisini çekmiştir.

*****

BEKRİ MUSTAFA FIKRASI

Dördüncü Murat içki yasağı koymuş. Zaptiyeler, içki içenleri yakalıyor, kadılarda asarak idam cezası uyguluyorlar. Bekri Mustafa, alkolik ve hiç ayık gezmez. Bir köşe başında zıkkımlanırken, karşıdan zaptiyelerin yakalamak için koşarak geldiklerini görür ve hızla kaçmaya başlar. Kumkapı Camisinde bir cenaze var. Cemaat, saf tutarak cenaze namazını kıldıracak imamı beklemekte. İmam gecikir. Tam o sırada can havli ile Bekri Mustafa, hızla Cami avlusuna girer. Cemaat imam koşarak geldi zannederek Bekri Mustafa’ya imam cüppesini giydirir. Bekri Mustafa ahalinin önüne geçerek Namaz kıldırmaya başlar. Zaptiyeler durumu anlamadıkları için caminin diğer kapısından hızla çıkıp giderler. Namaz bitince Bekri Mustafa mevtanın kulağına eğilerek, çok kısık bir sesle şöyle der: “Öbür dünyada Osmanlı nasıl diye sorarlarsa, onlara Bekri Mustafa Kum Kapı Camisine imam olmuş de. Onlar anlarlar.” demiş.

MŞ UYARLAMASI: Rahmetli politikacı X ölür. Öbür Dünyada Atatürk politikacı X’e “Türkiye ne durumda” diye sorar. Rahmetli politikacı X “On bir senedir başbakanımız Erdoğan’dır ve başbakanlıkla birlikte hem diyanet işleri başkanlığı, hem genel kurmay başkanlığı, hem anayasa mahkemesi başkanlığı, hem MİT başkanlığı, hem YÖK başkanlığı ve hem daha ne kadar başkanlık varsa hepsini yapıyor. Güney Doğu ayaklanmasının bastırılması için hapishanedeki Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan değil de, yine hapishanedeki PKK lideri Abdullah Öcalan’dan akıl alıyor” der. Atatürk, “Gençlik ne yapıyor?” diye sorar. Rahmetli politikacı X “Gençlik paramparça, bölük bölük bölünmüş. Bir kısmı, içinde bulunduğu ahval ve şeraitte, Gezi Parkında direnişe geçer olmaz. Bir kısmı internette direnişe geçer olmaz. Bir kısmı ne yapsa gaz ve sopa yer, azar işitir. Bir kısmı sağcılık, bir kısmı solculuk, bir kısmı dincilik, bir kısmı ümmetçilik, bir kısmı ülkücülük, bir kısmı futbolculuk, bir kısmı çetecilik, bir kısmı bilmem necilik yapıyor ” diye yanıtlar. Atatürk, “Halkım yine de metin olsun, korkmasın, Cumhuriyeti öyle sağlam temeller üzerinde kurdum ki ve her alanda öyle güncellemeler yaptım ki, kimse ırmakları geriye doğru akıtamaz, tarih yanlış yola girenlerin kaybolup gittiklerini, oysa doğru yolda hiç kimsenin kaybolmadığını göstermiştir.” demiş ve derin bir düşünceye dalmış.

*****

ENTROPİ (Faydasız Enerji)

Entropi, bir termodinamik terimidir. Fizikteki sembolü S’dir. Fizik, yönetim, istatistik, felsefe, teoloji gibi farklı alanlarda yararlanılan önemli bir kavramdır.

Bilimde düzensizlik, “entropi” ile ölçülür. Bir sistemde düzensizlik arttıkça, iş yapabilir (faydalı) enerji azalır. Bir sistem bütünüyle düzenli ise, entopi sıfırdır. Başka değişle sistem mükemmelse, faydasız enerji yoktur.

Entropi, insanoğlunun keşfettiği en büyük yasalardan biridir. Bu yasaya göre, “Evrende her varlık, kendini minimum enerji ve maksimum düzensizliğe çekmek ister.” Aslında, tanımdaki “maksimum düzensizlik” düşük enerji anlamına gelir. Buna göre, “Evrendeki her varlık kendini minimum enerjiye çekmek ister.”

Bazı Entropi Örnekleri:

Dayatma ile baskı altına alınan toplumlar, o dayatmaya karşı koyarlar. Nedeni, baskı toplumu bir düzene sokmak ister, oysa toplum daha düzensiz (özgür) olmak ister.

Yukarıdan bırakılan bir madde, aşağı düşmek ister. Nedeni, aşağı denilen yer yukarı denilen yerden daha düşük bir enerji düzeyine sahiptir.

Bir kaba sıkıştırılan gaz, dışarı fışkırmak ister. Nedeni, dış ortamdaki gazlar daha düzensizdir.

Teolojiye göre, evrenin düzenini ve enerji seviyesini devam ettirebilmesi, başka deyişle evrenin dağılmaktan alıkonulabilmesi, daha güçlü bir enerjiyle (Allah’ın Kudreti) mümkün olabilir.

Entropi yasasındaki evrensel “düzensizliğe gidiş” olgusu ve tam düzensizlik gerçekleştiğinde yeniden bir düzenlilik gelip gelmeyeceği konusu tartışmalıdır. Doğu Felsefesinde, yalnızca Allah’ın bildiği bir saatte birinci boruya üflenecek ve tam düzensizlik (bozulma) olacaktır. İkinci boruya üflendiğinde ise, yeni bir düzen (kıyamet) kurulacaktır. Batı felsefesinde ise, tam düzensizliğe ulaşıldığında “Kaos” olacaktır.

