Ölçülü Yaşamak

ÖLÇÜLÜ YAŞAM

Yaşamak, iletişimde bulunmaktır. Ölüler, iletişimde bulunamazlar. Maddi ve manevi çevresiyle iletişimde bulunamayanlar, bir bakıma ölü sayılırlar. Ancak, öyle insanlar vardır ki, çevrelerini yeterince tanımadıkları için, çevreleriyle ilişkide bulunamazlar. Yine öyle insanlar vardır ki, şu veya bu nedenden dolayı korktukları için çevreleriyle ilişki kuramazlar. Bazı insanlar da yalnızca maddi çevrelerini bilirler, bir de manevi çevreleri olduğunun ya farkında değillerdir ya da bu tür bir çevrenin olduğuna inanmazlar.

Bu yazı, insanların hem maddi hem de manevi çevreleri olduğu varsayımına göre yazılmıştır.

Asıl olan, insanın çevresiyle olumlu ilişki ve iletişimde bulunmasıdır. Akıllı insan, çevresiyle olumsuz ilişki ve iletişimde bulunmaya çalışmaz. Tam tersine, çevresiyle ilişki ve iletişiminin olumlu olmasına çalışır. Yalnızca maddi çevresiyle olumlu ilişki kuran, manevi çevresini görmeyen veya görmezden gelen bir insanın bütünüyle mutlu olduğu söylenemez. Oysa, somut ve soyut bütün varlıklarla olumlu ilişki ve iletişimde bulunan bir insanın, diğerine oranla çok daha mutlu olduğu ileri sürülebilir.

Somut ve soyut varlıklarla olumlu ilişki ve iletişimde bulunma, ölçülü yaşam anlamına gelir. Ölçülü yaşayan insan, evrende ya da doğada bir ölçü, bir denge olduğunu görür ve kendi yaşamında da bu ölçüyü ve dengeyi tutturmaya çalışır.

Aslında, doğada ikilik sistem savaşı ve bu savaş sonunda kurulan denge söz konusudur. Sıcak-soğuk, güzel-çirkin, bu dünya-öteki dünya, gece-gündüz, güzel-çirkin, negatif-pozitif, kadın-erkek, iyi-kötü, ruh-beden, savaş-barış, arz-talep, deli-akıllı vb. Söz konusu bu zıtlar aynı anda kesinlikle olamazlar. Örneğin, sıcak-soğuk aynı anda olamayacağı için birbiriyle savaşırlar ve ılık dengesi kurulur. Gece-gündüz aynı anda olamaz birbiriyle savaşırlar ve alaca karanlık dengesine ulaşılır. Artı elektrik-eksi elektrik birbiriyle savaşarak ısı, ışık veya harekete dönüşür. Benzer şekilde, arz-talep savaşı sonunda fiyat ortaya çıkar.

Başta da değinildiği gibi, ölçülü ya da dengeli yaşayan insanlar, ölçüyü kaçıranlara ya da dengeyi tutturamayanlara oranla, doğadaki dengeye uyum sağlayamazlar ve tahterevallinin ya altında ya da üstünde çırpınır dururlar. Konuya teizm açısından bakıldığında, yaşamını doğadaki dengeyi örnek alarak sürdüren insanlar, hem görünen dünyada hem de görünmeyen dünyada huzur içindedirler. Tersine, ölçüsüz ve dengesiz yaşayanlar ise, her iki dünyada ya vicdan azabı ya da cehennem azabı içinde kıvranır dururlar.

Doğal dengeyi tutturmak, insan yaşamında son derece önemli bir uğraştır. Çok yeme isteği ile az yeme isteği sürekli olarak savaşır. İnsan çok yerse de az yerse de, savaşı kaybeder. Çok yiyenler, şişmanlığın kötü sonuçlarına, az yiyenler de beslenememenin kötü sonuçlarına katlanmak durumunda kalırlar. Oysa, beslenmede orta noktayı bulabilenler, bulamayanlara oranla daha sağlıklı bir yaşam sürdürürler. İnsan bedeni ile insan ruhu da, bir savaş içindedir. İnsan bedeni (nefs), hep daha çok, hep daha çok, hep daha çok ister. Örneğin, daha çok para, daha çok servet, daha çok uyku, daha çok rahat, daha çok içki, daha çok seks, daha çok eğlence, daha çok gezme, daha çok kadın, daha çok erkek, daha çok konuşma, daha çok lüks, daha çok çeşit, daha çok giysi vb. İnsan ruhu ise, bu daha çokların felaket getireceğini bildiği için, sınırlar koymaya çalışır. Örneğin, akıl, bir günü üçe bölerek 8 saat uykunun, sekiz saat çalışmanın ve sekiz saat da özel yaşamın dengeli olacağını hesaplar. Hesaplar da, insan nefsi yine de bu dengeyi bozma yönünde elinden geleni yapar.

Görünür ve görünmez evrendeki bütün varlıklar birbiriyle ilişki, iletişim, barış ve savaş halindedir. Ekonomideki “Kelebek Etkisi” kavramı da bu gerçeğin ifadesidir. Varlıkların birbiri ile ilişkisi ve iletişimi, evrenin doğasına uygunsa barış, uygun değilse savaş söz konusudur. Her savaşın sonunda barış, her barışın sonunda da savaş vardır. Başka değişle, insan yaşamı, barış ve savaş içinde geçer. Barışa odaklı yaşayanlar, sürekli olarak doğal denge ile uyum arayışı içinde olurlar ve göreli bir huzur bulurlar. Savaşa odaklı yaşayanlar ise, sürekli olarak ölçüsüz ve dengesiz davranışlar içinde gider gelirler. İşin kötüsü, bazıları, dengeyi bozduklarının bile farkında olmazlar. Örneğin, denizleri, havayı, çevreyi kirletmekten kaçınmayarak, hem kendilerinin hem de diğer insanların felaketini hazırlamış olurlar.

Sonuç olarak, dengesiz yiyenler, giyenler, sevişenler, konuşanlar, çalışanlar, gezenler, uyuyanlar, evlenenler, para kazananlar, ibadet edenler, ibadet etmeyenler vb. ölçüsüz yaşamı tercih edenlerdir. Akıl, ölçülü yaşamın sonucunun, ölçüsüz yaşamın sonucundan daha iyi olacağını ortaya koyar.

Siz ister ölçülü ve dengeli yaşamı, isterse ölçüsüz ve dengesiz yaşamı seçin. Doğada seçim özgürlüğü vardır ve her özgürlüğün de bir bedeli vardır.
İl