MŞ ÖZETİ: Başlayan Biter.

*****

İNSAN BEYNİ

İnsan beyni, eşzamanlı bir şekilde, bir saniyede bir milyondan daha çok mesajı işleme tabi tutar ve bilgiyi üretir. Beyin çevrede gördüğü şekilleri, renkleri, kokuları, ısıları, basıncı, nemi, her türlü dokunuşu aynı anda hisseder ve işleme tabi yutar. Aynı zamanda beyin duygusal yanıtları, anıları ve düşünceleri kaydeder ve yeniden canlandırır. Diğer taraftan beyin, organizmanın düzenli işleyişini sürdürür, nefes aldırır, göz kapaklarını açar kapar, canlılığı var kılar, iç organları yönetir.

Beyin dış ve iç çevreden, tarihten ve kendi belleğinden aldığı veriyi tartar, önemine göre süzgeçten geçirir, göreceli olarak önemsizlerini eler, önemlilerini önceliğine göre sıralar, kararlar verir, uygular, denetler, değerlendirir, vücudun bilinçli ve bilinçsiz işlevlerini sürdür, milyarlarca etkinliği ve yaratıcılığı gerçekleştir.

Yukarıda sayılanlar, insan beyninin işlevlerinden yalnızca birkaçıdır. Bir et parçası tesadüfen, kendiliğinden bu mükemmel yapı ve işleyişi kazanabilir mi? İnsan beynini, insan beyninden daha bilgili ve daha zeki bir akıl, bir yüce yaratıcı, başka değişle bütün mükemmelliklere sahip “Allah” yaratabilir.

*****

ÖĞRETMENLİĞİN ÖNEMİ

Dünyada yapılan bütün araştırmalarda ortaya çıkan gerçek şudur: Öğretmenliğin getirisi ve saygınlığı yüksek olursa akıllı, zeki ve başarılı öğrenciler eğitimcilik alanına yöneliyorlar. Bu yönlendirmeyle çok iyi öğretmenler çok iyi mezunlar yetiştiriyorlar ve ülkelerin kaliteli insan sayısı artıyor, her alanda zaferler elde ediliyor. Bu konuda en ileri ülke Finlandiya’dır.

*****

MUHYİDDİN-İ ARABİ (1165-1240) İslam Evliyası

Aşağıda Bazı Önemli İfadelerinden Örnekler Verilmiştir:

“Sevgi dinidir dinim ve imanım.”

“Kalbim her varlığı kabul eder oldu.”

“Eğer Allah´a yönelmede samimî isem, Allah´ın Peygamber´ine sevdirdiğini sevmeliyim.”

“Fıkıhcılar (Şeriat ulemaları ya da Müslümanların hayatını düzenlemek amacıyla açıklama yapanlar ve fetva verenler) şekilci, törenci, cahil, katı ve çoğu zaman da ikiyüzlüdürler.”

“Fıkıhcılar, kendileri için ve sultanlar için dini hükümlerde esneklik ve kolaylık gösterirlerken, halkın taraf olduğu meselelerde çok katı ve sert hükümler koyarlar.”

“Fıkıhcılar, hiç olmayacak yorumlar yaparak sultanların maksadına uygun fetvalar verir, bunu şer´î bir hükümmüş gibi gösterirler. Oysa buna kendileri de inanmazlar.”

“Yapılan hiçbir zulüm ve haksızlık yoktur ki, fıkıhçıların verdiği fetvaya dayanmış olmasın. Lanet olsun onlara!”

*****

İLKE (PRENSİP)

Bir kişinin, yasal bir zorunluluk olmamasına rağmen, doğru olduğuna inandığı ve kendi yaşamında hiç taviz vermeden uyguladığı davranış biçimlerinden her birisidir. Söz konusu davranış biçimlerini kişi, kendi hür iradesiyle kendisine bir kural olarak koyar ve kendisine saygının bir gereği olarak, her durumda kesinlikle uygular.

Aslında, ilkeleri olan ve her durumda ilkelerine bağlı kalan insana, “Tutarlı İnsan” denir. İlkeli insan, hem kendisine hem de çevresine saygı duyar. Diğer taraftan, ilkeli insanın davranışlarını da, çevresi saygıyla karşılar. Bir insanın kişilik sahibi olması, ilkeli olmasıyla eşdeğerdir. Bir amaca ulaşmada her davranış biçimini (her yolu) geçerli (mubah) sayan bir kişilik, toplumsal anlamda kural tanımayan, kişi hak ve hürriyetlerine saygılı olmayan, kendi amacı için insanları kullanabilen ve insanlara zarar verme potansiyeli çok yüksek bir kişilik olarak nitelendirilir.

MŞ SAVUNMALARINA BİR ÖRNEK: “Kusura bakmayınız. Bu isteğinizi yerine getirmem ilkelerime aykırıdır.”

*****

TÜRKİYE’DE PROFESÖR UNVANI ALMANIN MAZİSİ

1983-1989 yılları arasında Türkiye’de “Profesör” unvanı, Uluslararası standartlara göre veriliyordu ve adayın eserlerini YÖK’te bir komisyon değerlendirip Genel Kurula sunuyordu. YÖK Genel kurulunda uzun tartışmalar sonunda genellikle başvuru sahibinin yetersiz kaldığı gerekçesiyle söz konusu unvan verilmiyordu. 1989 yılına gelindiğinde, Rektör veya Dekan kadrolarını dolduracak Profesör bulunmaz olmuştu. Bu acıklı durum karşısında 1989 yılında YÖK yasasında değişiklik yapılarak “Profesör” unvanı vermek, YÖK’ten alınarak yalnızca üniversite senatolarının oy çokluğuna bırakıldı. Bu tarihten sonra Türkiye’de yer gök profesörle doldu taştı. Genellikle her başvuran adaya “Profesör” unvanı verildi ve hala da verilmektedir. (Utanarak söylüyorum; ben 1983-1989 yılları arasında profesör unvanı alabilen birkaç kişiden birisiyim.)

*****

RASYONALİZM(Akılcılık)

Felsefede, kesin ve evrensel bilgiye deneyimle ulaşılamayacağını, ancak aklı kullanarak tümden gelim yöntemiyle ulaşılabileceğini ileri süren görüştür. Rasyonalizme göre, evrende apaçık (a priori) gerçekler ve her insanda bu apaçık gerçekleri algılayacak değişmez akli ve mantıki ilkeler vardır. Akılcılık, deneyciliğin (a posteriori) karşıtıdır. Bu felsefi görüşte, gerçeğe ve eşyanın yapı ve işleyişine, yalnızca akıl ile erişilebileceği savunulur.

Rasyonalizmi Savunan Bazı Filozoflar Şunlardır: Farabi, Aristotales, René Descartes, Sigmund Freud, Immanuel Kant, Gottfried Leibniz, John Locke, Platon, Bertrand Russell, Baruch Spinoza,Voltaire…

*****

DİYANET HUTBESİ

DİYANET İşlerinin 29 Kasım 2013 Cuma günü okuttuğu hutbede “Sebepsiz yere boşanan kadına cennetin kokusu haramdır” denildi.

MŞ SORUSU: (1) Kadına haram da erkeğe helal midir? Niçin? (2) Neler boşanma sebebidir? Niçin? (3) Diyanet niçin kadın erkek diye cinsiyet ayırımı yapıyor? (4) Ruhta cinsiyet var mıdır? (5) Kadın erkek yerine insan denilse daha iyi olmaz mı? (5) Diyanet İşleri kurumu Vatikan rolüne mi soyunuyor?

*****

İKİLİK YARATANLAR: Çok şükür Müslümanım, Hz. Muhammed’i seviyorum ve benim sevdiğim gibi Hz. Muhammed’i sevdiğine inandığım Mustafa Kemal Atatürk’ü de seviyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün kaderini de, Hasan ile Hüseyin’in kaderini de, padişahların kaderini de, benim kaderimi de tüm insanların kaderini de Allah’ın önceden bildiğine inanıyorum.

“Çatal kazığı yere saplamak imkansızdır.” Ülkemizde ikiliği yaratanları, besleyip büyütenleri, düşmanlar ilerlerken Türk insanlarının günlerini kısır tartışmalarla geçirmesine neden olanları Allah ıslah eylesin.

MŞ KARARI: Benden bu kadar. Olaylara yanlı olarak değil, bilimsel açıdan bakma yolunu tercih edeceğim.

*****

ATATÜRK’Ü GERÇEKTEN SEVENLER

Küçücük çocuklar ve çocuklar, kendilerini gerçekten sevenleri ve rol icabı sevenleri hemen anında hissederler ve sahte sevgi gösterisi yapanlara asla yüz vermezler. Genelde Türk insanı da Mustafa Kemal Atatürk’ü gerçekten sevenler ile rol icabı sevenleri anında hisseder ve sevmeyenlere içinden “nankör” diye haykırır. Bazıları asla Atatürk diyemez. Halk baskısından kurtulmak için yalnızca Mustafa Kemal demek zorunda kalırlar. Nur içinde yat ey İstanbul’un ikinci Fatihi!

*****

MUHAFAZAKARLIK

Var olan durumu koruma amacını güden düşünce tarzı. Toplumun değişmesine karşı direnç gösteren, toplumsal-kültürel değerlerin hiç değişmeden aynı kalmasını savunan siyasi ideoloji.

DEMOKRASİ

Tüm vatandaşların, devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir.

PARTİ

Ortak düşünce ve görüşteki kişilerin oluşturdukları siyasi topluluktur.

BİZ MUHAFAZAKAR DEMOKRAT PARTİYİZ

Biz kan davalarının, kul hakkı yeme biçimlerinin, çocuk evliliklerinin, yere tükürme alışkanlıklarının, muska ve üfürükle tedavi yöntemlerinin, görücü yoluyla evlenmelerin, ensest ilişkilerin, imam nikahlarının, hüllelerin, kadın horlanmalarının, kadın cinayetlerinin, dinin siyasete alet edilmelerinin, torpille işe yerleştirmelerin, şatafatlı düğünlerin, devlet olanaklarının kişisel amaçlarla kullanılmalarının, haksız rekabetin, riyanın, sahtekarlığın, dolandırıcılığın, işlemeyen trafiğin, halka hormonlu ve bozuk gıda satılmasının, tam 385 çeşit vergiye daha da vergi eklenmesinin, halkı canından bezdiren yargı sürecinin, dalkavukluğun, yalakalığın, sahtekarlığın, hırsızlığın, ihale yolsuzluklarının, kartellerin, mafyaların ve hemen her gün herkesin her an karşılaştığı tüm mutsuzluk kaynaklarının aynı kalmasını isteyen bir siyasi topluluğuz.

MŞ ÖNERİSİ: Türk gelenek, görenek, örf ve adetlerinin mutluluk verenleri korunmalı, mutsuzluk verenleri terk edilmelidir.

MŞ TESPİTİ-1) Ne muhafazakar aileler ne de o aile baskısıyla büyüyen çocuklar mutludur. Gençler azıcık özgürlük buldukları üniversite yaşamlarında mutluluğu tadabilmektedirler. Bu kısmi mutluluğu gençlere çok germemelidir. Unutulmamalıdır ki Atatürk, Cumhuriyeti yaşlılara değil, her hakları ellerinden alınan ve hala da alınmaya çalışılan gençlere emanet etmiştir.

MŞ TESPİTİ-2) Yarım asırlık üniversite yaşamımda üniversite öğrencilerinin yaklaşık yüzde doksan dokuzunun muhafazakarlıkta olduğu gibi örtülü bir ahlaka değil, gerçek bir ahlaka sahip olduklarını gördüm. Yemin ederim.

*****

ÇOK MU ZOR?

Londra’da, Paris’te ve diğer uygar kentlerde her türden insana rastlanır. Kamu düzenini bozmadıkları sürece özgürce giyinir, özgürce sokaklarda gezer, özgürce konuşur ve özgürce yaşarlar. Bizde de artık yaşam tarzı farklılıkları gerginlik nedeni olmasa, herkes bir arada yaşamaya razı olsa, insanlardaki enerji yalnızca uygar davranışlara harcansa ve ülkemiz uygarlığın nimetlerinden özgürce yararlansa, Türk insanı kültürel farklılığın ve barışın hazzını tatsa………..Önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm üyeleri söz konusu uygar davranışlara örnek olsa………

*****

İNSAN ÖMRÜ İZAFİDİR

İnsanların yeryüzünde ilk kez göründükleri güne bir nokta koyunuz. Bir de son kez olarak görünecekleri güne bir nokta koyunuz. İki noktayı birleştirerek hayali bir doğru yaratınız. Bu doğru üzerinde kendi ömrünüzü göstermeye çalışınız. Bu hayali doğru üzerinde ömrünüz noktanın sonsuzda birinden bile küçük olacağı için göstermekte başarısız olacaksınız. O halde göreceli olarak bakıldığında bir noktanın sonsuzda biri kadar bile uzun olmayan ömrünüzü niçin kavgayla, kalp kırmakla, kötülükler yapmakla, onun bunun hakkına tecavüz etmekle, aşırı mal mülk biriktirmeye harcamakla, aşklara ihanet etmekle geçiriyorsunuz ki!

SEÇİM ÖZGÜRLÜĞÜ

Bir amaca ulaşmanın sonsuza yakın yolu vardır. Örneğin, zengin olmak isteyen bir kimse, şu seçeneklerden birisini, maliyetine katlanmak koşuluyla seçmekte özgürdür:

a)Banka soyabilir, b) Zengin bir ailenin oğluyla veya kızıyla evlilik yapabilir, c) Define arayabilir, d) Kumar oynayabilir, e) Borsada oynayabilir, f) Esrar üretip pazarlayabilir, g) Kiralık katillik yapabilir, h) satın aldığı bir arsanın rant elde etmesini bekleyebilir, i) Ülkesi aleyhine casusluk yapabilir, k) Beyaz kadın ticareti yapabilir, l) Yüksek gelirli bir işte kazandığı paranın büyük bir kısmını biriktirebilir, m) Yenilik ve yaratı9cılık özellikli mal, hizmet veya bilgi girişimcisi olabilir, n) İhale yolsuzluğu yapabilir, o)Çok zengin bir kimsenin güvenliğini sağlayabilir, ö) Devlet üst yöneticilerine yalakalık yapabilir…………..

Zengin olmak isteyen kişi, bu seçeneklerin en akılcısını en başta olmak üzere sıraladıktan sonra birisini seçerse, vazgeçmek zorunda kaldığı ikinci en iyi seçeneğe ALTERNATİF MALİYET denir.

*****

OYOGAR TUVALETLERİ PARASIZ OLMALIDIR

Eskişehir belediye başkanı Prof. Dr. Yılmaz BÜYÜKERŞEN, Eskişehir Otogarında tuvaletlerin parasız olarak (bedava) kullanılmasını gerçekleştirmiştir. Diğer il otogarlarında ve dinlenme tesislerinde de tuvaletlerin parasız kullanımının gerçekleştirilmesi için, karınca kaderince üzerimize düşen her türlü siyasi, sosyal ve iktisadi girişimde bulunmayı öneriyorum. “Parası olmayan koltuklarınıza mı boşaltsın?”, “Zaten yolcuların sırtından fazlasıyla kazanıyorsunuz, boşaltım hizmeti de ikramınız olsun”, “Boşaltım da acil sağlık tanımına girer ve bunun parasız olarak sağlanmasının bir yolunu bulmak, devletin en temel acil görevidir.” biçimlerinde bir kampanya gerekçesi üretebiliriz. Kampanyaya katılmanız ve bu öneriyi arkadaşlarınıza duyurmanız için şimdiden çok teşekkür ederim.

*****

İNSANOĞLU DEĞİŞİR

Anında doldurulduğu için, evrende asla boşluk olmaz. “Beni hep seveceksin değil mi sevgilim?” sorusuna, sevgilinin “seni sonsuza kadar seveceğim sevgilim” yanıtı, sosyal yaşamda yalanla doldurulur. Nedeni, yalan dünyada “başlayan biter yasası” geçerlidir. Başka değişle, daha önce de değindiğim gibi, “belirli bir anın kimyasıyla verilen sözler, kimya değişince değişir. Kimya ise, değişim süreci yasasına göre işler. M.Ö. dördüncü yüzyılda keşfedilmiş “Değişim yasası” şöyledir: “Değişmeyen tek gerçek değişimdir.”

*****

BACA VERGİSİ

Osmanlının hemen her konuda halktan vergi aldığı günlerde, hazine yine tamtakır kuru bakır durumuna gelmiştir. Padişah vezirlerini toplamış ve onlardan bir vergi konusu bulmalarını istemiş. Ancak, hiçbir öneri alamamış. İçlerinden biri, “Padişahım ben Piç Mehmet Paşa lakabıyla ünlü birini biliyorum. Emir verin getirsinler. O mutlaka bir vergi konusu bulur. ”Piç Mehmet Paşa huzura getirilince Padişah, “Sen akıllı bir adammışsın. Biz halka her konuda vergi koyduk. Hazinemiz yine boşaldı. Halktan para toplamak için bir vergi konusu bulamıyoruz. Sen ne dersin?” demiş.

Piç Mehmet Paşa, “Padişahım halka BACA VERGİSİ salınız. İster yoksul ister zengin olsun, her evin bir bacası vardır. Vergi toplayıcılarınız çıksın dolaşsın ülkeyi. Hangi bacadan duman tütüyorsa, oradaki halk henüz yoksulluktan ölmemiş yaşıyor demektir. Bacasından duman çıkan evlerden hazineye muazzam bir gelir sağlanır.

Padişah vezirlerine dönüp “vezirlerim söyleyin bakalım Fiil-i zina (nikahsız kadın-erkek çiftleşmesi) mı daha iğrençtir; yoksa Fiil-livata (erkek erkeğe çiftleşme) mi daha iğrençtir” diye sormuş. Vezirlerin tümü, “Padişahım fiil-ilivata daha iğrençtir. Fiil-i zina kadınla erkek arasında olduğu için hiç değilse doğaya uygundur. Oysa, erkek erkeğe ilişki doğaya da aykırıdır” demiş.

Padişah “Hayır bilemediniz. Fiil-i zina” daha iğrençtir. Fiil-i livatadan hiç bir şey çıkmaz. Ama “fiil-i zinadan, bir PİÇ çıkar ve BACA VERGİSİ salmaya kalkarak bela olur ümmet-i Muhammed’in başına” der.

MŞ SORUSU: Türkiye’de halktan vergi toplamak için konu bulabilecek bir PİÇ var mı acaba? Ya da Türkiye’de halktan vergi toplamak için konu bulabilen bir PİÇ mi var acaba?

*****

30 AĞUSTOS ZAFERİ (30 Ağustos 2014)

91 yıl önce bugün, yurdumuzun yarısı işgal altındaydı. Can ve mal güvenliği yoktu. Gururumuz, düşman ayakları altındaydı. Bayrağımız dalgalanmıyor, minarelerimizden ezan sesleri duyulmuyor, namuslar ve iffetler korunamıyordu. Daha benzer birçok felaket, halkın üzerine çöreklenmişti. Yer yüzünde sığınılacak tek yer olarak kalan Anadolu da, halkın elinden alınmak üzereydi. Padişah dahil tüm Osmanlı sözde yöneticileri, kendi başlarının çaresini aramaktan başka bir kaygı içinde değildi. Halkın geleceği İngilterenin, Fransanın, İtalyanın ve Amerikanın insafına kalmıştı. Bir an için, bu gün aynı koşulların geçerli olduğu varsayılsın lütfen!

İşte Mustafa Kemal Atatürk, işte 30 Ağustos Zaferi, işte bir sürü kendini beğenmişin içinde Mustafa Kemal Atatürk’e nasip edilen kurtarıcılık, yeniden diriliş, yenilmez varsayılanları kesin yeniş, kayıtsız şartsız bağımsızlık, yeniden namus, yeniden iffet, ebedi özgürlük, imkansız denilen zaferi sadece 5 gün içinde ve imkansız denilen çağdaş uygarlık düzeyini 91 yıl içinde gerçekleştiren büyük MİLLET!

30 Ağustos Zafer Bayramınız kutlu olsun!

*****

AKIL ÇELİŞEN FİKİRLERLE GÜÇLENİR

Aynı doğrultuda yüz bin kitap okuyan bir kimse, farklı doğrultularda yüz kitap okuyan kişiye göre, çok daha cahil sayılır. Akıl, çelişen fikirlerle güçlenir ve gerçeğe ulaşma yeteneği kazandırır.

*****

DİNİ YAŞAMAYANLARIN DURUMU

Din hakkında konuşan, yazan, savaşan ve ölen insanların büyük bir kısmı, dinin en başta gelen temel şartlarına göre yaşamasını bilmezler.

*****

İBADET HANELER

İbadethanelerden içeri politika girerse, gerçek din dışarı çıkar.

*****

ZITLIKLARA EŞİT MESAFEDE DURABİLMEK

Güzel/çirkin, yerli/yabancı, iyi/kötü, inanan/inanmayan gibi tüm zıtlıklara eşit mesafede durabiliyorsan, Hak’ka teslim olmuş sayılırsın.

*****

AŞIRI ÇIKARCI İNSANIN DURUMU

Aşırı çıkarcı insan, her telden çalar, her kılığa girer, her rolü oynar, her masaya oturur, her fikri destekler, yüzü kızarmaz, pişkindir.

*****

İNSANLAR AKILLARINDAN MEMNUNDURLAR. İnsanların kendi özelliklerini beğenip beğenmemeleri konusunda yapılan araştırmaların kesin bir sonucu vardır. Hemen her insan göz rengi, burun biçimi, saçları, boyu, kilosu, rengi, dişleri, kaşları vb. bazı fiziksel özelliklerini beğenmediğini ifade etmiştir. Ancak, hiçbir insan aklından şikayetçi olmamıştır. Türk atasözü: “Akıllar pazara çıkmış, herkes kendi aklını almış.”

*****

PAPAĞAN YETİŞTİRİCİLERİ: Öğrencilere anlattıklarını ezberleten öğretim üyelerine yüklü maaşlar veren devlet yöneticileri, sadece papağan yetiştirenleri teşvik eder.

*****

KUTLAMA

Tüm vatandaşlarının ırk, dil, din, etnik köken, cins, soy, sop, cemaat, mezhep, parti, dernek, kurum ve benzeri ayrımları yapmadan, yalnızca insan oldukları için birbirlerine değer verdikleri ve birbirlerini sevdikleri bir Türkiye Cumhuriyeti arzusu ve hayaliyle, Ramazan Bayramınızı kutlar, sevgi ve saygılarımı sunarım.

*****

KUYRUĞU DİK TUTMAK

Hz. Mevlana’dan hikaye: Hayvanların kralı aslana, ormanda yaşayan diğer hayvanlar, kuyruğunu hep dik tutan fareden dert yanmışlar. “Şu kuyruğunu hep dik tutan fare, malımıza ve canımıza sürekli zarar veriyor, onu cezalandırın da artık şerrinden kurtulalım” demişler. Aslan ne yapsam diye düşünürken kedi, ” sayın kralım siz onu bana bırakın. Biz fare ile ebedi düşmanız.” Aslan “ne yapacaksın” demiş. Kedi “siz bana bırakın” demiş. Aslan “peki” demiş. Kedi arkada, kuyruğu dik fare önde, bir kovalamaca başlamış. Ancak, kedi tam yakalayacakken, fare bir ağacın arkasına saklanıyormuş. Ormanda saklanacak ağaçlar bitince fare, kendisini bir kupkuru meydanda bulmuş. Saklanacak bir yer ararken, meydanda bir inek görmüş ve ineğe, “inek kardeş, canım tehlikede ne olur beni sakla” demiş. İnek, “bana bunca zararlar verdin, ama madem canın tehlikede geç arkamda dur” demiş. Arkasına geçip duran farenin üzerine şeyini yapmış. Tam o sırada kedi gelmiş ve ineğe, bu tarafa bir fare kaçmıştı onu gördün mü demiş. İneğin daha yanıt bile vermesine zaman kalmadan kedi, ineğin şeyinin içinde dik bir kuyruk görmüş, durumu anlamış ve farenin işini bitirmiş.

Kıssadan Hisse: Hz. Mevlana bu hikayesi ile üç öğüt veriyor: (1) sana pislik atan herkesi düşman sanma, belki de günün birinde ihtiyacın olunca dostça davranabilir, (2) Seni her pislikten çıkaranı dost sanma, belki de düşmanındır vakti gelince seni yok edebilir, (3) Bu kadar pisliğin içinde bari kuyruğunu dik tutma, biraz aşağıdan almasını bil.

*****

TOLERANS

Bir demir çubuktan asla tam 5’er, 6’şar veya 8’er milimetrelik parçalar kesilemez. Kesinlikle sapmalar olur. Ya da bir ekmek fırınında tam 400 kilogram ekmekler üretilemez. Kesinlikle sapmalar olur. Bu nedenle hemen her konuda tam ve kesin ölçüler veya kesin kurallar konulmaz. Belirli alt ve üst limitler konulur. Bu limitlere TOLERANS denir. Gerçek Müslümanlık, toleransı en geniş dindir. Öyle ki,Peygamberimiz, “zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız” demiştir. Matematik, istatistik ya da kısacası pozitif bilimden habersiz din yobazları, ayrıntının ayrıntısına da kesin kurallar koyma yarışına girmişlerdir. Yok hamile kadınlar sokakta gezemezmiş, yok kuşun su içtiği kaptaki su ile abdest alınamazmış, yok kadınların gözleri hariç her yeri sokakta kapalı olacakmış, yok klozetlerin ön kısmı kıbleye doğru olmazmış. Başka değişle sonsuza yakın ayrıntının ayrıntısı safsata, safsata, safsata… Yobaz doktor candan, yobaz dinci dinden, yobaz yönetici kurumdan, yobaz siyasetçi vatandan ediyor. Biraz güncel bilimleri edinin de günaha girip durmayın ey yobazlığını kabul etmeyen yobazlar.

*****

B.K’UM DA BANA YÜZME ÖĞRETİYOR

Rahmetli Baba’ma 13 yaşlarındayken bir konuda bilgiçlik taslamıştım. Babam bana şu fıkrayı anlatmıştı:

Oğlum, manda gölde yüzmeyi çok severmiş. Bir gün tam gölün ortasına gelince, büyük abdest ihtiyacı duymuş ve bu ihtiyacını gidermiş. Bir müddet sonra arkasına bakmış ve şöyle demiş: “B.K’um da bana yüzme öğretiyor.

Kendilerine bir söz bile öğretmiş olsa, el öpmek şöyle dursun susmaları gerekirken, hocalarının fikirleri veya fıkraları karşısında bilgiçlik taslayan öğrencilere ithaf olunur.

*****

ÇALIŞMANIN ÖNEMİ

Hz. Musa ile Firavun, halkın önünde iddiaya tutuşurlar. Yarın halk, Nil nehri kenarına davet edilecektir. Burada kim Nil nehrini tersine akıtabilirse, diğeri Onun dinini kabul edecektir. Hz. Musa, Allah’ın kendisini mahcup etmeyeceğinden emin olarak, gece rahat bir uyku çeker. Firavun ise, sabaha kadar hiç gözünü kırpmadan, sürekli olarak “Ya Musa’nın Allah’ı, yarın beni halkımın önünde mahcup etme! Ya Nil tersine ak dediğim anda, Nil’i tersine akıt” diye dua eder, yalvarır. Sabah belirlenen saatte, Hz. Musa, Firavun ve halk, belirlenen yerde toplanır. Hz. Musa, kendinden emin olarak asasını Nil nehrine vurur ve, “Ya Nil tersine ak” der. Ancak Nil, Hz. Musa’nın emrini dinlemez, normal akışına devam eder. Sıra Firavuna gelir. Firavun ise, biraz endişeli olarak “Ya Nil tersine ak” der ve Nil tersine akmaya başlar. Bu duruma çok şaşıran Hz. Musa, Tur Dağına çıkarak, hal diliyle Allah’a, Firavun karşısında niçin mahcup edildiğinin sebebini sorar. Göklerden gelen bir nida ile ürperir: “Ya Musa, ben Firavun dahil tüm kullarımın Allah’ıyım. Sen hiç çalışmadın, büyüklük tasladın, sabaha kadar uyudun. Oysa Firavun, sabaha kadar “Ya Musa’nın Allah’ı yarın beni halkımın önünde mahcup etme” diye yalvardı. Böylece bana inandı ve benim büyüklüğümü kabul etmiş oldu. Ben kullarım arasında ayrım yapmam. İyi niyetle sürekli çalışan, didinen, hak eden ve yardım dileyen tüm kullarımın duasını kabul ederim.”

M. Şahin’in önerisi: Muhalefet partileri ve liderleri de iyi niyetle, hiç durmadan çalışır, halkın seveceği, inanacağı projeler, seçenekler geliştirir ve Allah’a yalvarırlarsa, Allah onları da iktidara getirir. Değilse, hep ve her zaman Hz. Musa’nın durumuna düşerler.

*****

SİMGELER

İnsanların ve kurumların çok büyük bir kısmı, aslında kendilerinde eksik olan bir özelliği varmış gibi gösteren adlar, simgeler ve davranışlar sergilerler. Örneğin, namussuzlar namusluymuş gibi, yalancılar dürüstmüş gibi, inanmayanlar inanıyormuş gibi, bilgisizler bilgiliymiş gibi, fakirler zenginmiş gibi, kötüler iyiymiş gibi, güçsüzler güçlüymüş gibi, iktidarsızlar iktidarlıymış ….. gibi görüntü vermeye çalışırlar. Kurumlar da öyle. Örneğin, bu günlerde her üniversite, kendisini en iyiymiş gibi reklam yapma yarışındalar. Adalet eksikliyi duyan partiler ise, adına bir “Adalet” sözcüğü ekler. Sosyal demokrat olmayan bir parti adına bir “Sosyal Demokrat” sözcüğü ekler. Halkçı olmayan bir parti adına bir “Halk” sözcüğü ekler. Dahası, dahası ve dahası var….Ey Türk halkı! Sakın simgelerin etkisinde kalma!

*****

DERTSİZ İNSAN YOKTUR

İhtiyaçlar sonsuzdur. İhtiyaçlar para ile karşılanır. O halde para ihtiyacı da sonsuzdur. Para sonsuz olmadığına göre, dertsiz insan yoktur.

*****

GÖNÜLLÜ DEĞİŞİM MUCİZESİ

Ramazan, bir değişim ayı. İnsanın diğer 11 aydaki günlük yaşamı, tamamen değişiyor. Uyku saatleri, yemek saatleri, sofrası, yiyecekleri, içecekleri, davranışları, büyük abdest alışkanlığı, küçük abdest alışkanlığı, kısaca söylemek gerekirse gönüllü bir değişim mucizesi. Bu gönüllü değişimi yaşayan tüm insanların ramazanını kutlar, dualarının kabulünü dilerim.

*****

FAZLALIKLAR ATILIRSA SANAT ESERİ OLUR

Musa Heykeli’ni yapan Michelangelo’ya (1475-1564) sormuşlar: Bu olağanüstü heykeli yapmayı nasıl başardın? Dahi Heykeltıraş “taşın fazlalıklarını atınca bu Musa Heykeli oldu.” demiş. Ben de bu fikirden yararlanarak, “sözün fazlasını atınca şiir, çizginin fazlasını atınca resim, hurafeleri atınca din, yalanları atınca devlet adamı, gururu atınca insan olur” desem ve benzeri türetmeleri yapsam, doğru olur mu acaba?

*****

BİZ BU B.k’U NİYE YEDİK

Ağa sabah kalktığında kahyasına arabanın hazırlanmasını, şehre ineceğini söyler. Kahya hizmetlilerin de yardımıyla, en iyi koşumlarla en iyi iki atı arabaya koşar. At araba, atların süsü, arabanın boyası ile göz kamaştırmaktadır.

Ağa ve kahya arabaya kurulurlar. Ağanın işareti ile araba hareket eder. Bu hareket sırasında ağa, şu atlara bak, şu arabaya bak, kimde var böylesi. Diye düşünerek kasılmaktadır. Aynı anda kahyanın da aklından; ömrüm el kapılarında geçecek, keşke şu at araba benim olsaydı diye geçirirken, Ağa birden bire, arabayı durdurmasını ister kahyadan. Kahya arabayı durdurur. Bu arada köyün dışına çıkmışlardır. Ağa yolun kenarında bir çukura büyük abdestini yapar. Pantolonunu kaldırdıktan sonra kahyasına dönerek, “bu atlarla arabanın senin olmasını ister misin?” diye sorar. Kahya, şaşkınlıktan gözleri yerlerinden fırlayacak gibi, “şaka mı yapıyorsun ağam?” diye sorar. Ağa hayır deyince de “ama ağam benim atı alacak kadar param yok ki” der. Ağa da “para istemiyorum şu b.kumu ye bu atlarla araba senin olsun” der. Kahya, Ağanın b.kunu yedikten sonra, Ağa, “tamam artık bu atlarla araba senin” der. Kahya sevinçli, ağa üzgün olarak, şehre doğru yola devam ederler. Şehirden eve dönerken ağayı sıkıntı basar. Ağa “ben atla arabayı bu kahyaya verdim ama, şimdi köylüye ne derim” diye kendine sorar. Sonra dayanamayıp kahyaya, “kahya bu atla arabayı bana satar mısın? diye sorar. Kahya, arabayı durdurur. Yolun kenarında bir çukura büyük abdestini yapar ve Ağaya dönerek, “satmam ama şu b.kumu yersen sana atlarla arabayı geri veririm der. Ağa da köylüye mahcup olmamak için kahyanın b.kunu yer. Köye yaklaştıkları sırada kahya gülmeye başlar. Ağa merak edip sorar: Kahya niye gülüyorsun? Kahya da ağaya dönüp: “Ağam sana bir sorum olacak” der. Ağa sor bakalım deyince, kahya sorusuna başlar: “Ağam, biz köyden çıkarken bu atlarla araba kimindi?” .Ağa cevap verir: “Benim.”, Kahya, “şimdi kimin?”, Ağa, “şimdi de benim. Kahya Ağasına dönerek, “Ağam o halde biz bu bokları niye yedik?”

Mehmet Şahin’in yanıtı: “Hülya Avşar Başbakanla baş başa görüşebilsin ve yüce fikirlerini Başbakana sunabilsin diye.”

*****

YAŞAM TARZI

Yaşam tarzı kavramını, ilk kez Avusturyalı psikolog Alfred Adler (1870-1937) kullanmıştır. Zaman içinde kavram, sanatta, pazarlamada, sosyolojide, psikolojide, kültürde ve hemen her alanda değişik biçimlerde tanımlanmıştır. Yaşam tarzının güncel olarak en çok benimsenen tanımı; bir kimsenin bedeni, giysileri, konuşması, boş zaman kullanması, yiyeceği, içeceği, evi, otomobili, tatili, eşi, inancı gibi hemen her özgün tercihlerine, evrensel doğrulara aykırı düşmedikçe, iç ve dış çevrelerin saygı duymasıdır.

*****

MUHALEFET PARTİLERİ

Muhalefetin azıcık ümidi olsaydı, erken seçim isterdi. Muhalefet partileri, laf yarışı yapmayı bırakıp alternatif olmanın yolunu bulmalıdır.

*****

ATATÜRK HARİÇ BÜTÜN CUMHURBAŞKANLARINI GÖRDÜM

Atatürk hariç, bütün Cumhurbaşkanlarını gördüm. 1949 yılından sonra başbakanlık yapan bütün liderleri gördüm. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve irili ufaklı daha bütün müdahalelerin üzerinden belirli bir zaman geçtikten sonra, gerek müdahalede bulunanların, gerek müdahaleye maruz kalanların, gerekse de bütün tarihçi ve düşünürlerin şu ortak kanıda birleştiklerini gördüm: “Halkın çıkardığı mesajlara aldırışsız kalma ve kendini beğenmiş psikolojisiyle anlamsız inatlaşmalar olmasaydı, bir demokratik uzlaşma bulunur ve halka maddi/manevi acılar ve kayıplar yaşatılmazdı.”

*****

HİÇ

Nasrettin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin?” “Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca: …“Sen kimsin?” “Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara. “Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasrettin Hoca. “Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam. “Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca. “Vezir” demiş adam. “Daha daha sonra ne olacaksın?” “Bir ihtimal sadrazam olabilirim.” “Peki, ondan sonra?” Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.” “Daha niye kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: “Hiçlik makamında!” Nasrettin Hoca

*****

GERÇEK BEYİN AZLIĞI

İnsan organizmasındaki her organın bir işlevi vardır. İnsanlar, beyni dışında tüm organlarının iyi çalışıp çalışmadığını bilirler. Yalnızca, beyinlerinin çevrede olup bitenleri algılamada, anlamada ve kavramada yeterli olup olmadığını bilmezler. Doğada, işlevini hakkıyla yerine getiren organ sayısı yüzde yüze yakındır. Oysa, işlevini hakkıyla yerine getiren beyin sayısı çok azdır. En kötüsü ise, kafası sorunlu çalışanlar, bu aksaklığın farkında bile olmazlar. İnsanlığın sık sık bunalıma girmesi, yaşamın çekilmez duruma gelmesi, söz konusu zihinsel verimsizliktir. Ne yazık ki, sayıları oldukça yüksek olan ahmakları, ahmak olduklarına inandırmak mümkün değildir. Bu nedenle, insanlık hep tökezleyip duracaktır.

*****

GERÇEK SAVAŞ

Din uğruna savaş (cihat) yapıyorum diyenlerin, önce kendi bencillikleri ile savaşıp kazanmaları, ilkel komplekslerini yok etmeleri gerekir.

*****